TEMİZ ASIL TEMİZ NESİL

Somuncu Baba

Atalar sözüdür "Aslı temiz olanın nesli de temiz olur." Sevgili Peygamberimizin neslinden olan seçkin şahsiyetler her dönemde topluma örnek olmuşlardır. Bunlardan biri de Altın Silsilenin 15. halkası olan Seyyid Emir Külâl Hazretleridir.

Peygamber Efendimizin neslinden geldiği için Seyyid ve Emir¸ çömlekçilik yaptığı için de Külâl diye anılan Emir Külâl Hazretleri Buhara yakınlarındaki Efşene Köyünde 1281 senesinde dünyayı teşrif eder.

Atalar sözüdür "Aslı temiz olanın nesli de temiz olur." Sevgili Peygamberimizin neslinden olan seçkin şahsiyetler her dönemde topluma örnek olmuşlardır. Bunlardan biri de Altın Silsilenin 15. halkası olan Seyyid Emir Külâl Hazretleridir.


Peygamber Efendimizin neslinden geldiği için Seyyid ve Emir¸ çömlekçilik yaptığı için de Külâl diye anılan Emir Külâl Hazretleri Buhara yakınlarındaki Efşene Köyünde 1281 senesinde dünyayı teşrif eder. 


Sâlih bir zât olan babası Emir Hamza¸ Medine'den gelip Buhara'nın Efşene Köyüne yerleşmiştir ve Yesevî şeyhlerinden ve devrin meşhur velîlerinden Seyyid Ata'nın dostudur. Zamanın meşhur zâtları ile kalabalık bir gurup hâlinde Efşene'den geçen Seyyid Ata¸ Emir Hamza ile bu yolculuğu sırasında tanışmıştır. Bundan sonra Seyyid Ata'nın her ne zaman oraya yolu düşse¸ önce doğrudan Seyyid Hamza'nın evine gider¸ başkalarıyla daha sonra görüşür. Yine bir defasında Efşene Köyüne uğrar ve Seyyid Hamza'nın yanına gelir. Bu gelişinde ona bir müjde verip; "Kardeşim! Allah (c.c.) sana şanı pek yüce olacak bir evlat verecek. Cihan¸ baştanbaşa onun hizmetine girecektir. Bu çocuk doğduğu zaman ismini Emir Külâl koy!" der. Aradan yıllar geçer. Seyyid Hamza'nın bir oğlu olur. Seyyid Ata'nın işareti üzerine ismini "Emir Külâl" koyar.[1]


Emir Külâl (k.s.)¸ nesep itibariyle seyyid ve asil bir ailenin evladı olması sebebiyle mânevî bir atmosferde yetişir. Hatta bazı menkıbelerde onun daha ana karnındayken şüpheli yiyecekler konusunda annesini uyardığı nakledilir. Menkıbeye göre annesi bu durumu şu şekilde anlatmaktadır: "Ne zaman şüpheli bir şey yiyecek olsam¸ karnımı sancı tutardı. Hatta bu sancı üç defa peş peşe tekrarlardı. Böylece ben yediğimin şüpheli olduğunu anlar ve yediğimi çıkarırdım. Bütün bunlar karnımda taşıdığım çocuğun nuranîliği sebebiyle idi. Bu yüzden yiyeceklerime çok dikkat ederdim."[2]


Maneviyat büyüklerinin halleri ve yetişme tarzları birbirine benzerlik arz etmektedir. Buna benzer bir manevi hâl de Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)'de zuhur etmiştir. Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî adlı eserinde kendileri annelerinden nakille şöyle ifade ediyorlar:


 "Annemin neşeli bir anı idi; ‘Canım anne! Enişteler¸ evlatlardan daha sevgili olur¸ derler. Sizde de bu his böyle midir?' diye sormuştum. Annem gözleri nemli olarak yüzüme baktı; ‘Yok efendi oğlum! Evlatların sevgideki farkını izhâr etmek lâyık olmaz¸ ama ne yalan söyleyeyim Ahmed ilk evlâdım olduğu için daha çok severdim. Lâkin gördüğüm bir rüya üzerine farkınız yoktur. Ahmed'de genç idim¸ pek riâyet edemedim. Fakat size abdestsiz süt vermedim.' diyerek rüyalarını beyân etmişlerdi."[3]


