TASAVVUFTA NEFS VE ŞEYTANA DİRENMENİN ETKİN BİR YOLU: SADIKLARLA SALİHLERLE BİRLİKTE OLMAK

TASAVVUFTA NEFS VE ŞEYTANA DİRENMENİN ETKİN BİR YOLU: SADIKLARLA SALİHLERLE BİRLİKTE OLMAK

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.

Tevbe Suresi’nde zikredilen “Ey İman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.”1 emr-i şerifi mü’minleri bağlayıcı hükümler içermektedir. Bu hükümlere göre iman edenler, takva duygusuyla kuşanmak ve sadıklarla birlikte olmakla emrolunmuşlardır. Burada yüce Mevlâ, sadece iman ile donanmayı kurtuluş için yeterli görmemiş, ayet-i kerimenin devamında takva ve sadıklarla olma emrini de zikretmiştir. Bu hususa işaret eden İmam Efendi, ayet-i kerimeyle ilgili şu değerlendirmelerde bulunmuştur: “Bu ayet-i kerime bir ilahî nastır. Eğer insana yalnız iman yeterli olsaydı, ittika/Allah’tan korkma ile emir buyurulmazdı. İttikanın ise, bilinen dereceleri vardır. Önce şirk ve küfürden; daha sonra, haramlardan ve kötü ahlaktan daha sonra da batını Allah’tan başka şeyleri düşünmekten ittika ile nefsimizin temizlenmesi, ahlak-ı ilahî ile ahlaklanmamız, huzur-u daim ehli olup, Hakk’ı bilip bulmamız gerekir. Cenâb-ı Hak, ne iman ne de ittika ile kanaat etmeyerek, ayrıca sadıklarla beraber olmamızı da emretmektedir. Çünkü imanın kemali ittika ile ittikanın kemali de sadıklarla beraber olmakla mümkündür. Sadıklarla beraber olmak, kulu Mevlâ’sına layık ve vasıl eder.” İmam Efendi’nin altını çizdiği gibi genel olarak sûfîler, ideal hedef olan kâmil imanın ancak sadıklarla birlikte olmayla elde edilecek takvaya bağlı olduğu fikrini dile getirmişlerdir.

Sûfîler, ‘salih kulun hangi özelliklere sahip olması gerektiği’ konusu üzerinde de durmuşlardır. Sûfîler, salihlerin yün elbise giyerek dünyaya değer vermediklerini gösteren ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in tevazuu ile kibri terk eden kimseler olması gerektiğini söylemişlerdir. Salih olabilmenin yolunu altı sarp yokuşu aşmaya bağlayan İbrahim b. Edhem (k.s) ise bu şartları şu şekilde sıralamıştır: “Nimetin kapısını kapayıp sıkıntının kapısını açmak.  Şan ve şerefin kapısını kapayıp zilletin kapısını açmak. Rahatın kapısını kapayıp didinmenin kapısını açmak. Uykunun kapısını kapayıp geceyi uyanık geçirmenin kapısını açmak. Zenginliğin kapısını kapayıp fakirliğin kapısını açmak. Emel kapısını kapayıp ölüme hazırlık kapısını açmak.” ‘Kûtu’l-Kulûb’ sahibi Ebu Tâlib el-Mekkî (k.s.), salih kullarının özelliklerinden bahsederken onların helal ve temiz yiyen, günahlarından tevbe edip, kararlı bir şekilde bir daha günaha dönmeyen ve kötülükleri iyiliklerle değiştiren kimseler olduklarını söylemiştir. Hoca Ahmed Yesevî (k.s.) ise salih kimseleri, gönül incitmekten sakınan, kalpleri yumuşak, tevazu sahibi insanlar olarak tanıtmıştır.

Postu Kurda Kaptırmama Duyarlılığı: Sadıklardan/Salihlerden Ayrılmamak

Sûfîler, “Sadıklarla beraber olun.” emr-i şerifine uymak için manevî yolun öncüleri olan Allah dostlarıyla birlikte olmanın kişi açısından önemi üzerinde durmuşlardır. Sûfîlere göre, tasavvufî sistemin ana hedefi olan kalp temizliğine dünyadan uzaklaşmak, salih amel, hüzün, daim zikrullah, ilmin nuru ve salihlerle beraber olmakla ulaşılabilir. Onlara göre, salihlerin yoluna devam etmek, kişiye Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnet-i seniyyesini hayata aktarma imkânını verecektir.

Sûfîlere göre, kalp çevresinden gelen tesirlere açık bir uzuvdur. Bundan dolayı kalbin güzellik ve iyi hasletlerle süslenmesi için salihlerle beraber olmanın vahyî ve nebevî bir emir olduğunu söylemişlerdir. Sûfîler, bu fikirden hareketle kalbi katı, nefsinin kölesi ve kötü amellerle hareket ettiği bilinen kimselerle birlikte olmayı hoş görmemişlerdir.

