SOMUNCU BABA'NIN YETİŞTİĞİ ORTAM

Şeyh Hamid-i Velî¸ 1331 yılında Kayseri’nin Akçakaya köyünde doğar. Akçakaya¸ Ali Dağı’nın güney doğusunda yer alan¸ Kayseri’ye 11 km. mesafede bir merkez köyüdür.

Şeyh Hamid-i Velî¸ 1331 yılında Kayseri’nin Akçakaya köyünde doğar. Akçakaya¸ Ali Dağı’nın güney doğusunda yer alan¸ Kayseri’ye 11 km. mesafede bir merkez köyüdür. Tarıma elverişli alanı çok sınırlıdır. Köyün güney doğusunda Erciyeş Kuzeyinde Ali Dağı yer alır. Stratejik alan olarak bu iki dağın koruması altında sakin bir yerleşim alanına sahiptir. Buradaki halkın geçim kaynağı hayvancılık ve el dokuması halıcılıktır. Bugünkü nüfusu 400 dolayındadır. Köyün 14. asırdaki durumu hakkında kayıtlarda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bilinen tek sağlam bilgi¸ o asırda bu köyde doğup ve çocukluğunu burada geçiren Hamid’in babasının burada yaşıyor olmasıdır. Babası Musa Şemseddin¸ dönemin önemli isimlerinden birisidir ve tasavvuf ehli olarak “Şeyh”lik mertebesine kadar yükselmiştir. Oğlu Hamid’in eğitimi için Kayseri’yi yeterli görmemiş olacak ki¸ onu gençlik döneminde Şam’a gönderir. Şam¸ o tarihlerde önemli bir ilim merkezi durumundadır. Bir süre orada eğitim alır¸ arkasından Tebriz’e oradan da Erdebil’e geçer. Erdebil’de Şeyh Seyfeddin İshak’ın torunlarından Alaeddin Ali Erdebilî’den dersler alır. Kısa sürede zâhirî ve bâtinî ilimleri öğrenir ve tekrar hocalarının talimatıyla irşad ve aydınlatma görevini yürütmek üzere Anadolu’ya döner. Bursa’ya gelir. Burada fırıncılık yaparak geçindiği için “Somuncu Baba” lakabıyla anılır. Oradaki hikâyesi meşhurdur. Buradan Aksaray’a geçer. Oradan da Hac ziyaretinden sonra Darende’ye yerleşir.
Şeyh Hamid-i Velî’nin Kayseri’deki hayatının süresi¸ çocukluğu çıkılınca pek bilinmemektedir. Bilinen o ki¸ Somuncu Baba’nın Aksaray’dan Darende’ye geçerken memleketi Kayseri’ye uğrayıp bir sürede burada kalması ve bu sırada müridlerinden Numan ile Kayseri’de buluşmasıdır: Rivayete göre¸ bu buluşmanın bir bayram gününe denk gelmesi üzerine¸ Hoca-Talebe “İki bayram’ı bir arada yapıyoruz” diye bir espri yaparlar. Bu buluşmanın mutluluğundan dolayı¸ Numan’a “Bayram” unvanının hocası tarafından verildiği rivayet edilir. Burada buluşan hoca-talebe birlikte Şam’a oradan da Hacca giderler. Artık toplum arasında¸ Hoca Şeyh Hamid-i Velî’ye¸ talebe ise Hacı Bayram-ı Velî’ye dönüşür. Tarihe bu kimlikleriyle yansırlar.
O tarihlerde Kayseri¸ büyük bir ilim merkezidir. Burada bir önemli hususa daha işaret etmekte fayda vardır: Selçuklu Medrese sistemini Alpaslan’ın Başveziri Nizamü’l-Mülk’ün kurduğu bilinmektedir. Bunun içindir ki¸ bu medreselere “Nizamiye Medreseleri” denilmiştir. Bu medreseler¸ o çağlarda Selçuklu hükümranlığının bütün bölgelerinde yaygın ve etkindir. Kayseri de bu yaygınlık ve etkinlik alanı içindedir ve burada çok sayıda medrese vardır: Bunlar¸ Muhammed Melikgazi Medresesi¸ Hoca Hasan Medresesi¸ Muineddin Pervane Medresesi¸ Hunat Hatun Medresesi¸ Sahabiye Medresesi¸ Şifaiye-Giyasiye Medresesi¸ Hatuniye Medresesi¸ Hacıkılıç Medresesi¸ Siraceddin Medresesi¸ Gülük Medresesi ve diğerlerinde önemli oranda çeşitli bölgelerden gelmiş gençler eğitim görmektedir. Şehir¸ “Makarr-ı Ulemâ (Alimlerin gelip yerleştiği şehir)” gibi bir unvanla anılmaktadır. Ne var ki¸ ortam siyasi açıdan pek güvenilir değildir. Şeyh Hamid-i Velî’nin doğduğu tarihlerde Moğol Hükümdarı Ebu Said Bahadır Han adına Alaeddin Eratna¸ eniştesi Timurtaş’la birlikte Kayseri’de yönetimdedir. Karamanlılar Kayseri’yi kendilerine ilhak etmeye kalkışınca¸ Alaeddin Eratna¸ 1343 yılında kendi bağımsızlığını ilan eder ve emirlikten melikliğe yükselir. Bu siyasi çalkantıya rağmen kendisi ilim ve din’e bağlı bir hükümdardır. Dahası da var: Hamid-i Velî¸ 19 yaşında iken¸ 1344 yılında Kayseri’de dünyaya gelen Burhaneddin Ahmed¸ 21 yaşına ulaşınca Kayseri’ye kadı olur. İlmi ve ameliyle çok sevilen bu genç Kadı¸ kısa sürede adaletten siyasete yönelir ve 36 yaşında Kayseri’de kendi adına bir devlet kurarak¸ tarihe “Kadı Burhaneddin Ahmet Devleti”ni emanet eder. Tabii¸ bu kolay bir iş olmamıştır. Çok sarsıntılı ve çok da kanlı bir sonuç doğurmuş. 