TASAVVUFÎ EĞİTİMİN ON ŞARTI

Somuncu Baba

Tasavvuf öyle bir eğitim mektebi¸ öyle bir yöntem¸ öyle bir usul¸ öyle bir edep-erkândır ki o eğitimi izlemek suretiyle sonuçta bu yolun bağlıları mânen yücelir ve kemâle erer. Hayatı anlamlı kılan bir disiplinle ruhunu da şekillendirerek gerçek güzelliğin hakikatine vâkıf bir hâl ile mutluluğa erenlerden olur.

Tasavvufî eğitimi on şart ile özetleyen büyüklerimizden biri de Altın Silsileden 13. Pirimiz Ali Râmîtenî Hazretleridir.

Tasavvuf öyle bir eğitim mektebi¸ öyle bir yöntem¸ öyle bir usul¸ öyle bir edep-erkândır ki o eğitimi izlemek suretiyle sonuçta bu yolun bağlıları mânen yücelir ve kemâle erer. Hayatı anlamlı kılan bir disiplinle ruhunu da şekillendirerek gerçek güzelliğin hakikatine vâkıf bir hâl ile mutluluğa erenlerden olur.


Tasavvufî eğitimi on şart ile özetleyen büyüklerimizden biri de Altın Silsileden 13. Pirimiz Ali Râmîtenî Hazretleridir.


Buhara'nın yaklaşık 14 km. kuzeyindeki Râmîten Kasabasında doğar.[1]  Mahmûd Encîrfağnevî (k.s.)'ye intisap edip tasavvufî eğitimini tamamlar ve onun halifesi olur. Bir süre Râmîten civarında halkı irşad ettikten sonra Bâverd/Ebîverd'e göç eder. Orada da bazı müridleri olur. Daha sonra Bâverd'den Harizm'e gider ve oraya yerleşir. Rivayete göre kendisine ait bir söz söyleyeceği zaman "Azîzân/Azizler şöyle diyor" diyerek cümleye başladığından dolayı "Şeyh-i Azîzân" olarak anılmıştır.


Râmîtenî Hazretleri'nin vefatı için 721/1321 tarihi kabul edilebilir. Halkın ziyaretgâhı olan kabri bugün Türkmenistan'ın kuzeyinde Taşhavuz vilayetinin Köne Ürgenç kasabasındadır.  Hâcegân tarikatını Nakşbendîyye'ye bağlayan ana silsile ondan sonra Muhammed Baba Semâsî (k.s.) ile devam etmiştir.


Ali Râmîtenî Hazretleri tasavvufî eğitim metoduyla Allah (c.c.) katında sevgili kul olabilmeyi on şartla özetlemiştir. İlgili maddeler hakkında H. Hamidettin Ateş Efendi'nin özlü kelamlarıyla maddeleri açıklamaya çalışalım:


 Temiz olmak


1.  Temizlik¸ zâhirî ve bâtınî temizlik olmak üzere iki kısma ayrılır:


Zâhirî temizlik: Dış görünüşün temiz olmasıdır. Bu¸ bütün insanların dikkat edeceği hususlardandır. Giyecek¸ yiyecek¸ içecek ve kullanılacak bütün eşyaların temiz olmasıdır.


H. Hamidettin Efendi şöyle buyurmuştur: " Müslümanın fıtratı temizdir. Temizliğe dikkat ettiği sürece fıtratının gereği olarak ilâhî tecellilere mazhar olur. Bedeni¸ giydiği elbisesi¸ yediği¸ içtiği temiz olursa¸ ibadeti ve duası makbul olur. Temizliğine dikkat etmeyenler ilâhî feyzden mahrum kalırlar."


Bâtın temizliği: Allah (c.c.)'ın beğeneceği iyi huylarla kalbin dolu olmasıdır. Haset etmemek¸ başkaları hakkında kötülük düşünmemek¸ Allah (c.c.)'ın düşmanlarından nefret etmek¸ dostlarına da muhabbet etmek gibi… Kalp¸ Cenâb-ı Hakk'ın nazargâhıdır. Bu sebeple kalbe dünya sevgisi doldurulmamalıdır. Gönül temiz olmazsa ibadetlerden lezzet alınamaz¸ marifete ve ilâhî bilgilere kavuşulamaz.


H. Hamidettin Efendi konuyla ilgili şöyle buyurmuştur: "İdrak sahibi her Müslüman iç âlemini kötülüklerden arındırmak suretiyle iki âlemde de mutlu¸ huzurlu olmak için gayret etmelidir. Bu dünyada kötülüklerle uğraşanların¸ ahiret âleminde cezasının olacağını bizlere Hulûsi Efendi (k.s.) şöyle hatırlatıyor:


Kendin idrâk etmeyen dâr-ı fenâda zerrece


Âhiretde görmeği anın cezâdır ey gönül"[2]


Dilin temizliği


2. Dilin temizliği: Dilin münasebetsiz ve uygun olmayan sözleri söylemeyip susması¸ Kur'an-ı Kerim okuması¸ Allah (c.c.)'ın emirlerini yapmayı ve yasaklarından kaçınmayı bildirmesi¸ ilim öğrenmesi dilin temizliğinin göstergelerindendir.


