ŞİİRİMİZDE KUDÜS VE FİLİSTİN DUYARLILIĞI

Somuncu Baba

“Filistin konusunda ilk bilinçli ses Sezai Karakoç'tan yükseldi. 1969'da Mescid-i Aksa'nın Yahudilerce yakılması üzerine Diriliş Dergisi'nin 1. sayında ‘Ey Yahudi' şiiri yayımlandı. Kudüs ve Mescid-i Aksa bağlamında Filistin meselesi hakkında edebiyatımızda yazılan ilk şiirdir.”


Özel Bir Öneme Sahip


Çok köklü bir tarihî geçmişe sahip olan Filistin toprakları Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştı. Yaklaşık 400 yıl Türk egemenliğinde yaşayan bu topraklar¸ sadece Osmanlı coğrafyası içinde bulunmanın ötesinde¸ Kudüs Şehri'nden dolayı da bütün dünya Müslümanları için olduğu gibi Türkler için de özel bir öneme sahipti. Fakat siyonizmin dünya emperyalistlerinin Ortadoğu'da kendi çıkarlarını koruyacak “ileri bir karakol” projesi olarak bölgeye başlattıkları Yahudi göçü zaman içinde iyice hızlandı ve Yahudiler bu bölgeye yerleşmeye başladılar. 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın Filistin Cephesi'ndeki yenilgisiyle de bu bölgelerde söz hakkımız kalmadığı gibi Filistin¸ 29 Eylül 1923'te İngiliz koruması altına girdi. Ardından da 1948'de İsrail Devleti kuruldu.


Filistin coğrafyasının makûs talihi işte bu tarihte başladı. Çünkü İsrail Devleti¸ giderek bu topraklarda hem nüfus olarak çoğalıyor hem de sınırlarını genişletiyordu. Kudüs gibi bir Makam-ı Mücella'nın bulunduğu bu kutlu topraklarda¸ zamanla Müslüman kanı da dökülmeyle başladı. İsrail'in kuruluşuyla patlak veren savaş¸ gelecekteki savaşların da habercisiydi. Nitekim öyle oldu. 1956 yılında İsrail'in Fransa ve İngiltere'nin de desteğiyle Mısır'a karşı açtığı savaşı; 1967 yılında da ABD desteğinde Mısır¸ Suriye ve Ürdün'e karşı gerçekleştirilen savaş izledi. Dördüncüsü 1968 yılında Ürdün'e karşı gerçekleştirilen saldırı¸ beşincisi 1973 yılında yine İsrail tarafından başlatılan Arap-İsrail Savaşı¸ altıncısı da 1982'de Lübnan işgali oldu ve bu durum hiçbir zaman bitmedi. Son büyük işgal ve saldırı ise 2008 sonlarında meydana geldi.


Kanın döküldüğü yerde elbette acı vardır¸ gözyaşı vardır¸ zulüm vardır. Bunlara karşı da yine umut vardır¸ direniş vardır¸ sabır vardır. Bütün bu duygular ise doğal olarak edebiyatın özellikle de şiirin malzemeleridir. Çünkü Nurettin Durman'ın da dediği gibi: “Şiirin zorbalığa¸ katliama¸ soykırıma¸ haksızlıklara¸ adaletsizliklere tahammülü yoktur…” Bu yüzden tarihi boyunca pek çok şair yetiştirmiş olan bu topraklarda son hadiselerle birlikte kalemler¸ bu defa¸ İsrail zulmüne karşı çıkan ve bağımsız bir Filistin özlemini ve bu uğurda yapılan direnişi dile getiren eserler vermeye başladılar. Fadva Tukan¸ Kerim El-Kermi sonraki dönemlerde Mahmut Derviş¸ El-Kasım gibi şairler direnen Filistin'in yükselen ilk sesleridir.


