ŞEHİRLERİN YOLU GÖNÜLE DÜŞÜNCE

Somuncu Baba

Birlikte yaşama ve paylaşma kültürünü en doruk noktada yaşadığımız medeniyet yurdudur şehirler. Bir sosyal mekân olmakla birlikte manevi ruhu olan yerlerdir. Dini hassasiyetlerimizin¸ kültür ve medeniyetimizin şekil verdiği şehirlerde ruh vardır¸ huzur vardır. Ma'muriyetleri ile birlikte sadetleri hep insana sürur verir…

Birlikte yaşama ve paylaşma kültürünü en doruk noktada yaşadığımız medeniyet yurdudur şehirler. Bir sosyal mekân olmakla birlikte manevi ruhu olan yerlerdir. Dini hassasiyetlerimizin¸ kültür ve medeniyetimizin şekil verdiği şehirlerde ruh vardır¸ huzur vardır. Ma'muriyetleri ile birlikte sadetleri hep insana sürur verir…
Ma'mur olmuş şehirlerden daha da güzel olan bir yer daha var ki¸ o da mü'minin gönlüdür. İnsanların yolunun şehirlere düştüğünü hep biliriz. Bir de şehirlerin yolu gönüle düşünce işte o zaman büyük bir ülkenin imar edilmiş sarayları gibi her bir şehir ışıldayıp durur. Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinin manevi muhabbetle erdeme eriştiği Somuncu Baba'nın gönül sıcaklığı¸ fırınından daha üst derecededir. İşte o sevgi sıcaklığıyla Somuncu Baba'nın gönül şehrine yolu düşünce şunları söylemiştir:
Çalabum bir şar yaratmış iki cihân arasında
Bakıcak dîdar görinür ol şarın kenâresinde

Nâgehân ol şâra vardum ol şârı yapılur gördüm
Ben dahı bile yapıldum taş u toprak arasında

Şâgirdleri taş yonarlar yonup üstada sunarlar
Çalabun ismin anarlar ol taşun her paresinde

Ol şardan oklar atılur gelür cigere batılur
Arifler sözi satılur ol şarun bâzâresinde

Ol şar didügüm gönüldür ne âlimdür ne câhildür
Aşıklar kanı sebîldür ol şarun kenaresinde

Bu sözı 'arifler anlar câhiller bilmeyüp tanlar
Hacı Bayram kendü banlar ol şarun menâresinde
İnsan-ı kâmillerin gönülleri ilahi hazinelerle doludur. Bütün mahlûkattan büyüktür. Cennet misali süslü ve güzel yapılıdır. Marifet güneşi çok parlak ışıklarını orda saçar. İlim ağacı en güzel meyvelerini orada verir. Sevgi seması ışıl ışıl yıldızlarla donatılmıştır. Allah'ın feyzi akan nehirler olarak bu gül bahçesini besler. Gönül Allah'ın evidir¸ onun için ma'murdur.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi de Divan-ı Hulûsi-i Darendevi adlı eserinde gönül şehrine varışını şöyle tasvir eder:

Bir şehre erer ki yolun şehr ü diyâr unutulur
Bir bahre dalar ki gönül ka'r u kenâr unutulur

Bir güzeli sever ki cân cümle güzelden göz yumar
Bir sırra erer ki nihân gayrı ne var unutulur
Açılır gönlü gül olur söyler dili bülbül olur
Dağı lâle sünbül olur fasl-ı bahâr unutulur

Doğup hakîkat güneşi dolunmaz bulunmaz eşi
Yâr olup her demde işi leyl ü nehâr unutulur

Her kanda baksan dil-berin görür cemâlin gözlerin
Vasfını söyler sözlerin gayrı güftâr unutulur

Cânın tesellîsi hemân dostun tecellîsi her ân
Yârın olup yüzü ayân her kâr u zâr unutulur

Derdine cânı düş eder âb-ı hayâtı nûş eder
Deryâ-yı vahdet cûş eder hâr u gubâr unutulur

Dağıtır hânumânı aşk cân âlemi cihânı aşk
Doğar o mihribân-ı aşk zulmet-i hâr unutulur

Hulûsî dostdan bir nişân bulanlar oldular bî-nişân
Yele gidip nâm u nişân dost gayrı var unutulur
Gönül şehrine yolu düşenler kendi şehirlerini diyarlarını unuturlar. Öyle hudutsuz bir deryaya dalarlar ki bildikleri sınırlardan geçerler. Gerçek sevgilinin muhabbetiyle başka hiçbir şeye bakmaz¸ gizli sırları öğrenince sadece O'nu bulur gayrı her şeyi unutur. Gönülde güller açar¸ dili bülbül gibi muhabbet nağmeleri söyler¸ bahar mevsimini unutturacak çiçekler gönül ikliminde açar. Yârin güzelliği güneşten daha parlaktır¸ gece-gündüz her zaman onunla olmaktan başka şeyi gözü görmez. Baktığı¸ gördüğü¸ bildiği söylediği o olur. Sevgiliden başka bir şey söylemez olur dilleri. Gönüldeki tecelli¸ sevenin tesellisidir¸ yüzünün aydınlığı her türlü kârı zararı unutturur. Yâr derdi onda iyice ateşlendikçe¸ ölümsüzlük suyundan içip aşkını pekiştirir. Vahdet deryasına daldığı için her şeyi sevgilisidir. Bülbül gibi âşık olan dikene de bunun gibi sıkıntılara da katlanır¸ onları önemsemez. Aşk güneşi gönül şehrini aydınlatır¸ karanlıklar unutulur. Dostun nişanı ile şan bulanlar kendilerini unuturlar. Sadece dost vardır¸ gayrı her şey umursanmaz.
Hulûsi Efendi Hazretlerinin şiir coğrafyasında gezinirken kutsal şehirlere düşer yolumuz. Sevgili Peygamberimizin özelliklerinden bahsederek yaşadığı şehirlerde onun izini takip eder bir şiirinde:
Nerede o servi çam boylum
Nerede o nâzenîn fidanım benim