Ruhları Kurtaran Kir Denizinden Kurtaran Kaptanlar


Gürbüz bir yapıya sahip olan Emir Külâl (k.s.)'in gençlik yıllarında güreş sporuyla meşgul olduğu rivayet edilir. Hatta onun gibi seyyid neslinden gelen birine güreş gibi bir sporla meşgul olmayı yakıştıramayan bir zâta ait şöyle bir menkıbe nakledilir:


"Büyük bir kalabalık arasında güreş tutan Emir Külâl'i seyredenlerden biri; ‘Peygamber soyundan gelen biri nasıl olup da böyle bid'at sayılabilecek bir işle meşgul olabiliyor?' diye gönlünden geçirmiş. Hatırına bu düşünce gelince kendisini bir uyku hâli bastırmış. Uykuya dalınca rüyasında kıyametin koptuğunu ve kendisinin bir bataklık içinde batmamak için çırpındığını görmüş. Öyle bir bataklık ve öyle bir çırpınış ki çırpındıkça batıyor¸ battıkça çırpınıyor. Kendisinden ve hayatından ümit kestiği bir anda Emir Külâl karşısında zâhir olmuş ve kuvvetli pazusuyla onu belinden kavradığı gibi çekip çıkarmış. Adam uyanmış ki güreşini tamamlayan Emir Külâl kendisine dönmüş ve şunları söylemektedir: ‘Bizim pehlivanlığımız¸ çamura düşenleri bataktan çıkarmak içindir."[4]


Maneviyat önderleri etrafındaki insanların kurtuluşuna vesile olur¸ onları yanlış duygu¸ düşünce ve hareketlerden kurtarmak için çalışır¸ zaman zaman ikaz ederler.


 Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.) 1960'lı yıllarda Balaban Kasabasına Şeyh Abdurrahman-ı Erzincanî Camii ve Türbesinin inşaatına başlar. Balaban halkından cami civarında evi olan bir kimse¸ kendi kendine yapılan işe itiraz edip "Hulûsi Efendi bu kadar masraf edip cami/türbe yaptıracağına Balaban'a içme ve sulama suyu getirtseydi daha iyi olurdu" diye söylenir¸ içinden geçirir.


O gece rüyasında üç kişi gelir bu kimseyi alır yüksekçe bir yere çıkarırlar. Üç kişiden yaşlı olan zat¸ "Büyüklerin işine karıştı¸ Allah dostuna itirazda bulundu bunu buradan atalım" der. En genç olanları ¸ "Efendim bir hatadır yapmış¸ pişman olur¸ bir daha yapmamaya söz verirse¸ bu defalık hoşgörün¸ bağışlayın" der. Yaşlı olan zat "Peki o zaman" der. Kurtulma sevinciyle o kimse uyanır. Aradan yıllar geçer bu hatırasını H. Hamidettin Ateş Efendi'ye anlatır. H. Hamidettin Ateş Efendi o kimseye: "Büyükler camiyi de yapar¸ suyu da getirir.  Sabırlı olanlar¸ büyüklere tâbi olanlar dünya ve ahirette kazanır. Bakın Gökpınar Sulama Projesi Hulûsi Efendi (k.s)'nin bürokratik çaba ve himmetiyle tamamlandı. Bu beldelerimiz sulama suyuna kavuştular¸ tarım ileride daha da gelişecek.' buyurur.  Âşık Feymani de bir medhiyesinde Hulûsi Efendi'yi şöyle tanımlar:


Gelmiş bir ulu şehire


Çıkmış bir yüce sefere


Kir bahrine düşmüşlere


Kaptandır Seyyid Hulûsi


(Yüce neseb-i âlinin evlatları manevî yolculuklara çıkmış¸ insanları kötülük bataklıklarından iyilik deryasının kıyısına taşımıştır.  Onun ahlâkı¸ örnekliği¸ hayatı¸ insanlara öğütleri binlerce insanın gönlünü temizlemiş¸  günah kirlerinden arındırarak¸ güzellik diyarına ulaşmalarına vesile olmuştur. O öyle bir maneviyat gemisinin kaptanıdır ki¸ dünyevî fırtınalar¸ onun selamet gemisini etkilemez. O gönül gemisinde kendine yer bulanlar huzura yelken açarlar.)