Bir Zaman İlgi Alanımız İçinde Olmadı


29 Ekim 1923'te kurulan Türkiye Cumhuriyeti tam anlamıyla bir “ulus-devlet” projesiydi. Bu yüzden¸ sadece Osmanlı dönemini dikkate alacak olursak¸ altı asır boyunca “ümmet” anlayışı içinde yaşayan Türkler¸ birdenbire “millî” bir devletin sınırları içine kapanmak zorunda kaldılar. Gözlerini çevirdikleri tek coğrafya Batı idi. Tanzimat'la başlayan bu süreç¸ Cumhuriyet'le ivme kazandı ve Batıcılık “çağdaşlık” olarak algılandığı için başka bir yöne bakma ihtiyacı duyulmadı. Asya¸ Ortadoğu¸ Afrika gibi coğrafyalar gündemimizden çıktı. Dahası¸ 1. Dünya Savaşı'nda Arapların; İngilizlerin kışkırtmalarıyla Osmanlı Devleti'ne ihanet etmeleri Türk kamuoyunda bir Arap düşmanlığı doğurdu. Yine 14 Mayıs 1948'de Filistin coğrafyasında İsrail Devleti kurulduğunda Türkiye Cumhuriyeti onu ilk tanıyan ülkeler arasında yer aldı. Bu yüzden¸ 1960'lı yıllara gelinceye kadar Ortadoğu ve diğer coğrafyalardaki Müslüman topluluklar ilgi alanımız içinde olmadı. Dolayısıyla edebiyatımızda da konu olarak yer almadı. Ulusçu bir devlet anlayışı yüzünden¸ eski toprağımız Filistin'de olup bitenler bizi ne yazık ki fazla ilgilendirmedi. Bunda en önemli sebep bu meseleyi gündemimize taşıyacak aydınların¸ yazar ve şairlerin olmaması ve bugünkü gibi iletişim imkânlarına sahip bulunmayışımızdı. Bu durum 1967 Arap-İsrail Savaşı'na kadar sürdü. 1960'tan sonra hayli gelişen Türkiye'de bu tür ilişkiler dikkatle izlenmeye başlandı. Radyolar ve gazeteler aracılığıyla gündemimize taşınan 1967 Savaşı kamuoyumuzu oldukça etkiledi. Bu durum edebiyata da yansıdı ve Türkiye'de artık bu tür meselelere duyarlı bir edebiyatçı kuşağı yetişmeye başladı.


İlk Bilinçli Sesin Yükselişi


Filistin konusunda ilk bilinçli ses Sezai Karakoç'tan yükseldi. 1969'da Mescid-i Aksa'nın Yahudilerce yakılması üzerine Diriliş Dergisi'nin 1. sayısında “Ey Yahudi” şiiri yayımlandı:


Nihayet Mescid-i Aksa'yı da yaktın ey Yahudi!..


Asırlardır insanlığın ruhunu yaktığın gibi ey Yahudi!..


Aya çıkarak göğe çıktığını sandın ey Yahudi!.


Göğe çıktığına inanır inanmaz


Büyük Peygamberin göğe çıktığı yeri yaktın ey Yahudi!..


Mescid-i Aksa'yı yaktın ey Yahudi!..


Daha doğrusu yaktığını sandın ey Yahudi!..


Senin yaktığın gökteki Mescid-i Aksa'nın ancak gölgesidir ey Yahudi!..


Senin yaktığın Mescid-i Aksa'nın ruhu değil


Taş¸ toprak ve ağaçtan işaretidir ey Yahudi!..


dizeleriyle başlayan bu şiir¸ bilindiği kadarıyla¸ Kudüs ve Mescid-i Aksa bağlamında Filistin meselesi hakkında edebiyatımızda yazılan ilk şiirdir. Böyle olması da son derece doğaldır. Zira Karakoç¸ Cumhuriyet devrinde bize Kudüs'ten¸ Şam'dan Bağdat'tan¸ Mekke'den Medine'den¸ Endülüs'ten bahseden ilk şairimizdir. Bilhassa “Alınyazısı Saati” isimli kitabında yer alan şiirler¸ bütünüyle başta Kudüs ve Filistin olmak üzere¸ Afganistan'dan Eritre'ye¸ Filipinler'den Azerbaycan'a kadar bütün bir İslâm coğrafyasının meselelerini anlatan şiirlerden sunmaktadır. Karakoç¸ üstelik sadece şiirle de yetinmemiş¸ o yıllarda bir gazetede yazdığı ve daha sonra “Sütun 1–2” olarak kitaplaşan pek çok yazısında da Filistin ve Ortadoğu meselesine ve Müslümanların yeryüzünde bir birlik ve kardeşlik ruhuyla hareket etmelerine dair konulara eğilmiştir.


Karakoç'un şiiri sadece işlenen bu şenaati dile getirmekle kalmayıp aynı zamanda umut da taşıyan bir şiirdir. Hadisenin sorumlusu olarak Müslümanları gösteren şair¸ Kudüs'ün er geç kurtulacağını da anlatır:


Bir gün gelecek¸ azgınlığın sona erecektir


Kutsal Kudüs kurtulacak


Mescid-i Aksa'yı bu ümmet altından ve zebercetten ve yakuttan


Yeniden yapabilecek bir kudrete erecektir


O gün Tanrı'nın azabı senin için şiddetli olacaktır


Biz istesek bile seni ondan kurtaramayacağız ey Yahudi!..


Bize bu yapılanı yapan sen değilsin


Biz kendi cezamızı çekiyoruz


Sen de bir gün kendi cezanı çekeceksin ey Yahudi!..


Sana yeryüzü lanet edecektir


Sana gökyüzü lanet edecektir ey Yahudi!..


En kısa zamanda tevbe yolunu tutmazsan ey Yahudi!..