Sûfîler, özdeşleşme ve gurup psikolojisi denilen durumda karakterin etkileşmesi ve ahlakın oluşması için sürekli bir birlikteliğin gerekli olduğunu söylemişler ve bu birlikteliğin olumlu tesirleri temin edebilmesi için sadık ve salih kimselerle birlikte olmayı bir eğitim-öğretim metodu olarak görmüşlerdir. Hz. Mevlâna, salihlerin/sadıkların kişi üzerindeki etkisini ‘kimya’ ilminin verileri üzerinden örneklendirmiştir. Ona göre birçok eksikliklerle bakır mesabesinde olan nakıs insanlar, bakırı altına çeviren iksir mesabesinde olan kâmil insanlarla birlikte olarak eksikliklerini giderir ve olgunlaşırlar. Hz. Mevlâna’ya göre, salih şahsiyetlerin sohbetleri iyiliğe dair olacağı için onların meclisinde bulunanlar da o sohbetin tesiriyle iyiliğe meylederler ve sonunda iyilerden olurlar. Kötülerle birliktelik, şerli isimlerin sohbetleri de aynı şekilde menfi tesirlerde bulunmaktadır. Güzel koku satıcının dükkânı misk yayarken, demirci atölyesi de gelen gidenin is pasa bezenmesine yol açar. Hz. Mevlâna’nın bu benzetmesi Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şu hadis-i şerifini akla getirmektedir: “İyi kimselerle oturmanın misali, bir kokucu ile oturmanın misali gibidir. Ya sen kokucudan kokuyu satın alırsın (ki bu en güzelidir), yahut kokucu sana kokuyu dokundurur (yani kokusu sana gelir), faydalanırsın. Fena ahlak ve hareketli adamlarla oturmanın misali ise demircinin yanında oturman gibidir. Demirci, demiri ateşten çıkarıp çekiçle dövdüğü zaman (sıçrayan kıvılcımlar) ya evini yakar, ya elbiseni yakar, ya da evini yıkar ki bu en zararlısıdır. Yahutta yanında oturduğun için demirini dövdüğü zaman kokusu, dumanı seni rahatsız eder.”2

Salihlerle/Sadıklarla birlikte olmanın öneminden hareketle sûfîler, fiili birlikteliğin yanında manevî bir birlikteliğin de kişiyi iyiye, güzele ve doğruya yönlendirici etkisi dolayısıyla ‘rabıta’ terimiyle formülize edilen bir sistem üzerinde de durmuşlardır. Şeyh Ubeydullah Taşkendî, Tevbe Suresi’ndeki ‘sadıklarla beraber oluş’ emrini, “Suret ve mana itibariyle onlarla olmaktır.” diye tefsir ederken manevî birlikte oluşu da rabıtayla izah etmiştir.

Sûfîler, salihlerle/sadıklarla öncelikli olarak fiili birlikteliğin bu olmazsa arada bir sevgi bağı oluşturmakla kurulacak ruhî/manevi beraberliğin, kişinin eğitimi açısından çok önemli olduğunu vurgulamışlardır. Bu fikirden hareketle sûfîler râbıtayı; ‘Allah’a,  O’nun Rasûl’üne ve Cenâb-ı Hakk’ın veli kullarına duyulan sevgi bağı’ şeklinde açıklayanlar olmuştur.

Netice olarak ifade etmemiz gerekirse sûfîler, sadıklarla/salihlerle birlikte olmayı Kur’ânî, nebevî ve tecrübevî saiklerle kişinin hayra, güzelliğe ve iyiliğe yönelişi noktasında önemli bir tavır olarak görmüşlerdir. Onlar, imanın takvaya takvanın da temelini teşkil eden salihlerle birlikte olmak vazifesini fizikî ve manevî manada birliktelikle anlamaya ve bu emri hayatla buluşturmaya çalışmışlardır. Ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde özellikleri belirtilen salih/sadık kulların özelliklerini formülize ederek yollarından gelenlerine bu özelliklere sahip kimselerle birlikte olmayı ve ahlakî güzelliklerle donanmış bu salih/sadık kimselerin ilim, sohbet ve güzel ahlakından faydalanmalarını tavsiye etmişlerdir. Yine sûfîler, atalarımızın “Varma karanın yanına kara bulaşır.” ve “Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.” şeklinde dile getirdikleri hakikati maddî ve manevî kazanımları için rehber edinmişlerdir. Onlar, kişinin kötü arkadaşa sahip olmaktansa yalnız kalmasının, yalnız kaldığı takdirde hataya düşecekse kendisini iyiye/güzele/hayra yönlendirecek bir dost edinmesini temel mantık olarak benimsemişlerdir. Onlar, rol model olarak gördükleri salihlerle/sadıklarla birlikte olmayı nefs ve şeytana direnmenin etkin bir yolu olarak benimsemişlerdir. Bugün, kalp ameliyelerini, rol model eksikliği nedeniyle kontrol edemeyen, dünya sevgisi ve dünyevileşme hastalığının kıskacında büyük sıkıntılar çeken insanımıza fizikî ve manevî birliktelik boyutuyla sadıklarla/salihlerle birlikte olmak bilincinin kazandırılması önem arz etmektedir. Bu zaviyeden meseleye bakılınca sorunun ‘yalnızlaşan/bireyselleşen ve dünyevileşen bu nedenle de çıkmazlara düşen günümüz insanı’; çözümün ise ‘toplumsallaşan ve kalp tasfiyesini gerçekleştirmiş salih/sadık kimselerle birlikte olarak hayatı anlamlı kılma gayreti’ olduğu görülmektedir. Bu nedenle maddî/fizikî/zahirî gelişmelerin baş döndürücü bir hızla ilerlediği günümüzde bu hıza uygun olarak manevî/ruhî/bâtınî gelişimin tesisi için sadıklarla/salihlerle birlikte olma gayreti büyük önem arz etmektedir.

Dipnot

1.    9/Tevbe, 119.
2.    Buhari, Kitabu’z-Zebaih, 31.

Sayfayı Paylaş