H. Hamidettin Efendi bu maddeyle mütenasip şöyle demektedir: "İnsan diline sahip olmalı ve sükût ehli olmalıdır. Gırtlak kırk boğumdur. Kişi ne söylediğine dikkat etmelidir. Dilin muhafazası insanın her şeyini olumlu etkiler. Bunun için de insan fena söz söyleyenlerden uzaklaşmalı¸ güzel konuşan ve güzel huylu insanlarla bir olmalıdır. Hulûsi Efendi'nin söylediği gibi;


Hayâli akl u fikri yâr olanlar


Olur âgâh dil-i âgâhı söyler[3]


Avamlardan Uzaklaşmak


3. Mümkün olduğu kadar insanlardan uzak durmaya çalışmak: Böylece göz¸ haramlara bakmamış olur. Zira kalp¸ göze tâbîdir. Her harama bakış¸ kalp aynasını karartır.


H. Hamidettin Efendi bu konuda bizlere şu öğütlerde bulunmaktadır:  "Haramdan gözünü ve gönlünü koruyanın kalbi cilalı bir aynaya veya kalaylı bir tepsiye benzer. Masiva kirleriyle¸ toz ve pasla manevi cilayı öldürmemek¸ kalaycıyı da fazla yormamak lazımdır."


Orucun manevi etkisi


4. Oruç tutmak: İnsan oruç tutmak suretiyle meleklere benzemiş ve nefsini kahretmiş olur. Kişi oruç tutarak gönlünü huzura kavuşturmalı ve şeytanın yolunu kapatıp siper hâsıl etmelidir.


H. Hamidettin Efendi bir sohbetlerinde orucun manevi etkisine şöyle işaret etmektedir: "Gerçekten şuurlu ve şartlarına riayet edilerek tutulan oruç¸ kişiyi kötülüklere karşı koruyan bir kalkandır. Oruçlu kimse kavgalara¸ çirkinliklere¸ kötü sözlere¸  günah ve isyanlara karşı iç âlemini kapatmıştır. Onun sadece midesi değil aynı zamanda dili¸ eli¸ gözü¸ gönlü¸ bütün uzuvları bu tür olumsuzluklara karşı iftarı olmayan bir oruçtadır. Onun dilinin iftarı¸ güzel sözdür; gönlünün iftarı¸ güzel duygulardır; elinin iftarı¸ onu hayırlı işlerde kullanmaktır; gözünün iftarı¸ güzelliklere bakarak Yüce Rabbinin kudret ve kuvvetini anlamaktır. Aklının iftarı¸ insanlığa huzur verecek bilgiler¸  düşünceler ve hizmetler üretmektir."[4]


Zikir


5. Allah (c.c.)'ı hatırlamak ve ismini çok söylemek: En faziletli olan zikir "Lâ ilâhe illallah"tır. "Lâ ilâhe illallah" diyen kimse ihlâs sahibi olur. İhlâs; bütün işlerini Allah (c.c.)'ın rızası için yapmak¸ dünyaya ait mal ve makamlardan hevesini kesip ahireti istemektir. İhlâslı kimse; "İlâhî! Benim maksudum sensin¸ seni istiyorum." der. Dolayısıyla kişi¸ nefsin arzu ve isteklerinden kurtulmak için devamlı zikretmelidir. Zikirde ihlâs ve samimiyet çok önemlidir. "Güzel sözler O'na yükselir'[5]  âyetinin hükmünce¸ zikir kuşunun kanat açıp uçabilmesi için iki kanadı olması gerekir. Biri huzur¸ diğeri ihlâstır.


Zikir ve sohbetin insanı kemale ulaştırdığı bir gerçektir. Ancak hem zikir hem de sohbetin ehli tarafından öngörülmesi esastır. Zikir ve sohbet mânevî hastalıklar için öngörülen bir reçete olduğuna göre¸ bu tür hastalıklardan kurtulmak isteyen kişiler de güvenilir bir tabipten en uygun olan reçeteyi alıp uygulamalıdır. Mânevî hastalıkların doktorları mürşid-i kâmillerdir.[6]


H. Hamidettin Efendi zikrin önemine şöyle işaret buyurmaktadır: "Kulun Allah ile beraber olabilmesinin yollarından en önemlisi zikirdir. Mânen yücelere kanat açabilmenin yolu zikirden geçer. Bir mürid mürşidinin kendine tarif ettiği ezkâra dikkat etmek suretiyle yol alır. Zikir manevî bir gıdadır. Kalp¸ ruh¸ sır gibi bütün letaiflerin çalıştırılması¸ zikrin samimi bir şekilde kurallarına uyularak yapılmasına bağlıdır. Zikreden kimseler selim ve mutmain bir kalbe sahip olurlar. İmanla yaşamanın ve imanla bu dünyadan ahirete göçmenin anahtarı zikirdir."


