ŞEYH HAMİD-İ VELÎ TÜRBESİ'NDEKİ HÜSN-İ HAT LEVHALARI

Somuncu Baba

"Hikmetli ve ibretli sözler bir görsel güzellik olmakla birlikte¸ hakikati ve hikmeti hatırlatma açısından önemli bir kültürel unsurdur. Kadim kültür ve sanat mirasımızın en güzel örneklerini Şeyh Hamid-i Velî Türbesi'nde görmek mümkündür."


Cami ve türbelerimizin iç tezyinatına farklı bir ihtişam kazandıran hüsn-i hat levhaları¸ Türk-İslâm sanatının en önemli şaheserlerindendir. Camilerimizin ve türbelerimizin duvarlarını¸ ayeti kerime yazıları¸ hadis-i şerif metinleri¸ çâ-yâr-i güzînin isimlerini ihtiva eden hat levhaları ile çeşitli dinî motiflerle süslemektedir. Hikmetli ve ibretli sözler bir görsel güzellik olmakla birlikte¸ hakikati ve hikmeti hatırlatma açısından önemli bir kültürel unsurdur. Kadim kültür ve sanat mirasımızın en güzel örneklerini Şeyh Hamid-i Velî Türbesi'nde görmek mümkündür.


Şeyh Hamid-i Velî Camii'nin türbe bölümüne girerken ziyaretçileri ilk önce şu levha karşılar:


Zairâ âdâp ile gir koyma gönlünde keder


Kabr-i pâkini ziyaret etmek istersen eğer


Sâli hicret tam sekiz yüz on beşindeydi hemân


Kutb-ı âlem Şeyh Hamid eyledi adne sefer


(Ey ziyaretçi! Şeyh Hamid-i Velî Türbesi'ni ziyarete girerken¸ büyüklerin huzurunda takınman gereken edep kurallarıyla huzura gir. Eğer böyle yaparsan¸ gönlü temiz¸ halis bir niyetle hareket edersen üzüntülerini bırakır¸ sevince kavuşursun. Hicri 815 / Miladi 1412 tarihinde âlemin kutbu¸ maneviyat önderi olan Şeyh Hamid-i Velî Hazretleri¸ ahirete¸ adn cennetine sefer etmiştir.)


Ebû Hâmid Hazretleri


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretlerinin özel arşivinde el yazısıyla karşımıza çıkan bu mısraların bir nevi açıklaması hususunda 1960 yılında yayımlanan “Somuncu Baba” adlı eserin¸ takdim kısmında “Ceddim Ebû Hâmid” adlı eserin bir bölümünde şöyle diyor:


“O kâinatın kutbu devrinin en büyük mürşidinin¸ kendisini¸ Zaviye'nin yalnız¸ tenha köşesinde gizlilik penceresine (şöhretten kaçış hâli) çekmiş olduğu görüldü. O¸ “Gizli bir hazineydim. bilinmekliğimi istedim. Bilindim.” kudsi hadisinde ifade buyrulan hakikatler¸ aklın alamayacağı hikmetler ve manalar hazinesi onun talebelerinin¸ sezişleriyle orada bulundu. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in en büyük şefaat makamına¸ erişti. Şükreden oldu. Hâmid oldu. Asıl ününe¸ temiz ismine onun için Hâmid¸ Hamideddîn denildi.


O¸ Cenâb-ı Hakk'ın lütuf ve ihsanı ile tecelli eden gece kandili gibi ilâhî nur saçan¸ güç ve ışık veren yüzü¸ bu toprağın -bu beldenin- mütevazı değerini yüceltmiş¸ bu topraklar onun kabri olmak şerefine nail olmuştur; onun mezarı ile şereflenmiştir.


…


Hacı Bayram'ın susamış kalbini o ilâhî aşk şarabı olan irşâd edici¸ uyarıcı kutsal duaları ve nefesleriyle susayan kalbini suya kanmış gibi tarikatı ve Allah yolunu göstermesi ve hakikat sırlarının¸ iç âleme ait gizli hakikatlerin bir alâmeti olarak soyu sopu temiz evlâdları Yusuf Hakiki'yi Aksaray'da yerine bırakıp diğer oğulları Halil Taybi'nin yol arkadaşlığıyla hacdan dönüşlerinde de şimdi halkın ziyaret ettiği yer olan türbelerinin bulunduğu ve Darende'nin Eskişehir Hıdır'ının yeşil elbisesine bürünmüş Hıdırlık Mahallesinde 815 Hicri yılında -Miladi 1412- Cenâb-ı Hakk'ın lütuf ve ihsanı ile tecelli âlemine göçtü.”


