TASAVVUFTA ON BİR PRENSİP

Somuncu Baba

Ahmed Yesevî ile aynı şeyhten feyz alarak daha sonra kurulacak Nakşbendîliğin ilk temel esaslarını kuran¸ Mâverâünnehir¸ Buhara¸ Harezm ve Horasan bölgesinde tasavvuf ve tarikat hizmetini sürdüren Abdulhâlik-ı Gucdevânî¸ uzun boylu¸ büyükçe başlı¸ beyaz tenli¸ güzel yüzlü¸ gür ve çatık kaşlı idi. Göğsü enli¸ omuzları genişti. İri vücutlu ve mehabetliydi. Basiretli ve gönlü mâneviyata açıktı. Gucdevânî¸ hâlini insanlardan gizli tutar¸ nefsinin isteklerine uymaz¸ nefsinin istemediği şeyleri yapmakta kendisini pek ağır imtiha

İslâm tasavvufunda insanı ham vasıflardan kurtarıp¸ kâmil insan seviyesine ulaştırmayı hedefleyen çok derin¸ çok faydalı ve çok hikmetli prensipler vardır. Nakşibendî tarikatında on bir esası olarak bilinen bu prensipler Hâcegân/Nakşi tarikatının büyüklerinden Abdulhâlik Gucdevânî Hazretleri tarafından tespit edilmiştir.


Hâcegân tarikatının kurucusu olan Abdulhâlik Gucdevânî Hazretleri¸ Buhara'ya yaklaşık 40 km. uzaklıktaki Gucdevân kasabasında dünyaya gelir. Babası¸ İmam Malik neslinden¸ zâhirî ve batinî ilimlere vakıf bir âlim olan Malatyalı Abdülcemil İmam'dır.


Yirmi iki yaşına geldiğinde¸ Hızır Aleyhisselam'ın tavsiyesi ile Yûsuf Hemedânî'ye intisap eder. Bu yüzden Hızır (a.s.)¸ Gucdevânî'nin pîr-i sebakı/zikir telkin eden pîri ve pîr-i iradeti/sülûka başlatan pîri¸ Yusuf Hemedânî Hazretleri ise sohbet pîri olarak kabil edilir.


Hemedânî Hazretleri'nin bıraktığı halifelerden üçüncüsü olan Ahmed Yesevî¸ Türkistan'da İslâmiyet'i yaymak ve halkı irşad etmek için Buhara'dan ayrılırken buradaki müridlerini Gucdevânî'ye havale eder. Buhara ve civarındaki müridlerin başına geçen Abdulhâlik Gucdevânî (k.s.)¸ Buhara'nın önde gelen âlimi ve idarecilerinden de müridler edinir.


Genelde Gucdevân kasabasında ikâmet eden ve orada vefat eden Abdulhâlik Gucdevânî'nin yaklaşık olarak vefat tarihi 616/1219 olarak verilmektedir.


Ahmed Yesevî ile aynı şeyhten feyz alarak daha sonra kurulacak Nakşbendîliğin ilk temel esaslarını kuran¸ Mâverâünnehir¸ Buhara¸ Harezm ve Horasan bölgesinde tasavvuf ve tarikat hizmetini sürdüren Abdulhâlik-ı Gucdevânî¸ uzun boylu¸ büyükçe başlı¸ beyaz tenli¸ güzel yüzlü¸ gür ve çatık kaşlı idi. Göğsü enli¸ omuzları genişti. İri vücutlu ve mehabetliydi. Basiretli ve gönlü mâneviyata açıktı. Gucdevânî¸ hâlini insanlardan gizli tutar¸ nefsinin isteklerine uymaz¸ nefsinin istemediği şeyleri yapmakta kendisini pek ağır imtihanlara tâbî tutar¸ fakat hiç kimseye bir şey sezdirmezdi. (Kadir Özköse-H. İbrahim Şimşek¸ Altın Silsileden Altın Halkalar¸ Nasihat Yay.¸ Ankara¸ 2009¸ s. 151 vd.)


Abdulhâlik Gucdevânî Hazretleri'nin prensipleri Şah-ı Nakşibend Hazretleri tarafından da geliştirmiştir. Manevi terbiyede¸ bu prensiplere riayet eşsiz bir ehemmiyete sahiptir.