Nerede o büklüm büklüm sünbül saçlı
Gül yanaklı sevgili cânım benim

Nerede o inci dişli kalem kaşlı müşgîn-kâkül
Nerede o şeker sözlü o mül dudaklı cânânım benim

Geceler tâ-be-sabâh hayâl-i enîs-i çeşmim
Nerede gündüzler tâ-be-mesâ yar-ı rûh-ı revânım benim

Nerede vefâ hazînesi lutf u mürüvvet menba'ı
Nerede ma'den-i hayâ vird-i zebânım benim

Nerede bulam arasam Aksâ'da mı Ka'be'de mi sevdiğim
Nerede kavuşsam ana Bathâ'da mı Yesrib'de mi
şâh-ı cihânım benim
Peygamberimizin ayak bastığı şehirleri dolaşıyor şiirin mısraları. Mekke¸ Medine ve Kudüs'ü…Mekke; Allah sevgisinin¸ Medine; Peygamber Sevgisin¸ Kudüs de; kudsiyetin sembolüdür.
Mekke ve Allah Sevgisi
Mekke-i Mükerreme; yeryüzünün en kutsal yeri.
Mekke-i Mükerreme¸ Rasûlullah (s.av) 'ın. doğduğu şehirdir. Mekke-i Mükerreme¸ vahyin indiği yerdir.
Hiç şüphesiz ki Mekke-i Mükerreme¸ Allahu Teâlâ'nın adına yemîn ettiği şehirdir. Allahu Teâlâ Mekke-i Mükerreme'yi birçok isimle zikretmiştir.
Bu isimlerden bazıları şunlardır: Mekke¸ Bekke¸ Emin Belde¸ Ümmül-Kurâ (Şehirlerin Anası) ve Emîn Harem.
Mekke-i Mükerreme¸ müslümanlar tarafından da kutsal sayılan ve yüceltilen¸ içerisinde en kutsal Mescid-i Haram ve Kâbe-i Müşerrefe bulunan şehirdir.
Mekke'nin asıl önemi¸ Allah'a kulluk maksadıyla yapılmış ilk mâbed olan Kâbe'nin burada bulunmasından kaynaklanmaktadır. Kur'an'da¸ Allah'ın evi kabul edilen Kâbe'nin yer aldığı Mekke ve çevresinin her türlü tecavüzden korunmuş güvenli bir yer (harem) ve insanların manen temizlenip arındığı bir mahal olduğuna işaret edilmiştir. Mekke bizzat Allah tarafından harem kılınmış ve bu durum¸ şehrin emin bir yer yapılması için dua eden Hz. İbrahim tarafından ilân edilmiştir.
“Şüphesiz ki âlemlere bereket ve hidâyet kaynağı olarak (yeryüzünde) insanlar için kurulan ilk ev¸ Mekke'deki Beytullah'tır.”(Âl-i İmrân Sûresi: 96) ayetinde Beytullah'ın ne kadar mukaddeş kıymetli ve yüce olduğunu ifâde etmektedir.
Medine ve Peygamber Sevgisi
Medine-i Münevvere¸ Allahu Teâlâ'nın kitabının bazı surelerinin indiği yerdir. Yine Medine-i Münevvere¸ Kur'an'ın ilk defa toplanıp bir araya getirildiği¸ yazıldığı¸ ezberlendiği ve diğer ülkelere gönderildiği yerdir. Peygamberimizin hicretinden önce ismi Yesrib iken sonra İslâm medeniyetinin¸ şehir hayatının neş'et ettiği yer olarak Medine olmuştur.
Rasûlullah Efendimizi başkaları yüzüstü bırakırken¸ Medine-i Münevvere ona yardım etmiş¸ doğup büyüdüğü yerden hicret ettiğinde kalbini ona açmış¸ bütün savaşlarda onunla birlikte savaşmış ve muhacirlerle birlikte tek bir güç haline gelmiştir.
Medine-i Münevvere¸ Rasûlullah Efendimizin emâneti yerine getirdiği ve risâlet görevini tebliğ ettiği yerdir.
Medine-i Münevvere¸ kutsallık ve değer bakımından Mekke-i Mükerreme'nin ikizidir. Rasûlullah (s.a.v)'in mescidi¸ ikinci haremdir.
Mescid-i Nebevî¸ İslâm tarihindeki ikinci mesciddir. İnşasına bizzat Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) şiir söyleyerek katılmış¸ müslümanlarla birlikte tuğla ve taş taşımıştır. Daha sonra mescidi genişleterek inşasını yenilemiş ve Medine-i Münevvere'nin kalbi¸ peygamberlik ve komutanlığın merkezi olarak kalmıştır. Mescid-i Nebevî¸ aynı şekilde İslâm'ın ilk ilim yurdu olmuştur.