Fatiha Suresi Levhaları


Türbe-i şerifin bulunduğu mekânda değişik ebatlarda Fatiha Suresi'nin hat levhaları göze çarpmaktadır. Bursa Ulu Camii'ndeki hutbeden sonra Molla Fenârî Hazretlerinin tamamladığı “Fatiha Suresi Tefsiri”nin sırrını da H. Hamidettin Ateş Efendi'nin şu satırlarından öğrenmek mümkün:


“Somuncu Baba Hazretlerinin Bursa'da gönül ateşinde pişirmiş olduğu somun ekmekleri¸ mü'minlerin kalbine şifa¸ ruhlarına gıda olmuştur. Bursa Ulu Camii'nin ilk açılış hutbesinde Yıldırım Bayezid Han'ın iltifatıyla¸ Emir Sultan'ın işaretiyle Fatiha Suresi'ni değişik tasavvufî yorumlarla izah etmiştir.


Zamanın Şeyhülislamı Molla Fenârî'nin ufkunu açmış¸ ilim incilerini cemaatin gönül tarlasına ledünnî tohumlar olarak serpmiştir.


Muhabbet halkasına katılan nice erler¸ eren olmuş¸ maneviyatı görmeyen nice körler gören olmuştur. Hakikat-i Muhammediye'nin sırlarını halkın anlayacağı lisan ile anlatmış¸ gizli hazineleri gönül alıp gönül vermek suretiyle aşk pazarında sevgi terazisiyle satmıştır.


Kâmil ve mükemmil haliyle¸ daima veren eliyle¸ gerçekleri anlatan diliyle övülmüş ve “Hamid


Hamideddin” olan isminin sırları çevresini şule şule feyizlendirmiştir.”


Mihrabiye Âyeti ve Çâr–Yâr-i Güzîn Levhaları


Hicri 1330/ Miladi 1913 tarihinde cam üzerine yapılmış olan çar- yâr-i güzîn levhaları ile 1990-2000 yılları arasında yapılan restorasyonu esnasında 1995 yılında Hattat Hasan Çelebi'nin özenli çalışması ile mihrabiye ayeti ve mermer üzerine hakkedilmiş¸ çar- yâr-i güzîn levhaları Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.) isimleri kubbe kasnağının altında sıralı bir şekilde turkuaz renginin güzelliğiyle seyrediliyor.


Osmanlı döneminde türbe ve tekkelere bir nişan olarak verilen¸ asılları 1939 yılında Etnografya Müzesi'ne götürülen sancakları temsilen yeşil ve kırmızı renkli sancakların üzerinde de yine çar- yâr-i güzînin mübarek isimleri işlenmiş olup¸ “La ilahe illallah Muhammedü'r-Rasûlullah” yazılı bu sancaklar kıyamete kadar bu dergâhta dalgalanacaktır.


Osmanlı Padişahları Tarafından Verilen Fermanlar


Türbenin arka tarafına düşen duvardaki Osmanlı padişahları tarafından verilen ferman¸ berat ve hüccetler¸ padişahların Şeyh Hamid-i Velî/ Somuncu Baba Hazretleri ve evlatlarına vermiş olduğu önemi bariz bir şekilde gösteren belgelerdir. Yüce velînin kabr-i şerifinin Darende'de olduğunu ispatlayan vesikalardır. Orijinalleri Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin özel kütüphanesinde olan tarihî öneme haiz fermanlarla birlikte asılı olan bin belgeden şu satırları okumak mümkün:


“Sivas vilayeti içerisinde Darende kazasında gül/misk kokulu topraklarda kabri bulunan Halvetiyye Tarikatı ricalinden ve sahih (sağlam) nesebli Seyyidlerden Es-Seyyid eş-Şeyh el- Hac Hâmid-i Velî'nin adı geçen kasabada bulunan cami ve tekkesine akmakta olan suyolunun harap olması sebebiyle gelen ziyaretçilerin abdest ve gusül etmeleri gerektiğinde perişan oldukları gibi dervişler ve fakir-fukaranın ikametgâhları olan odalar uzun zamandan beri yıkılmaya yüz tutmuştur.