Şimdi bu on bir temel prensibi kısa kısa inceleyelim:


1. Her Alınıp Verilen Nefeste Manen Uyanık Bulunmak / Hûş Der Dem


Her nefeste uyanık olmak¸ gerek zikir esnasında gerekse diğer zamanlarda Allah'tan gayrı olmamak. Nefesleri gafletten korumak kalbe huzur bahşeder. Bir insanın kalbi Allah ile beraberliğin huzur ve şuuruna erişince hal ve hareketlerinde de düzelme meydana gelir.


H. Hamidettin Ateş Efendi bu hususta şöyle buyurmaktadır:


"Kişi¸ Allah (c.c.)'tan başka her şeyi unutarak O'nun ismini anarak¸ sürekli tekrar ederek¸ manevî lezzet bulur¸ kalben mutmain olur. İlahî sevgi böylece insanın iç âleminde bir muhabbet yoğunluğuyla dolar taşar¸ taştıkça coşar. İçinde bulunduğunuz nimetin kıymetini iyi biliniz. Bu saadet tacı herkesin başına konmaz. Bu ulvi yola bağlananlar¸ zikrini¸ fikrini amelini¸ muamelesini büyüklerin yolunu takip ederek¸ en güzel şekilde yapmalıdır."


2. Gözün Ayakucuna Bakması / Nazar Ber Kadem


İnsan¸ gözünü ve ona bağlı olarak da gönlünün etrafa fazlaca takılıp kalmaması için yolda ayaklarının ucuna bakarak yürümelidir. Çünkü lüzumundan fazla dış alakalar kalbin huzurunu değiştirir. Hak ile araya perde girmesine sebep olur. Burada tevazu¸ edep¸ haddini bilmek¸ gözünü haramdan korumak ve sünnete bağlılık vardır.


H. Hamidettin Ateş Efendi¸ tevazu konusunda şöyle buyurmaktadır:


"Tevazu sahibi olan hakkıyla Allah'tan korkar büyüklük taslamaz. Bu korku dünya ve ahiret mutluluğunun rehberi ve vesilesidir.  İnsanın tevazu sahibi olması¸ kendisine ikramlar yapılmasına sebep olur. Alçak gönüllülük¸  insan için en büyük rütbedir. Tevazu göstereni Allah yüceltir."


3. Her Adımda Hakk'a Yürümek / Sefer Der Vatan


Tasavvufî eğitimin erdirici yollarından biri de seyahattir. Vatanda yolculuk anlamına gelen bu terime yüklenen bir mana şöyledir:


Bir mürşid-i kâmile ulaşabilmek kastıyla çıkılan yolculuğu ifade etmesinin yanı sıra¸ insanın kötü ahlâktan¸ günahların yoğunluğundan arınıp güzel ahlâk ve latif duygulara yönelmesini ifade eder. İnsanın kendi iç âleminde Allah'a yürümesidir.


H. Hamidettin Ateş Efendi manevi arayış ve yolculuk hakkında şöyle buyurmaktadır:


"Tasavvuf yolunda doğru bir izde yürümek isteyen kimse¸ kâmil bir mürşidin ona kılavuzluk etmesiyle maksuduna erebilir. Hizmet ve gayret himmeti getirir. Âdâbına uygun bir şekilde zikrin nasıl yapılacağı¸ mürşid-i kâmilin müsaadesiyle¸  telkiniyle ve himmetiyle olur. Böyle hareket edenler de manevî hazzı ve istikameti bulur. İlahî rızayı talep eden¸ maksuduna vasıl olur."


 4.  Halk İçindeyken Bile Hak İle Olmak / Halvet Der Encümen


Zâhirde halk ile esasta Hak ile bulunmak. Toplum içinde yalnızlık anlamına gelen bu terim sûfînin bir köşeye çekilmeyip halk arasına karışmasını¸ ancak bedenen halk arasında iken kalben onlardan ayrı¸ yalnız ve Allah (c.c.) ile birlikte olmasını ifade etmektedir. 


Mürit zahiren insanlarla beraber gündelik işleriyle meşgul iken bile gönlüyle Hak ile beraber olma özelliğine erişmelidir. Nitekim "El kârda¸ gönül yârda" bu hali pek güzel ifade eder. Nakşilikte sohbet ve sosyalleşme esastır. Kalabalık içinde bulunsa bile Hak Teâlâ ile halvet halini sürdürmek esastır.