“Mescid-i Aksayı Gördüm Düşümde”


Kudüs'e¸ Filistin meselesine yönelik bu duyarlılık giderek arttı. Zira Sezai Karakoç'un açtığı çığırda daha sonra yeni İslâmcı bir edebiyatçı kuşağı yetişti. Doğal olarak onlar da diğer coğrafyalardaki Müslümanların meseleleriyle olduğu gibi Filistin meselesiyle de yakından ilgilendiler. Bunlardan ilki Mehmet Akif İnan oldu. Onun “Mescid-i Aksayı gördüm düşümde/ Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu” dizeleriyle başlayan “Mescid-i Aksa” şiiri bu mescidin şahsında evrensel İslâmî duyarlılığın bir ifadesiydi. Tabii ki trajik bir durumu anlatıyordu. Çünkü tutsaktı Mescid-i Aksa. Müslümanların duyarsızlığından da şikâyetçi idi. Nitekim şiirin “Dayanamıyorum bu ayrılığa/Kucaklasın beni İslâm diyordu” dizeleriyle bitmesi de bu yüzdendi.


Akif İnan'ın şiirini yine aynı kuşaktan Cahit Zarifoğlu'nun “Daralan Vakitler” şiiri izledi. Beyrut ve Filistin'de zehirli gaz bombaları ile yapılan katliamın¸ paletle ezilmiş babaların¸ Yahudilerce doğranan anaların acılarına tercüman oluyordu şair. Ama umudu da elden bırakmadan… “El ele tut/Taş al ve at/Kâfiri bulur” şeklindeki dizeler böyle bir umudun sesiydi.


Bu iki ismi sonradan Nureddin Durman¸ Mustafa Miyasoğlu¸ Osman Sarı¸ Metin Önal Mengüşoğlu¸ Cahil Yeşilyurt¸ Arif Ay¸ Hasan Ali Kasır¸ İlhami Çiçek¸ Ahmet Mercan¸ Ali Göçer¸ Recep Garip¸ Şeref Akbaba¸ Mustafa Yürekli¸ Ahvet Veske¸ Gökhan Akçiçek¸ Bünyamin Doğruer¸ Hüseyin Atlansoy¸ Süleyman Çelik¸ Cevat Akkanat¸ Mürsel Sönmez¸ Nazir Akalın¸ Seyfettin Ünlü¸ Kemal Sayar¸ Özcan Ünlü¸ Mehmet Aycı gibi şairler izledi. Bu isimler¸ Sezai Karakoç'un açtığı düşünce-sanat ve duyarlılık çizgisinde eser veren isimlerdir. Dolayısıyla onlar¸ şiirlerinde evrensel İslâm kardeşliğini¸ bu kardeşliğin bir gereği olarak Filistin'deki soykırımı lanetleyen¸ ona karşı çıkan¸ orada işlenen zulümlerden duyulan acıyı dillendiren ama umudu da hep içinde taşıyan şiirler yazdılar.


Filistin İçin Özel Tepki


Filistin ve Kudüs meselesi¸ uzunca bir süre sadece edebiyatçıların ve halkın gündeminde olan bir mesele olarak kalmıştır. Konu ile ilgili şiirlerin sayısı giderek artmış¸ İsrail tarafından yapılan her sıcak saldırı¸ iletişim imkânlarıyla¸ bütün dünyanın olduğu gibi Türkiye kamuoyunun da gündemine ânında yansımış¸ halk bu soykırımı büyük bir infialle karşılamış¸ şairler yeni şiirleriyle bu durumu protesto etmişlerdir. Nitekim daha sonra meydana gelen Afganistan¸ Hama ve Bosna zulümleri de yine şairlerimizin ve kamuoyumuzun büyük tepkisiyle karşılaşmıştır.


Siyasilerimiz ise bu duyarlılığa uzun süre ilgisiz kalmışlardır. Kimi zaman sessiz kalınan kimi zaman rutin resmî protestolarla geçiştirilen bu zulümler¸ devletin bir meselesi olmamıştır. Bunun şimdiye kadarki tek istisnası¸ hâlen Cumhurbaşkanı olarak görev yapan Sayın Recep Tayyip Erdoğan Bey'in tavrıdır. 27 Aralık 2008'de gerçekleşen ve 22 gün süren son siyonist saldırı¸ Türk halkı ve aydınlarının yanı sıra resmî düzlemde de büyük bir protesto ile karşılanmıştır. Ardından Davos'ta yapılan toplantıda Sayın Tayyip Erdoğan'ın İsrail Cumhurbaşkanı'na ve onun şahsında hadiseye duyarsız kalan bütün devletlere yönelttiği eleştiri hafızalara kazınmış ve Türkiye nihayet Filistin'in bir zamanlar kendi toprakları olduğunu ve burada olup bitenlere ilgisiz kalamayacağını¸ bütün bu gerekçeler bir yana burada işlenen insanlık suçuna karşı çıkmanın bir insanlık gereği olduğunun ifade etmiştir.

Sayfayı Paylaş