Manevî İşaretler


Rivayete göre¸ bir gün Emir Külâl Hazretleri¸ Cuma namazını Buhara'da kıldıktan sonra bazı müridleriyle Sûhârî'deki evine dönerken Kelâbâd'a gelir ve çayırda oturmuş bir grup insan görür. Emir Timur'un da bunların arasında olduğunu öğrenir. Timur da bu zâtın Emir Külâl (k.s.) olduğunu öğrenince¸ onun yanına gelip tavsiye ister. Ancak Emir Külâl (k.s.)¸ "Biz meşâyihtan işaret gelmedikçe bir şey söyleyemeyiz¸ ama bekleyin ve uyanık olun¸ sizin işinizi aydınlık görüyorum." diyerek evine döner. Orada halvete giren Emir Külâl (k.s.)¸ yatsı namazından sonra sırdaşı olup Karaman Köyünde ikâmet eden Şeyh Mansur'u çağırtır ve "Hemen Timur'un yanına git ve hiç durmadan Harizm'e hareket etmesini¸ orayı fethettikten sonra Semerkand'a yönelmesini söyle." der. Şeyh Mansur bu haberi ulaştırınca Timur hemen Harizm'e hareket eder. Onun hareketinden kısa bir süre sonra¸ bir grup gelip Timur'un çadırını kuşatırlar¸ ama çadır boş olduğu için kimseyi bulamazlar.


Gönüllerinde maneviyat sırları olan büyükler her zaman özlü sözlerle önemli olaylara işaret etmişlerdir. Konuya benzer bir menkıbe de şöyledir:


4. Murat Bağdat seferine giderken Darende'ye uğrar¸ Somuncu Baba Hazretlerinin soyundan gelen Ahmed-i Velî Hazretlerini ziyaret eder ve bir nasihat ister. Ahmed-i Velî Hazretleri¸ "Hünkârım akşamın işini sabaha bırakma" der. Ve bir ibrik hediye eder. Ordu Bağdat önlerine gelir akşam vakti girmiş¸ 4. Murat taarruz emri için sabahı beklemektedir. Akşam namazı için abdest almak üzere ‘ibrik' gelir¸ ibriğin kapağını kaldırır ki kapağın altında bir yazı var. Orada Ahmed-i Velî Hazretlerinin tavsiyesi yazılıdır¸ "Akşamın işini sabaha bırakma." Hemen taarruz emri verilir ve Bağdat feth olur.


Uzunca bir ömür süren Emir Külâl (k.s.)¸ 28 Kasım 1370 tarihinde vefat ederek Sûhârî'de defnedilmiştir.


Üç Tavsiye


Tüm bu tespitlerden sonra Seyyid Emir Külâl Hazretleri'nin düşünce dünyasını yansıtan üç tavsiyesi ve aynı konularda yine temiz neslin evladı H. Hamidettin Ateş Efendi'nin görüşlerine yer verelim.


Tevbe İlâhî Rızaya Talip Olmaktır


Emir Külâl Hazretleri tevbe hakkında şu öğütlerde bulunmuştur:


"Tevbe ediniz. Tevbekâr ve edepli olmak gerekir. Tevbe¸ bütün itaatlerin başıdır. Tevbe¸ sadece dil ile olmaz. Tevbe¸ işlenen günahlara kalpten pişmanlık duymak ve bir daha günahı işlememektir. Allah (c.c.)'tan daima korkunuz. Kendi günahlarınıza bakıp tevbe ediniz. Başkaları sizden hoşnut olsun. Günahlarınıza pişman olup o kadar ağlayıp tevbe ediniz de gerçekten size tevbekâr densin.Dünyadayken günahlara pişman olup kulluk vazifesini yaparak ahireti kazanmak gerekir.


H. Hamidettin Ateş Efendi de bu konuda şöyle buyurmaktadır:


"Tevbe¸ kötü işlerden vazgeçip¸ iyiliklere dönmektir. Tevbe¸ Hakk'ın rızasına talip olanların ilk müracaat edeceği kapıdır. Avamın tevbesi günahtan¸ havasın tevbesi ise gaflettendir. Kulluk mertebesinin başlangıcında olanlar azap korkusundan¸ nihayetinde bulunanlar Allah'ın kereminden utançlarından tevbe ederler."[5]


İyiliği ve Kötülüğü Ayırt Edebilmek


Emir Külâl Hazretleri şöyle buyurur: 


"Emr-i bi'l-maruf nehy-i ani'l-münker/iyiliği emretmek¸ kötülükten sakındırmak vazifesini yerine getiriniz. Dinin yasak ettiği şeylerden¸ dine uygun olmayan işlerden ve bidatlerden sakınınız. Âyet-i kerimede mealen şöyle buyurulmaktadır: "Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi¸ yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında¸ acımasız¸ güçlü¸ Allah (c.c.)'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır."[6]Ahirette bunlardan olmamak için çok korkup sakınınız!"