Bunların tamirleri içinse herhangi bir vakıf parası olmayıp¸ sadece hayır sahibi din kardeşlerimizin yardımlarına muhtaç olduğu¸ aslında tekkenin post-nîşine şart koşulmuş iki parça köy geliri varsa da gelip geçen erkek evladın idaresine bile kâfi gelmediği¸ yine adı geçen Hazretin evlatlarının yazlık vakfı bulunan Şeyhli Camii olarak bilinen camide çocukların eğitimi için bir adet mektebin yeniden yapılıp açılacağı gibi civarında bulunan iki göz çeşmenin Allah'ın Müslüman kulları¸ insanlar ve hayvanların sulanması için temizlenip tamir edilerek caminin avlusuna akıtılması ve zikrolunan bu hayırlara harcanmak üzere dürüst hayırlar için bu defa adı geçen azizin sülalesinden ve post-nîşin olan Şeyh Ahmet Hilmi Efendi'nin oğlu Es-Seyyid Hasan Feyzi Efendi'ye özellikle gönderilmiştir.


Beldenin bütün Müslümanları bu hayır işini beklediklerinden¸ elden gelen gayretten geri durmamaları için rica ve din kardeşlerimizin bu yüzden ecir kazanmış olmaları ve Şeyh Hamid-i Velî Hazretlerinin himmet-i ruhaniyyesine mazhar buyrulmak üzere padişah tarafından verilen şahadet-namedir.


Yukarıda geçen Feyzi Efendi¸ Şeyh Hamid-i Velî Hazretlerinin evladından olduğu tasdik olunur. Şahitler”


Altın Silsile Levhaları


Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'den günümüze kadar gerek nesep silsilesi¸ gerekse tarikat silsilesi devam edegelmiştir. Türbe-i şerifin duvarlarında ziyaretçilerin dikkatini iki silsile levhası çeker. Birincisi¸ soy ağacı şeklinde¸ Hz. Âdem (a.s)'den Hz. Muhammed (s.a.v.)'e kadar Peygamberler Silsilesi; Peygamberimizin temiz nesebi ve neslinin isimlerini bir kompozisyon olarak yansıtır. İkinci silsile levhası ise¸ Hz. Muhammed (s.a.v.)'den Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'ye kadar olan nesep silsilesi levhasıdır. Bu levha H. Hamidettin Ateş Efendi'nin arzusu üzerine Hattat Mehmet Özçay tarafından yazılmıştır.


“Ya Hazret-i Somuncu Baba”


Giriş kapısının üzerindeki “Ya Hazret-i Somuncu Baba” levhasının hikâyesi şöyledir:


“2000 yılında ziyarete gelen Hattat Mehmet Şahin (Daha sonra 23. Dönem Malatya Milletvekili olarak görev yaptı) H. Hamidettin Ateş Efendi ile görüşmesinde; ‘Efendim bu güzel mekânda bir eserimiz olsun istiyorum¸ nasıl hizmet edebilirim?' deyince¸ Hamidettin Ateş Efendi: ‘Çoktandır gönlümüzden ‘Ya Hazret-i Somuncu Baba' levhası yazdırmak geçiyordu. Bir hattat arıyorduk. Demek ki kısmet size imiş bu levhayı yazarsanız memnun oluruz.' cevabını vermişti. Bir müddet sonra Hattat Mehmet Şahin Bey'in yazmış olduğu levha duvarlardaki yerini aldı.”


Bu arada yine H. Hamidettin Ateş Efendi'nin kelamlarıyla Şeyh Hamid-i Velî/ Somuncu Baba Hazretlerinin ve evlatlarının Darende'ye olan himmetini birlikte okuyalım:


“Somuncu Baba Hazretlerinin Darende'de bulunması¸ Darende ve bölgesi için bir lütuf¸ bir ihsan-ı ilahîdir. Yerin şerefi oturanın şerefi iledir¸ bu toprakları şereflendirenler de yüce neseb-i Rasûlullah (s.a.v.)'a mensup olan zevatlardır.


İlçemizi maneviyatı ile güzelleştiren yaşanılabilir hale getiren¸ Somuncu Baba'lar Hulûsi Efendi'lerdir. Bu zevat-ı kiramlar Darende'de olmasalardı Darende'nin diğer ilçelerden bir farkı olmazdı.


