SÜNNETE BAĞLI HAYATLAR

Somuncu Baba

"Ârif Rivgerî Hazretleri her sohbetine; ‘Cenab-ı Hak bizleri¸ hepimizi dünya ve
ahiretin efendisi¸ bütün insanların her bakımdan en yükseği ve iyisi olan Rasûlullah
(s.a.v.) Efendimize tâbî olmak saadetiyle şereflendirsin' diye başlardı."

Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yaşayan Kur'an olduğu inancıyla¸ hayatıyla beraber sünneti de göz önünde bulundurularak yaşanacak dinî hayatın insanı doğruya ve mutluluğa götürdüğü muhakkaktır. Altın silsilenin altın halkaları hep hayatlarını sünnete bağlı bir şekilde idame ettirmiş¸ etraflarına örnek olmuşlardır. Bunlardan bir büyük Allah dostu da Hâce Ârif Rivgerî Hazretleridir.


Hâce Ârif Rivgerî¸ 560/1165 yılında¸ Buhara'nın kuzeyinde ve Gucdevân'a takriben 7 km. mesafedeki Rivger Köyünde dünyaya gelir.[1] Peygamberimizden sonra insanlara doğru yolu gösteren veliler silsilesinin on birincisidir. Zâhir ilmine ait eğitimini tamamladıktan sonra¸ Abdulhalik Gucdevânî Hazretlerine intisap eder. Onun Gucdevânî'ye intisabı şu olayla izah edilmektedir:


Hâce Ârif¸ önceleri Buhara ulemasından birinin derslerine devam etmektedir. Çarşıya çıktığı bir sırada Gucdevânî ile karşılaşır. Gucdevânî erzak almış¸ evine doğru gitmektedir. Onunla karşılaşınca kemâli ve cemali karşısında son derece etkilenen Hâce Ârif¸ hemen sokulup hizmet arz eder ve "İzin verirseniz elinizdeki eşyalarınızın bir kısmını taşıyarak size yardım edebilir miyim?" der. Gucdevânî bu teklifi kabul eder ve "Peki evladım¸ al paketi ve bizim eve kadar beraber gidelim." der. Birlikte evin kapısına kadar gelirler ve Gucdevânî; "Hizmetinize çok teşekkür ederim¸ sofraya beklerim." der. Sofraya oturduklarında Hâce Ârif'in Gucdevânî'ye olan hayranlığı arttıkça artar ve nihayet ilim tahsilini bırakıp Gucdevânî'nin meclisine devama karar verir.  


Vakti Değerlendirmek


Gucdevânî ilk sohbetlerinde Hâce Ârif'e şu nasihati yapar:


"Hak yolcusu bir sâlik ve talebe¸ vaktinin değerini gayet iyi bilmelidir. Üzerinden vakitler bir bir geçip giderken kendisinin ne hâlde olduğunu sezmeye bakmalıdır. Şayet geçen bir an içinde¸ huzurlu olduysa¸ bunu şükür gerektiren bir hâl bilmeli. ‘Allah'ıma şükürler olsun' demelidir. Eğer gafletle geçip gitmiş ise hemen onu telafi etme yoluna gitmelidir."[2]


 


H. Hamidettin Ateş Efendi de bir sohbetlerinde vakti değerlendirme hususunda şöyle buyurmuşlardır:


 


"Çoğu zaman insanlar¸ fırsatları kaçırdıktan sonra pişmanlık duymaktadırlar. Pişmanlık¸ insanın belirli bir fiili yaptıktan sonra üzüntü¸ utanç veya  mahcubiyet karışımı bir duygu hissetmesi; “Keşke öyle yapmasaydım¸ diye düşünmesidir.”


İnsan¸ Rabbimizin emanet olarak verdiği ve iyi korumasını emrettiği sağlığının kıymetini ne yazık ki hastalanınca¸ boş vakitlerin kıymetini de zamanı kalmayınca anlar. Zamanını nerde ve nasıl değerlendirdiğinden sorgulanmadıkça yerinden kimsenin kımıldayamayacağı kıyamet günü hesabı kolay verebilmek için zamanın kıymeti iyi bilinmelidir. Yanı başımızda bizimle saf tutan aksakallı yaşlı amcalara ne istersin diye sorulsa "Zamanı geriye çevirme fırsatım olsa gençliğimde ibadetle¸ hayır ve hizmetle değerlendiremediğim zamanlarımı Allah'ın rızasına uygun bir şekilde yaşamak isterdim" diyecektir."[3]


 


Gucdevânî Hazretleri'nin yanında seyr ü sülûka devam eden Ârif-i Rivgerî¸ zamanla tasavvuf yolunda ilerleyerek onun en gözde müridlerinden biri olmuştur.