H. Hamidettin Ateş Efendi de konuyla ilgili şöyle buyurmaktadır:


"Bir kişinin saadete ermesi hayatta hayrını ve şerrini bilmesiyle iyiliği ve kötülüğü birbirinden ayırt etmesiyle mümkündür. İyilikler ve hayırlar bilinmeli ki yapılsın. Kötülükler şerler tanınmalı ki onlardan kaçınılsın. Kötülerden ve kötülüklerden nefret ediniz. İyilerle beraber olunuz¸ iyileri kendinize dost edininiz.  İnsanları kötülüklerden sakındırınız."[7]


Allah'ın Sevip Seçtiği Kullar


Emir Külâl Hazretleri Allah'ın rızasının seçkin kullar vesilesiyle kazanılacağına işaret eden öğütleri şöyledir: 


"Dostlarım! Gidişatınızdan habersiz olmak kadar kötü bir şey yoktur. Bu hâl¸ gaflet içinde olmanın delilidir. Başkalarının habersiz olduğu şeyler¸ bu yolun büyüklerine açılmıştır. Onların maksadı¸ Allah (c.c.)'ın rızasını aramaktır. Onlar¸ buna kavuşmuşlardır. Allah (c.c.)¸ her asırda sevip seçtiği kullarından bir büyük zât yaratır. Böylece herkesi belâ ve felaketlerden korur.


Dostlarım! Böyle olan zâta talebe olunuz. Böylece dünya ve ahiret saadetine kavuşursunuz. Allah (c.c.)'ın emirlerine itaat ediniz. Nerede olursanız olun¸ ilim öğrenmekten ve amel etmekten uzak kalmayınız. Her ne olursa olsun¸ karşınıza her ne güçlük çıkarsa çıksın¸ ilmi ve ameli asla terk etmeyiniz.


H. Hamidettin Ateş Efendi'nin Allah dostlarıyla ilgili şu kelamlarıyla yazımızı taçlandıralım:


"Allah dostlarının ve ilmiyle âmil ilim adamlarının sohbetlerinde bulunmak çok bereketli ve feyizlidir. Onların ilmî neşveleri¸ ruhanî ve ahlâkî meziyetleri¸ takva ve salah durumları insanların gönlüne huzur verir. Duaları¸ ahirette şefaatleri gibi nice ganimetler sohbetlerine katılmakla kazanılır. Allah dostlarını hakir görmek alçaklıktır."[8]


"Çeşitli resmi görevlerde bulunmuş¸ paşaların veya diğer Osmanlı veya Cumhuriyet dönemindeki önemli görülen şahsiyetlerin isimleri unutulmasına rağmen¸ manevî önderler¸ Allah dostları yüzyıllar geçmesine rağmen¸ halkın gönlünde yaşamakta¸ isimleri anılmakta¸ hatıraları dilden dile anlatılmaktadır."


 


 


 






[1] Komisyon¸ Evliyâlar Ansiklopedisi¸ Türkiye Gazetesi¸ İstanbul 1992¸ c. X¸ss. 325-326.



[2]Safî¸ Ali b. Hüseyin Vâiz el-Kâşifî¸ Reşahâtu ayni'l-hayât¸ çev.: Mehmed Rauf Efendi¸ İstanbul 1291 (taş baskı)¸ s. 64; H. Kamil  Yılmaz¸ Altın Silsile¸ ErkamYayınları¸ İstanbul 1994¸ s. 108.



[3] Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Mektûbat-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz)¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006¸  s. 8



[4]Kadir Özköse-H. İbrahim Şimşek¸ Altın Silsileden Altın Halkalar¸ Nasihat Yay¸ Ank¸ 2009¸ s. 210.



[5] H. Hamidettin Ateş Hutbe Arşivi¸ 28.02.1986.



[6] 66/Tahrim¸ 6.



[7] H. Hamidettin Ateş Hutbe Arşivi¸ B/29



[8] H. Hamidettin Ateş Hutbe Arşivi¸ 18.08.1995.

Sayfayı Paylaş