Aslında bu mekânı şereflendirmiş¸ bu vadiye hayat vermiş¸ canlılık katmıştır. Manevî hayatiyetleri devam ettiği için¸ asırladır yüzbinlerce insan¸ onu ziyaret etmekte¸ adeta evlatlarında vücut bulmuş manevî şahsiyetiyle müşerref olmaktadır. Bu beldenin toprağı¸ emanet edilene sahip çıkan sağlam bir imanı temsil etmektedir. Büyüklerin her dem aydınlık saçan fikirleri ülkemizin sınırlarını da aşarak dünyaya yayılmaktadır. İşte onların manevî hayatlarının devam ettiğinin en büyük işareti bu faaliyetlerdir. Somuncu Baba'nın ismi unutulmamıştır¸ fikirleri unutulmamıştır¸ canlı olarak ismi de fikirleri de yaşamaktadır.”


Türbe-i Şerif Örtüsündeki Hüsn-i Hat


Şeyh Hamid-i Velî Hazretlerinin 1960 yılında yapılmış olan türbe örtüsü zamanla değiştirilme ihtiyacı doğduğundan¸ 2012'de Hamidettin Ateş Efendi'nin isteği doğrultusunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kuruluşu olan İSMEK tarafından yenisi imal edilmiştir. Yeşil ve kırmızı kadife kumaş üzerine iki ayrı renkte yapılan örtülerin üzerindeki “Ğavsul-Vasılîn Şeyh Hamid-i Velî Kuddise sırrehullah” yazısı ile Halil Taybi Hazretlerinin isimlerinin hat kalıplarını ise Hattat Hasan Çelebi'nin öğrencisi Hattat Ahmet Kutluhan çıkarmıştır. Hatta bu örtüler işlenip getirilirken¸ bizzat H. Hamidettin Ateş Efendi'yi ziyaret eden Ahmet Kutluhan: “Efendim sizin sanata¸ estetiğe¸ sanatçıya çok kıymet verdiğinize bizzat şahit olduk. Türbe-i şerife olan hizmet anlayışınız¸ ortaya koymuş olduğunuz eserler¸ sizin her halinizin mükemmel olduğunun delilidir. Bu güzel mekânda hocam Hasan Çelebi ile eserlerimin bulunması benim için bir şereftir. Sizlere çok teşekkür ederim.” demiştir.


“Ya Hazret-i Es-Seyyid


Osman Hulûsi Efendi”


H. Hamidettin Ateş Efendi; “Hattat Ahmet Bey¸ Hulûsi Efendi Hazretlerinin kabr-i şerifinin hemen yanına Hz. Mevlâna türbesinde ve birçok türbe-i şerifte örnekleri olduğu gibi¸ ‘Ya Hazret-i Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi' levhasını yazdırıp asmayı arzu ediyoruz. Böyle bir özel çalışma yapabilir misiniz?” teklifini emir kabul eden Hattat Ahmet Kutluhan birkaç ay sonra¸ bu levhayı da nadide bir tezhip ve estetik bir çerçeve ile göndermiş ve o levha da yerine asılmıştır.


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretlerinin anıldığı bir sempozyumda bir dostumuz; “O çok köşeli kristal bir prizmaya benzemekteydi.” demişti. Gerçekten Hulûsi Efendi ilahî hikmetten aldığı feyz ışıklarını çeşitli renklerle etrafına hatta bütün insanlığa yansıtan bir yüce şahsiyetti. Hangi yönünden ele alınırsa alınsın kâmil bir örnek insandı. Asaletinin temizliği ahlâkına yansımış¸ ameliyle şekillenmiş hayatıyla bütünleşmişti. Köylüye¸ şehirliye¸ zengine¸ fakire¸ âlime cahile¸ hâsılı herkese bir ışık olmuş bir ümit olmuş ufuk açmıştır.


Kur'an ve sünnetten beslenen iç dünyası¸ tasavvufun letaiflerindeki renklerle birleşince herkese merhamet eden¸ hoşgörüyle davranan¸ faziletli¸ ilim ehli yardımsever vasıflarıyla bir prizma gibi herkese ışık vermiş¸ şuleler¸ huzmeler¸ parıltılar saçmıştır.


Onu tanıyanlar¸ kendi anlayışları ve kabiliyetleri ile onun özelliklerini görebilmiş¸ kendi cephelerinden ona olan hayranlıklarını izhar etmişlerdir. Millî kültürümüze ve manevî zenginliklerimize olan hizmetiyle o “Gönüller Sultanı” olmuştur.