18 yıl süren hükümdarlığı 1398’de öldürülmesiyle sona ermiştir. Kadı Burhaneddin’in öldürüldüğünde Şeyh Hamid-i Velî¸ yani Somuncu Baba¸ 73 yaşındadır. Doğal olarak¸ Kadı Burhaneddin Ahmed’in macerasında¸ bir insanın doğuşundan eğitimine¸ ilk hizmetinden siyasetteki atılımlarına ve nihayet iktidar kavgası uğruna ölümüne kadar geçen bir hayat sahnesinin bütün karelerini gözlemleyip değerlendirmeler yapmıştır.
Şeyh Hamid-i Velî’nin böyle bir ortamda olayların merkezi durumundaki Kayseri’ye yerleşmeyi düşünmemesi normaldir. O yıllarda Bursa huzurludur ve bunun tabii sonucu O da orayı tercih eder. Bursa’ya gidişinin önemli sebeplerinden birisi¸ Osmanlı hakimiyeti altında daha güvenli bir çalışma ortamı bulmak eğilimi olmalıdır. Bir önemli nedeni daha dikkate almamız gerektiğine inanıyorum: Selçuklu Medrese sistemini geliştirip günün şartlarına göre oturtan Osmanlı İmparatorluğu¸ bu işi Davud-u Kayserî’ye bırakmıştır. O da¸ bu yeni uygulamada Kayseri’deki Selçuklu medreselerinde gördüğü güzellikleri taşırken¸ aynı medreselerde karşılaştığı eksiklikleri de gidererek daha mükemmel bir eğitim sistemine doğru önemli adımlar atmıştır. Hamid-i Velî’nin gençlik dönemi¸ Davud-u Kayserî’nin olgunluk dönemine denk gelir. Davud-u Kayserî’nin Osmanlı Sultanı Orhan Gazi’nin 1336’da İznik’e çağırmasıyla İmparatorlukta başlattığı bu yenileşme ve hamle hareketi kuşkusuz bu genç insanı etkilemiş olacaktır…
Şeyh Hamid-i Velî¸ hemşerisinin başlattığı bu ilmî hamlenin içinde aktif bir role belki de sahip değildir¸ ama irşad alanında¸ onun yaptıklarından da daha geride bir hizmet üretmez. İnsanların¸ gönül pencerelerini açmak¸ oradan sızan ışık huzmelerine kendi levhasını uzatarak onların beslenmelerini sağlamak kolay bir iş değildir. Hele böyle çalkantılı bir dönemde bunları yapmak az bir alın teri ve yorgunluğa mal olmaz. Üstelik¸ Osmanlı da bu dönemde sancılı günler yaşamaktadır. Bir Timur belası vardır: Anadolu’ya doğru bir yıkım fırtınası halinde gelmektedir. Şeyh Hamid-i Velî¸ Yıldırım Bâyezid’in Bursa’da yaptırdığı Cami’nin açılışında¸ Sultanın da hazır bulunduğu Cuma namazında ilk hutbeyi okuduğu ve bir ilâhî aşk mahşerine dönüşen o günden bu yana yıllar geçmiştir. Şimdi o Sultan¸ Timur’a mağlup olmuş¸ ona esir düşmüş ve kahrından 44 yaşında iken hayata veda etmiştir…
81 yıllık ömrü içerisinde¸ Alaeddin Eretna ve Kadı Burhaneddin Ahmet Devletleri’nin kendi doğduğu şehirde yani Kayseri’de yıkılışlarını ve bu devletlerin başında bulunan insanların genç yaşlarında hayatlarını kaybedişlerini gören¸ Osmanlı İmparatorluğunun ihtişamını geniş bir coğrafyaya taşıyan Yıldırım Bayezid’in acılı sonuna şahit olan Somuncu Baba¸ artık kendi gönül fırınında sabrı pişirmenin nöbetini tamamlamıştır. 1412 yılında Rabbine vasıl olurken arkasında¸ sağlam bir irade¸ disiplinli bir inanç¸ örnek alınacak bir vecd hâli bırakmıştır. Yaşadığı ortam o sabır ve tevekkül dediğimiz muhteşem ilâhî imtiyazlardan beslenmeseydi acaba bugün Somuncu Baba rahlesi devam eder miydi?.. Bu soruyu bugün artık kendimize de sormalı ve bu çizgide bir şahsiyet gömleği aramak için gayret göstermeliyiz. Onların sahip olduğu ruhaniyet şemsiyesine kavuşmak istiyorsak¸ bundan başka yol olduğunu sanmıyorum!..

Sayfayı Paylaş