Gönlü Muhafaza Etmek


6. Havâtırı fark etmek: Havâtır¸ yani insanın kalbine gelen düşünceler dört kısımdır. Bunlar; rahmânî¸ melekî¸ şeytânî¸ nefsânîdir. Havâtır-ı rahmânî; gafletten uyanmak ve kötü yoldan doğru yola kavuşmaktır. Havâtır-ı melekî; ibadet ve taate rağbet etmektir Havâtır-ı şeytânî; günahı süslemektir. Havâtır-ı nefsânî; dünyayı talep etmektir. Şeytânî ve nefsânî düşüncelerden kurtulmak gerekmektedir.


H. Hamidettin Efendi bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır: "Kalbi ilâhî muhabbetin dışındaki duygulardan temizlemek ve gafletten koruyarak rahmanî güzelliklerle süslemek gerekir. Dünyevî eğilimlerden uzak durarak nefsin emirlerine muhalefet ederek¸ istikametini bozmamalıdır. Boş yere gönlünü lüzumsuz şeylerle meşgul edenler maneviyattan lezzet alamazlar."


Korku Ve Ümit Arasında


7. Allah (cc)'ın hükmüne rıza göstermek ve iradesine teslim olmak: Havf ve recâ/korku ve ümit arasında yaşamak esastır. Zira Allah (c.c.)'tan korkan kimse¸ günah işlemekten utanır. Ayrıca mü'min ümitsizliğe de düşmez. Zaten Allah (c.c.) da ümitsizliğe düşmemeyi emretmektedir.


H. Hamidettin Efendi ümitvâr olmayı tavsiye ederek şöyle demiştir: "Korku ile ümit arasında hayatını Kur'an ve sünnet çizgisinde devam ettiren mü'minler kadere rıza gösterir¸ kendini kötülüklerden ve günahlardan alıkoyar. Ümitvâr olmak lazımdır. Ümidini yitirenin imanı tehlikededir."


Allah Dostlarına Yakınlık


8. Sâlihlerle sohbeti tercih etmek: Sâlihlerle sohbet edildiği takdirde¸ günahlara perde çekilir¸ haramlar gözüne kötü görünür.  Hakk'a varmanın yolunun bir gönle girmekten geçtiğini düşünen Râmîtenî¸ bir sohbetlerinde; "Müridin vuslatı için çok riyazet ve meşakkat gerekir. Vuslat için bir yol daha vardır ki¸ ruhu daha çabuk ve daha doğru erdiricidir. O da; ‘Kendini Allah (c.c.)'a vermiş bir gönle girmektir.' Çünkü böylelerinin kalbi nazargâh-ı İlâhîdir. Böyleleri¸ insanları Hakk'a götüren Allah (c.c.) dostlarıdır. Onlara tevazu ve sevgi gösterip gönüllerine girmek gerekir."[7]


Ali Râmîtenî Hazretleri; "İyi arkadaş¸ iyi işten daha önemlidir." demiş ve devamında. "Mürşid ile sohbet¸ misk satan kişi ile sohbet etmek gibidir. Miskçi o kişiye sattığı miskten vermese bile dükkânın güzel kokusu ona siner." diyen Ali Râmîtenî (k.s.)'ye göre mürid¸ önce şeyhini taklit ile işe başlar¸ sonra taklit hakikate dönüşür ve güzel sıfatlar müridde yerleşir."  buyurmuşlardır.


H. Hamidettin Efendi'nin şu kelamları konuyu detaylı bir şekilde açıklamaktadır: "Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in iman halkası etrafında toplanan¸ onun sohbet şerefine erişen bahtlı insanlara  “sahabe”  denilmiştir. Âlemlerin Efendisi (s.a.v.) bu ilim ve edep âbidelerini sohbetleriyle yetiştirmiştir.  Peygamberimizden görerek¸ duyarak ve tatbik ederek sahabe efendilerimiz hayatlarını bu muhabbet halkasının içinde idame ettirmişlerdir.


Büyüklerimiz "İyilerle dost olan¸ misk satanla beraber olan gibidir." buyurmuşlardır.  Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)  de bu minval üzere oğlu Kemal Efendiye hitaben yazdığı mektubunda şu öğütlerde bulunur:


"Her zaman iyilere mukârin ol¸ kötülerden ictinâb et. Kişinin mi'yârı mukârin olduğu kimsedir. Mezbeleden dâima fen⸠attar dükkânından ise iyi koku intişâr eder. Zâhirî edebin¸ mânevî kemâlin âyînesidir."[8]


Güzel Ahlâk


9. İyi ve güzel hasletlerle bezenmek: Bu da her şeyi yaratan Allah (c.c.)'ın ahlâkıyla ahlâklanmaktır.