Kitaplara olan merakı ile meydana getirdiği H. Hulûsi Ateş Şeyhzâdeoğlu Özel Kütüphanesi'ni önemli ziyaretçilere açmış¸ istifade etmelerini sağlamıştır.


Hulûsi Efendi¸ oluşturmuş olduğu özel kütüphanesine ziyaretçi özel defteri koyarak¸ ziyarete gelen önemli şahsiyetlerin ve misafirlerin duygu ve düşüncelerini kaleme almalarını sağlamıştır.


Özellikle Kars Doğu Anadolu ve Kafkasya tarihi ile ilgili çalışmaları ve kitapları bulunan Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu (1917-2005)¸ Doğu Anadolu ve Kafkasya ile Ahıska konusunda ilmî araştırmaların yolunu açan ilk bilim adamı olması hasebiyle Osman Hulûsi Efendi Hazretlerini de ziyaret etmiş tarihî kitaplarını incelemiş bilgi alış-verişinde bulunmuştur.


Çok verimli ve faal bir bilim adamı olan Kırzıoğlu¸ sosyal hayatta birçok dernek ve kurulun kurucusu¸ yöneticisi veya üyesi olarak görev yapmıştır.


İrfan yadigârları olarak tanımlanabilecek olan kitaplar¸ belgeler ve manevî hususiyete haiz eşyaların ihtimamla korunması hususunda Hazrete takdir ve hayranlığını şöyle dile getirmiştir:


“Darende'mizin medar-ı iftiharı büyük bir münevver¸ şerefli ve şerafetli ailenin varisi olarak¸ cibilliyetinize uyan biçimde Türk-İslâm irfanı yadigârlarını cem ve kütüphane ve aile müzenizde muhafaza etmenizin kadir ve kıymetini takdirden acizim. Zatı âlinizi¸ hürmet ve hararetle tebrik eder; erbâb-ı ilmden her yaştakilere¸ bu hazinelerinizden istifadeye açık oluşunuza da gıpta ile Hulûsi Ateş Hazretlerini tekrar tebrik eylediğimi arz ederim.”


24. X. 1986


Prof. Dr. M. Fahrettin


KIRZIOĞLU


Gazi Üniversitesi


Tarih Kürsisi Öğr. Üyesi.


Bir Mektup ve Derûnu


Türbe-i şerifte değişik hattatların özgün eserleri yer almaktadır. Bunlardan biri de Mehmet Ali Okhan'dır. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri 1972 yılında “Re'sül hikmet-i mehafetullah” levhası yazması talebiyle bir mektup gönderir. Aradan birkaç ay geçtikten sonra¸ levhayla bir mektup gönderir. Mektup şöyledir:


“Pek muhterem Hulûsi Efendi¸


Üç aydan beri hasta yatmaktayım. Bu yazıyı çok sıkıntı içinde yazabildim. Yazı olarak ta'lik usulde tahrir ettim. Hem okunması hem de kazılması kolay olur ümidindeyim. Bundan bir ücret talebinde değilim¸ teklifini de hoş karşılamadım. Orada benim hâdimi olduğum Hacı Bayram-ı Velî'nin mürşidi Hazret-i Hamideddin Hamid Hazretleri medfundur. Bu zata da son derece hürmetkârım. Nasib olur da iade-i sohbet edersem ziyaretinize gelir Somuncu Baba'nın somununu mübarek elinizle evinizde yemek bahtiyarlığı ve manevî feyzini idrak edersem ücret-i maneviyi idrak etmiş olurum.


En derin hürmetlerimi sunar gözlerinizden öperim Efendim. 25.6.1972 El-Hakîr Mehmet Ali Okhan”


Meşhur hattatlardan Yusuf Coşkun Benefşe'nin; Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin mürşidi Şeyh Hamid-i Velî Hazretleri vurgusunu yaptığı eseri ise¸ son cemaat mahallinin duvarında asılıdır.


Manevî atmosferiyle¸ havasıyla suyuyla¸ levhasıyla hâsılı her şeyiyle güzellikler tablosu olan Şeyh Hamid-i Velî Külliyesi Anadolu'nun bağrında yüzyıllardır gül neslinin güzelliğini âleme yansıtmaktadır. Ziyaret edenlerin gözleri de gönülleri de huzur bulmaktadır.

Sayfayı Paylaş