H. Hamidettin Ateş Efendi Hazretleri Silsile-i sadatın insan yetiştirme metodunda dikkat ettiği halk arasında hakka hizmet etmeyi şöyle özetler:


"Nakşbendiyye silsilesini oluşturan halkalardan her biri manevî kişilikleri¸ tasavvufî söylemleri¸ ilmî kimlikleri ve sosyal konumlarıyla halk içinde Hak ile beraber olmayı yeğlemişlerdir. Onlar elleri kârda gönülleri Yâr'da olarak manevî olgunlaşmayı öğütlerler. Müntesiplerinin olgunlaşmalarını sağladıkları kadar¸ farklı coğrafyalardaki toplumsal sorunların üstesinden gelmeyi kendilerine şiar edindikleri görülmektedir."


5. Daima Allah'ı Hatırlamak / Yâd Kerd


Kalbin zâkir hale gelmesidir. Kalpteki tüm masiva kirleri zikir yoluyla temizleyip¸ yegâne maksudun Allah olduğunun kalbe sabitlenmesidir. Kalbin zikirle uyandırılıp hak ve hakikati anlar hale getirilmesi tasavvufun en önemli prensibidir. Çünkü merhamet sabır¸ sahavet¸ affedebilme gibi güzel ahlâk hasletleri ancak bundan sonra kazanılır.


H. Hamidettin Ateş Efendi bu konuda şöyle buyurmaktadır:


"Zikir¸ dünya ve ahiret saadetinin anahtarıdır. Allah'ı zikredenlerin vakti de ömrü de bereketlenir. Zikir kulun yaratıcı ile irtibatını sağlar¸ bezm-i elestte verdiğimiz söze sadık kalmamızı temin eder. Böylece gönülde sevgi tohumları yeşerir meyveye durur. Tasavvuf¸ zikrin belli esas ve kurallarla yapılmasını tesis eden gönül birliğinin merkezidir."


6. Matlub ve Maksudun Ancak Allah Rızası Olması / Bâz Geşt


"İlâhî ente maksudî ve rızake matlubî" sözüyle "Allah'ım maksudum ancak Sen'sin¸ matlubum ancak Sen'in rızandır" denilerek yapılan zikrin tefekküründe derinleşmektir. Bu suretle yapılan zikrin manası¸ şuura iyice yerleşip hayata aksedince de artık görünen ve görünmeyen takıntılar gözden düşüp her şeyde ilahî tecelliler müşahede edilmeye çalışılır.


7. Şeytanî ve Nefsanî Düşüncelerden Korunmak / Nigâh Daşt


Gözü uygunsuz şeylere bakmaktan¸ aklı kötü düşüncelere dalmaktan muhafaza etmek¸ kalbi daima kontrol altında tutarak masivanın kalbe yerleşmesine mani olmaktır. Bunu başaran mürit tasavvufun gerçek semeresini elde etmiş olur.


8. Kendini Daima Allah'ın Huzurunda Bilmek / Yâd Daşt


Hatırında tutma¸ anma anlamına gelen bu terim¸ daha önce zikredilen üç terimin gayesi olup Allah (c.c.)'ı hatırlama hâlinin daimi olmasını ifade eder. Kulun daima Cenab-ı Hakk'ın huzurunda bulunduğunun bilincinde olması ve bu şuurla hareketlerine dikkat etmesidir. Bu duygu günahlara karşı sağlam bir zırh gibidir.


H. Hamidettin Ateş Efendi bu birbirine yakın anlamlar içeren altıncı yedinci ve sekizinci kurallar hususunda da genel itibarla şöyle buyurmaktadır:


"Yolumuzun büyükleri şöyle buyururlar: 'Kul için asıl amaç ve bütün ibadetlerin gayesi¸ Hakk Teâlâ'yı hatırlamaktır¸ yani zikirdir. Bu dünyadan kalbi Allahu Teâlâ'nın dostluğu ve muhabbetiyle dolu olduğu halde giden kişi¸ büyük bir saadete ermiş olur. Bir insanda Hakk Teâlâ'nın zikri olmadan O'nun muhabbet ve ünsiyeti de olmaz."


Samimi bir mü'min bütün ibadetlerini yerine getirdiği gibi¸ zikrin lezzetiyle yaptığı ibaretlerinden manevi haz duyar¸ gönül rahatlığına kavuşur. Zikir gönül gözünü açar¸ bütün eşyanın Allah'ı zikrettiği hakikatini bütün nuruyla gözler önüne serer.


