SÖZÜMÜZ CÂNÂN OLSA HEP

Somuncu Baba

Âşık¸ sevgilinin üzerinde konuşulmayı da istemez. Onu sadece kendi iç âlemiyle paylaşmak ister. Adını bile kimseye zikretmez. Bu anlamda Yahya Bey'in söyledikleri bu fıtrata ters düşüyor. Çünkü Yahya Bey¸ sevdiğini¸ herkesin sevmesini; hatta bütün sohbetlerinin de sevgilisi üzerine olmasını istiyor. Bütün bu anlayışları göz önüne alınca "Bu ne yaman çelişkidir!" diyesimiz geliyor hemen değil mi?

Kâşki sevdüğümi sevse kamu ehl-i cihân


Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa


Taşlıcalı Yahyâ Bey


 


(Keşke sevdiğimi herkes sevseydi de¸ hepimiz¸ yalnız onu konuşsak¸ ondan söz etseydik.)



Taşlıcalı Yahya Bey¸ 16. asrın güçlü şairlerinden biridir. Ne var ki bu asırda Fuzûlî¸ Bâkî¸ Hayâlî gibi güçlü şairlerin çıkması¸ şair olarak Taşlıcalı Yahyâ Bey'in adının fazlaca duyulmasına mânî olmuştur.


Taşlıcalı Yahyâ Bey¸ Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman ile birlikte seferlere katılmış asker şairlerimizdendir. Gencine-i Râz¸ Kitab-ı Usûl¸ Şâh u Gedâ ve Gülşen-i Envar gibi mesnevîlerinin yanında bir de Dîvânı vardır. Yahyâ Bey'in¸ şiirlerinde zamanına göre¸ sade ve samimî bir dil kullanması dikkat çeker.


Şairi kifayet miktarı tanıdıktan sonra¸ yazımıza serlevha yaptığımız ve günümüz Türkçesiyle nesre çevirdiğimiz beytin derununda neler yattığına bakalım:


Bilindiği gibi insan¸ fıtratı gereği sevdiğini¸ sevgilisini başkalarından kıskanır. Özellikle Dîvân şairleri sevdiğini başkasıyla paylaşmayı asla istemez¸ hatta onu başkalarının alâkasından uzaklaştırmayı ister. Çünkü rakip¸ şairin en istemediği şahıstır. Dîvân şairleri yazarken bile "rakîb" kelimesini ters yazar. Bu¸ rakibe bir hakaret manası taşır¸ çünkü onun adına bile tahammül edilemez. Nitekim 15. asır şairlerinden Necâtî bir gazelinde en hafif bir hakaretle rakibi kargaya benzetir ve şöyle der:


Rakîb ile işigünde Necâtî subh ide


Çemende bülbüli gördüm gurâb ile oynar


(Necâtî ne zaman ki sevgilinin kapısında rakiple beraber sabahladı¸ bülbül de gül bahçesinde kargalarla oynamaya başlamıştır. Âşık¸ rakip ile arkadaşlık ederse¸ bülbülün de karga ile ünsiyeti şaşılacak bir durum değildir.)


Bırakın Necâtî'yi¸ Yahya Bey'in kendisi bile bir gazelinde rakip için şöyle der:


Habîbin gül gibi gönlüne rây-ı nâ-revâ gelmez


Rakîbin lâle-veş gönlü karası her zamân gitmez


(Gül gibi sevgilinin gönlüne yakışıksız düşünce gelmez¸ buna karşılık¸ rakibin de lâle gibi gönlünün karası her zaman kalır.)


Şair burada gül ile lâleyi şekil yönünden karşılaştırıyor ve onlardaki bu fizikî hususiyetleri mânevî yönden düşünüyor. Gülde yakışıksız bir renk görmeyen şair¸ onu sevdiğine benzetirken¸ lâle çiçeğinin ortasındaki¸ dıştan görünmeyen¸ kara renginden dolayı lâleyi de rakibe benzetiyor. Çünkü rakip¸ içinde neyi gizlediği dışından belli olmayan bir şahıs olarak bilinmektedir. 


Âşık¸ sevgilinin üzerinde konuşulmayı da istemez. Onu sadece kendi iç âlemiyle paylaşmak ister. Adını bile kimseye zikretmez. Bu anlamda Yahya Bey'in söyledikleri bu fıtrata ters düşüyor. Çünkü Yahya Bey¸ sevdiğini¸ herkesin sevmesini; hatta bütün sohbetlerinin de sevgilisi üzerine olmasını istiyor. Bütün bu anlayışları göz önüne alınca "Bu ne yaman çelişkidir!" diyesimiz geliyor hemen değil mi?


O halde beyte biraz daha dikkatlice bakalım.


Beyitte geçen "cânân"¸ sıradan bir sevgili midir acaba? Eğer öyle ise şair¸ bir beytinde farklı diğerinde farklı bir karakter sergilesin ve kendisiyle niye çelişsin? Beyite bu açıdan yaklaştığımızda beşerî bir aşktan ve sevgiliden bahsedilmediğini anlayabiliriz.


Burada cümle âlem tarafından sevilmesi ve üzerinde konuşulması istenen Cânân; sevginin¸ muhabbetin de kaynağı olan Allahu Teâlâ'dır ki Onu herkesin sevmesinde bir sakınca yoktur. Rabbimizi bizimle beraber başkalarının da sevmesi¸ kıskanılacak bir hâdise değil¸ bilakis sevinilecek bir durumdur.


"Hepiniz Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Fırkalara bölünmeyin!" (3/Âl-i İmran¸ 103)


buyruluyor Kur'an-ı Kerim'de. Burada Müslümanlara emredilen düşünce¸ birlikte olma¸ beraber olma düşüncesi¸ yani vahdet… Tefrikaya düşmemek gerektiği vurgulanan bu âyetlerin muhalifi düşünüldüğünde bozgunculuk¸ fitne¸ fesat kol gezecektir ki bu da Kur'an-ı Kerim'de şiddetle yasaklanan kötü huy ve davranışlardandır. Çünkü ayrılık¸ gayrilik insanların tedirginliğine¸ vurdumduymazlığına¸ başkalarına karşı hoşgörüsüzlüğüne ve daha birçok olumsuzluğa sebeptir.


Demek ki gerçekte âşık¸ kendisine rakip istemez; ama söz konusu sevgili Vedûd¸ yani sevginin ve aşkın asıl kaynağı olursa¸ bu sevgiyi başkalarıyla paylaşabilir¸ hatta sevgilisinin başkalarınca sevilmesine teşvik edebilir.


Hakiki mü'minler Allah kelâmı ile mutlu olurlar. Buna göre sözün daima sevgili üzerinde yoğunlaşması¸ Allah'tan gâfil olmayı engeller. Her an O'nun muhabbetiyle dolu olmak¸ iyilikleri¸ güzellikleri beraberinde getirir. Dolayısıyla sevilenin ortak olması¸ güzellikler etrafında çoğalıp birleşmeye ve vahdetin gücüne vesile olacaktır.


Bu anlamda biz de diyelim ve dileyelim: Keşke Sevdiğimizi herkes sevse¸ sözümüz hep en sevilen üstüne olsa…

Sayfayı Paylaş