 


Nakledilen menkıbelerden birisinde onun küçük yaşta Gucdevânî (k.s.)'nin hizmetine girdiği¸ bu dönemde çok ibadet ve hizmetle meşgul olduğu¸ hatta uyumamak için gözlerine tuz doldurduğu¸ bunu gören Hızır (a.s.)'ın Ârif-i Rivgerî'nin ârif bir zât olması için dua ettiği ve bu duanın bereketiyle onun ârif olduğudur.



Rivger'de vefat eden Ârif Rivgerî (k.s.)'nin vefat tarihi ihtilaflıdır. Ârifnâme'nin sonuna müstensih tarafından yazılan beyitte Rivgerî'nin vefatı için "kutb-ı zaman ve ârif-i Billâh" cümlesi tarih düşürülmüştür ki 634/1236-37 tarihine tekabül etmektedir.[4] Kabri Buhara'ya 40 km. mesafede Safirkan nahiyesindedir.[5]


Ârif Rivgerî (k.s.)'nin bilinen tek eseri Ârifnâme'dir. Hâce Naim isminde bir zât¸ Rivgerî'den muhtasar tasavvufî bir risale yazmasını rica etmiş¸ Rivgerî de bu talep üzerine Buhara'nın Nûr Kasabasında H. 622 senesinde bu eseri Farsça olarak kaleme almıştır. Nasihat türünde olan bu eser¸ ilk dönem sûfîlerinin söz ve menkıbelerine genişçe yer vermektedir. Eserin sonunda Rivgerî'nin şeyhi Gucdevânî'nin birkaç menkıbesi ile vefatı anlatılmaktadır. Nakşbendîyye kaynaklarında bu eserin adı geçmemektedir. Eserin Farsça nüshası yakın bir tarihte bulunmuş¸ Sadriddin Selim Buharî ve İsrail Subhânî tarafından Özbek Türkçesine tercüme edilerek neşredilmiştir. (Taşkent 1994) Ârif Rivgerî (k.s.) vefat ederken¸ geride halife olarak Mahmûd Encîrfağnevî (k.s.)'yi bırakmıştır.


 


Sünnet-i seniyyeye Uygun Bir Hayat


Ârif Rivgerî (k.s.)¸ orta boylu¸ ay yüzlü¸ iri gözlü idi. Kaşları hilâl gibi inceydi. Teninin rengi¸ beyaz ve kırmızı karışımı; gülkurusunu andırırdı. Vücudunun hoş ve lâtif bir kokusu vardı.[6] Çok kişinin hidayete ermesine¸ çoklarının velayet makamına yükselmesine vesile oldu. Herkese karşı çok iyi davranır¸ kimsenin kalbini kırmazdı. Nefsinin isteklerini hiçbir zaman yapmaz¸ istemediklerini yapmak¸ ruhunu yükseltmek için çok çalışırdı. Haramlardan şiddetle kaçar¸ hatta harama düşmek korkusu ile mübahların fazlasını terk ederdi. Geceleri vaktini hep ibadetle¸ gündüzleri talebe okutmakla geçirirdi. Sünnete uyarak¸ gündüz öğleden sonra bir miktar kaylûle yapardı¸ yani uyurdu. Peygamber Efendimizin sünnet-i seniyyesini çok iyi bilir¸ onun unutulmaması için nasihatlerinde üzerinde durur ve tarif ederdi. Sünnet-i seniyyenin yaşanması için çok gayret gösterirdi.


Hulûsi Efendi (k.s.)¸ Hz. Peygamber'e (s.a.v.) olan sevgisini ve O'nun sünnetine uymanın önemini ise şu şiirinde dile getirmiştir:


Göz görmedi ey sevdiğim âlemde sen meh-rû gibi


Aklımı aldın gönlümü saldın ayağa su gibi


 


N'itsin ne yapsın sâdıkın olmazsa vasla lâyıkın


Aklı perişan âşıkın boynundaki gîsû gibi


 


Ey âlemeynin serveri urdun bu câna hançeri


Terk eyleyem versem seri Hulûsî ser-fürû gibi[7]


 


Peygamber'in Gösterdiği Yolda Devam Etmek


Hulûsi Efendi (k.s.)¸ bir hutbesinde de Hz. Peygamber'e (s.a.v.) tâbi olmanın önemini şu ifadelerle[8] dile getirmiştir:


"Ey cemaat-i Müslimin! Ey Allah'ın kulları! İşte biz böyle bir Peygamber'in ümmetiyiz. Bu güneş doğmasaydı¸ bugün dünya karanlıklar içindeydi. Bizim için bu en büyük bir şereftir. İyi biliniz ki bu nuranî¸ bu ilahî yolda ilerlemek ve bütün cihana ahlâk ve fazilet numunesi olmak her Müslüman'ın vazifesidir. Hepimiz çalışalım. O büyük Peygamber'in gösterdiği yolda devam edip ilerleyelim. Ona ümmet olduğumuzu her vakit gösterelim."[9]


 


Hulûsi Efendi Hazretleri'nin sünnet-i seniyyeye merbutiyetini H. Hamidettin Ateş anlatıyor:


"Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî'deki bir beyitte ârifin; halinin de yüzünün de ilim ve irfanın güzelliğini yansıttığını¸ hâl ehlinin boş şeylerle meşgul olmayacağını şöyle ifade buyurur:


 


Ârifin vech-i kemâlinde muharrer ilm-i hâl


Âşinâ-yı hâl olan eyler mi hîç kîl ü kâl


 


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri¸ ilmiyle¸ irfanıyla¸ bir ahlâk âbidesi olarak Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in sünnetine bağlı bir şekilde insanları terbiye etme vazifesini¸ yaşamış olduğu toplum içerisinde bizzat yaşayarak ve etrafındakilere örnek teşkil etmek suretiyle ortaya koyan¸ maneviyat dünyasının zirve şahsiyetlerindendir."


 


Ârif Rivgerî Hazretleri her sohbetine; "Cenab-ı Hak bizleri¸ hepimizi dünya ve ahiretin efendisi¸ bütün insanların her bakımdan en yükseği ve iyisi olan Rasûlullah (s.a.v.) Efendimize tâbî olmak saadetiyle şereflendirsin. Çünkü Cenab-ı Hak¸ ona tâbî olmayı¸ ona uymayı sever. Ona uymanın ufak bir zerresi bütün dünya lezzetlerinden ve bütün ahiret nimetlerinden daha üstündür. Hakiki üstünlük¸ onun sünnet-i seniyyesine tâbî olmaktır." diye başlardı.


 


Muallim ve Kolaylaştırıcı


H. Hamidettin Ateş Efendi de bir sohbetlerinde Hz. Peygamber (s.a.v.) ile ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır:


"Yüce Allah¸ Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i bütün âlemler için rahmet¸ muallim ve kolaylaştırıcı olarak göndermiştir.


Hz. Peygamber (s.a.v.) mübarek sözleriyle İslâm dininin kolaylık dini olduğunu her fırsatta belirttiği gibi¸ yaşayışıyla da bunu ortaya koymuş ve ümmetine örnek olmuştur. Peygamber Efendimiz kendisi devamlı kolaylık gösterdiği¸ kolay olanı tercih ettiği gibi ashabına da kolay olanı tercih etmelerini ve kolaylık göstermelerini emretmiştir. Güçlerinin üzerinde ibadet yapmaya kalkışanları uyarmış¸ alış-verişte ve bütün medenî muamelelerde kolaylık gösterilmesini tavsiye etmiştir."[10]


Pirlerimizden Mustafa Takî Efendi Hazretleri de¸ Kur'ân'ın anlaşılması ve hayata aktarılabilmesi noktasında sünnetin önemli olduğunu ancak sünnete sarılmak suretiyle dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşılabileceğini ifade etmiştir. Takî Efendi¸ ‘Kırk Hadis'¸ ‘Târîh-i Nûr-ı Muhammedî' ve birçok makalesi ile sünnetin anlaşılabilmesi için çaba göstermiştir. O¸ aktardığı şu örnekle sünnete bağlılığın boyutunu izah etmeye çalışmıştır:


"Uhud Savaşında Sa'd isimli bir sahabe yaralanmış¸ İbn Mesleme de Sa'd'ı bulmakla görevlendirilmişti. İbn Mesleme bütün çaba ve gayretlerine rağmen Sa'd'ı bulamıyordu. Ne zaman ki "Ey Sa'd! Rasûlullah seni arıyor dediğinde Sa'd: "Şehitlerin içindeyim" cevabını vermişti. İbn Mesleme yanına gittiğinde kendisi o perişan hâlini unutmuş ve Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)'i sorarak ona selam söylemesini¸ onun vaat ettiği Cennet'in kokusunu duyduğunu¸ ashabın da güçlerinin son damlasına kadar Rasûlullah'a bağlı kalmaları gerektiğini söylemiştir."[11]