H. Hamidettin Efendi ahlâkın önemi binaen şöyle buyurmuştur: "Bir Müslüman'ın ahlâkî gayesi dünya ve dünyevî kazançlar değil¸ Allah (c.c.)'ın rızasıdır. Onun için güzellikler içinde yaşamayı manevî zevk ve şuur ile gerçekleştirmek gerekir. İslâm'ın gayesi¸ insanları ahlâkî basamakların en üst noktasına çıkarmaktır. Öyle ise ahlâken yükselmek için Kur'an'ın gösterdiği nurlu yoldan yürümek¸ Kur'an ahlâkıyla ahlâklanmak ve dinimizin güzellikleriyle gönül dünyasını ve davranışları süslemek lazımdır."[9]


Helâl Lokma


10. Helâl ve temiz lokma yemek: Hakk'ın farzlarından biri olarak bu esasa âyet-i kerimede şu şekilde dikkat çekilmektedir: "Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yiyin¸ şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır."[10]  Nebevî bir ifadeyle ibadetler on cüz olup dokuzu helâli talep etmektir. Dolayısıyla geriye kalan bütün ibadetler bir cüzdür. Helâl yemeyen kimse¸ Allah (c.c.)'a itaat etme gücünü kendisinde bulamaz. Helâl yiyen kimse de Allah (c.c.)'a isyankâr olamaz. Helâl ve temiz yer¸ asla israf etmez.[11] 


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri: "İnsanın iki şeye dikkat etmesi gerekir. Bir ağzından girene¸ bir de ağzından çıkana dikkat edeceksin. Ağızdan helâl bir lokma girer¸ insan vücudunun her zerresinin¸ Cenab-ı Allah (c.c.)'a yönelmesine sebep olur. Bir de haram lokma girer¸ insan vücudunun her zerresinin¸ Cenab-ı Allah (c.c.)'tan uzaklaşmasına sebep olur. Ağızdan bir söz çıkar¸ insanı cennete sokar. Bir söz çıkar¸ insanı cehenneme sokar. Onun için bu iki şeye dikkat etmeli." diye buyururlar.


H. Hamidettin Efendinin helâl-haram konusundaki tavsiyelerini hatırlatarak yazımızı bağlayalım:


"Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) "Rızkın onda dokuzu ticarette ve cesarettedir" buyurmuştur. Yüce dinimiz İslâm¸ ancak helâlinden kazanmayı meşru kılmış¸ harama meyletmeyi ve aldatmayı yasaklamıştır. Ahiret için ibadet eden Müslüman¸  aynı zamanda dünyadan da nasibini alacak¸ çalışıp¸ helâl kazanç peşinde olacaktır. Ticaret¸ sanat¸ beyin ve beden gücüyle çalışma¸ insanlığın faydasına olan üretimlerle meşru sınırlar dâhilinde dünya ve ahiret mutluluğunu yakalamanın yollarını insanlara göstermektedir.  İslâm dini¸ çalışmayı¸ iş görmeyi kendi elinin emeğiyle geçinmeyi teşvik etmiş¸ helâlinden kazanmayı¸ farz kılmıştır. Bu uğurda çekilen her sıkıntıyı¸ bir kısım günahlara keffâret saymıştır."[12]


 


 


 


 






[1] Sem'ânî¸ el-Ensâb¸ c. III¸ s. 30.



[2] Ateş¸ Divan¸ s. 167.



[3] Ateş¸ Divan¸ s.



[4] H. Hamidettin Ateş Hutbe Arşivi¸ 20.07.2012.



[5] 35/Fatır¸ 10.



[6] Kadir Özköse¸ İbrahim Şimşek¸ Altın Silsile'den Altın Halkalar¸ s. 197¸ Nasihat Yay.¸ Ankara 2009.



[7] Safî¸ Reşahâtu ayni'l-hayât¸ s. 56; Yılmaz¸ Altın Silsile¸ s. 101.



[8] H. Hamidettin Ateş¸ Gönülden Gönüle Sohbetler Takdim¸ s. 5



[9] H. Hamidettin Ateş¸ Otuz yapraklı Gül¸ Somuncu Baba Dergisi¸ Sayı: 127¸ s. 35.



[10] 2/Bakara¸ 168.



[11] Komisyon¸ Evliyâlar Ansiklopedisi¸ c. III¸ s. 148.



[12] H. Hamidettin Ateş¸ Alış Veriş Kitabı Takdim Bölümü¸ s. 8.

Sayfayı Paylaş