İnsanın her zaman Cenab-ı Allah'ın ve büyüklerin manevi olarak kendisiyle olduğunu hatırlayarak hareket etmesi¸ imanın kemale ermesi için en güzel düşünce şeklidir. Böyle hareket eden insanın hayatını yanlışlar değil¸ hakikatler nakışlar. Gönlünde ilahî feyzden¸ himmetten¸ bir anlık nazardan¸ rahmetten ve iyilikten inci-mercan misali hazineleri çoğalır. Yoksa sadakatinde eksiklik olan¸ inancında noksanlık olan¸ şahsiyetinde bozukluk olanlar da iki cihanda mahcup olurlar. Bu mahcubiyet elbette hepimizi üzer.


Büyüklerin huzurunda ve yarın Allah'ın huzurunda mahcup olmamak için elinizden gelen gayretle çalışmanızı¸ verilen vazifeleri azami derecede yerine getirmenizi ve iki cihan saadetine kavuşmanızı temenni ederim."


9. Her An Kendini Yoklamak ve Zamanı İyi Değerlendirmek / Vukuf-i Zamanî


Her geçirilen saati huzur ve gaflet noktasında muhasebeye tabi tutmak¸ zamanı iyi değerlendirmektir. İçinde bulunulan vaktin kıymetini iyi bilmeli lüzumsuz şeyleri terk edip zamanını iyi harcamalıdır. Zamanı değerlendirme konusunda nefsini sık sık hesaba çekmelidir. Mürit her gece ve gündüz işlediği amellerinin muhasebesini yapmalı varsa günahları için tevbe edip Allah'a yönelmelidir.


H. Hamidettin Ateş Efendi'nin bu husustaki tavsiyeleri şu şekildedir:


"İnsan onuruna yakışır bir şekilde geçirmek zorunda olduğumuz hayatımız ve bu hayatın içindeki boş vakitlerimizi¸ değerini bilenlere sormak lazım. Bu anı¸ bu zamanı¸ bu günü¸ bu fırsatı değerlendirmeyi bizlere öğütleyen Hulûsi Efendi (k.s.) şöyle buyuruyor:


Ömrünün ser-mâyesin verme yele


Geçdi fırsat bir dahi girmez ele


Ey gönül gel Hakk'ı zikr et aşk ile


Dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem


(Ömür sermayesini yele vermeden¸ fırsatı kaçırmadan¸ gönülden inanıp¸ ibadet edip¸ Allah'ı zikretmeli. Gün bugün saat bu saattir.)


İnsan zaman içerisinde çalışarak¸ didinerek çok şey kazanabilir; ancak o kazandığı şeylerle kaybettiği zamanı asla kazanamaz.


10. Zikir Sayısına Dikkat ve Riayet Etmek / Vukuf-i Adedî


Salikin manevi haline göre belli sayıda zikir verilir. Zikirde sayıya riayet¸ esas olarak sayı saymak değil sayı çerçevesi içinde ‘Kalbî zikri' derinleştirmektir. Aklı dağınıklıktan koruyup zikir esnasında dikkati zikrin manası üzerine yoğunlaştırmakla beraber zikrin adedine riayet etmek gerekir. H. Hamidettin Ateş Efendi bir sohbet esnasında bir arkadaşa şu tavsiyede bulunmuştur: "Size verilen ders adedine dikkat edeniz. Fazla ve noksan çekmeyiniz. Her adedin letaiflere tesiri vardır. Bunu bilerek hareket edenler gönlünü boş meşguliyetlerden korumuş olurlar."


11. Kalbin Devamlı Zikirle Meşgul Olması¸ Zikirde Kalbe Yönelmek /  Vukuf-i Kalbî


Kalbin devamlı zikr-i ilahî ile meşgul olmasıdır. Mürit her zaman kalbini yoklamalı onun ne halde olduğuna bakmalıdır. Zikrin gerçek muhtevasını tadabilmek için¸ bütün varlığın ve özellikle kalbin Allah'a yöneltilmesi gerekir. Ayet-i kerimede¸ "Rabbinin ismini zikret ve bütün varlığınla O'na yönel." buyrulmaktadır.


Son olarak bu maddeyle ilgili H. Hamidettin Ateş Efendi'nin şu kelamına dikkat kesilelim:


"Samimi bir mü'min bütün ibadetlerini yerine getirdiği gibi¸ zikrin lezzetiyle yaptığı ibadetlerden manevî haz duyar¸ gönül rahatlığına kavuşur. Zikir gönül gözünü açar¸ bütün eşyanın Allah'ı zikrettiği hakikatine vâkıf olur."

Sayfayı Paylaş