 


 Hâce Ârif Hazretleri sünnete bağlılık gayretlerine karşılık Cenab-ı Hak¸ kendisine büyük makamlar ihsan etti. Uzun bir ömür yaşadı.[12]  İlim¸ hilm¸ zühd¸ takva¸ riyazet¸ ibadet ve sünnete uyması ile temayüz etmiştir.[13] Gucdevânî'nin yaktığı meşaleyi Türkistan diyarının her bölgesine ulaştırmaya gayret göstermiştir. Türk meşâyihinin etkıyâsından/en muttakilerinden sayılmış; ama hayatı hakkındaki bilgiler genelde sınırlı kalmıştır. Bir hatıra ile yazımızı bağlayalım:


 


Muazzam Bir Derya


H. Hamidettin Ateş Efendi¸ 1999 yılında Özbekistan'a pirlerimizi ziyarete için bir grup arkadaşla yola çıkarlar. Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin külliyesinin ziyaretinden sonra Hâce Ârifî Rivgerî Hazretlerinin türbesi ziyaret edilir. Orda ısrarla bir kişi Hazretle ve bizim arkadaşlarla ilgilenir. Yakın alakasından dolayı arabaya alınır¸  H. Hamidettin Efendi'nin yanına oturur. Bu arada eline vakıf yayınları verilince¸ Hulusi Efendi Hazretlerinin ve H. Hamidettin Efendi'nin fotoğraflarını görünce ağlayarak yüzüne sürer.


Bu kimse ile yolda konuşmaya başlayınca her şeyin hikmeti ortaya çıkar. Bu zat Hâce Ârifî Rivgerî Hazretlerinin mescidinin imamıdır. Yolda Özbek dervişle sohbet ilerledikçe adamın garip hali dikkatleri çeker ve o insan gözyaşlarını tutamayarak bir önceki gece gördüğü rüyayı anlatmaya başlar: "Bana dün gece muazzam bir deryanın üzerinde önde nurani yüzlü bir zat arkasında yürüyen nurani bir cemaati gösterdiler.  O zat-ı muhterem ve cemaati o kadar nurani ve edepli idiler ki imrendim. Rüyamda gördüğüm cemaat sizlersiniz o nurani zat da babanız (fotoğrafı göstererek Hulûsi Efendi ve)  zat-ı âlinizdir¸ size ne kadar hizmet etsem azdır" diyerek gözyaşları içinde duygularını paylaşır.


Büyüklerimize yürüme mesafesinde yakın olan bizlerin idrakine varamadığımız değerleri bir Özbekli haliyle yaşatıyor ve bir kez daha hatırlatıyor bizlere adeta.


Büyükler hikmetle hareket eder ve gittikleri yere güzellikler götürürler. Onların himmetleriyle o ziyaretlerden sonra Özbekistan'da bulunan pirlerimizin kabirleri onarılmış¸ külliyeleri medreseleri ve kabr-i şerifleri ihya edilmiştir.


 


 






[1] Süleyman Uludağ¸ "Ârif-i Rîvegerî"¸ Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi¸ İstanbul 1991¸ c. III¸ s. 369.



[2] Komisyon¸ Evliyâlar Ansiklopedisi¸ c. III¸ s. 233.



[3]   HHA Hutbe Arşivi



[4] Aynı eser¸ s. 58.



[5] Yılmaz¸ Altın Silsile¸ s. 90.



[6] Yılmaz¸ Altın Silsile¸ s. 89.



[7]  Ateş¸ Divan¸ c.I¸ 324–325.



[8]  Bu konuda geniş bilgi için bkz; Palakoğlu¸ Gönüller Sultanı Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ s.216–225.



[9]  Ateş¸ Hutbeler¸ s.196–197.



[10]   H. Hamidettin Ateş¸ Kırk Yapraklı Gül¸ 3. Hadis¸ Somuncu Baba Dergisi¸ Yıl. 18¸ Sayı: 129¸ s.



[11] Mustafa Takî¸ ‘İlk İslam Mücahitleri'¸ Sebilürreşat¸ c.XXI¸ s.54.



[12]   Komisyon¸ Evliyâlar Ansiklopedisi¸ c. III¸ s. 233.



[13]   Osmân-zâde Hüseyin Vassâf¸ Sefîne-i Evliy⸠haz.: Mehmet Akkuş¸ Ali Yılmaz¸ Kitabevi¸ İstanbul 2006¸ c. II¸ s. 24.

Sayfayı Paylaş