Rasûlullah (s.a.v) ashâbıyla bu mescidde bir araya gelir ve Allah'tan gelen vahyi onlara tebliğ eder¸ onlara dînlerinin esaslarını¸ ibâdetleri ve muamelâtı öğretir¸ sorularına cevap verir¸ onlar arasında hükmeder ve Allah Teâlâ'nın hükümlerini uygulardı.
Kutsal Şehir Kudüs
İslâm'ın kutsal şehirlerinden biri de Beytü'l-Makdiş Mukaddeş el-Kuds ve Kuds-i Şerif gibi adlarla anılan Kudüs'tür. Müslümanlar gibi Yahudiler ve Hristiyanlarca da kutsal sayılır.
Kudüs'e kutsallık veren yapılar Haremu'ş-Şerif içinde yer alır. Şehirden duvarlarla ayrılan Haremu'ş-Şerif'te ünlü Mescidu'l-Aksa ve Kubbetü's-Sahra bulunmaktadır. Mescidu'l-Aksa¸ uzun süre Müslümanların kıblesi olan¸ Hz. Süleyman tarafından yapılmış Beytu'l-Makdis'in yerinde yükselir. Hz. Peygamber (s.a.s)'in Mirac sırasında uğrak yeri olan bu mekânının hemen yakınında da bazı kutsal emanetlerin korunduğu Kubbetü's-Sahra vardır.
Hüzün Şehri Kerbelâ
Kerbelâ adı Türk edebiyatında önemli bir motif olarak yer alır. Türk muhayyilesinde Kerbel⸠Hz. Hüseyin'le ailesinin ve yakınlarının topluca şehid edildiği bir yerin adı olmanın dışında bu elîm vak'ayı ifadelendiren pek çok şair ve edip tarafından âdeta bir remiz ve mazmuna dönüştürülerek “vak'a-i dil-sûz-i Kerbel⸠haber-i Kerbelâ” gibi adlarla da anılan acıklı bir konunun adıdır. Türk Edebiyatında Kerbel⸠Hz. Hüseyin'in şehid edilmesini anlatan manzum ve mensur eserlerle bu konuda yazılmış mersiyeler sayılamayacak kadar çoktur.
Hz. Hüseyin'in başsız bedeninin gömüldüğü bir meşhed iken sonraları üzerine bir türbe yapılan¸ ardından suya kavuşturulup çöl ortasında güzel bir vahaya dönüştürülen Kerbel⸠Osmanlı tarihi boyunca Türk hacılarının uğrak yeri olarak Âl-i abâ sevgisini tazelemiş¸ özellikle Türk tasavvuf kültürünü derinden etkilemiştir.
Hulûsi Efendi Hazretleri 1960’lı yıllardaki bir hac ziyaretinde kafile başkanı Kerbelâ'ya uğramadan geçeceğini belirtince hususi bir taksi ile¸ Kerbelâ'ya ziyarete gitmiştir. Dönüşünde arkadaşlarına¸ Hz. Hüseyin Efendimizin kendini karşıladığını mânen görüştüklerini anlatmıştır. Bu ziyaretten sonra şu beyitlerle başlayan ve biten gazeli kaleme almıştır:

Buluşduk hamdü li'llâh sevgili ceddim Hüseyn'immiş
Yüz urduk âsitân-ı hâkine hem nûr-ı aynimmiş

Hudâ'ya sad-hezârân hamd ü şükr olsun ki lutf etdin
Hulûsî nûr-ı aynım sevgili ceddim Hüseyn'immiş

Divân'daki bazı beyitlerde Kerbelâ motifi aşk yolunda şehitlikle anılmaktadır. İki örnek verelim:

Mübtelâ-yı aşkınım başımda tûfân her belâ
Men şehîd-i gamzenim misl-i şehîd-i Kerbelâ

Hulûsî'yi hançer-i gamzen ile şehîd kıl şehâ
Rûz-ı Mahşer'de desinler şehîd-i Kerbelâ bana
Sivas'tan Tokat'a Pir Sevgisi
Leyla'nın köyü Mecnun'a ne kadar sevimliyse¸ sevdiğiniz birinin yaşadığı yer de size o kadar sevimlidir. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin bir gazelinde Sivas ve Tokat şehirlerinin ismi geçiyor. Hulûsi Efendi Hazretlerinin mürşidi İhramcızade İsmail Hakkı Efendi Sivaslıdır. Onun mürşidi Mustafa Haki Efendi de Tokatlıdır.
1983 yılında Hulûsi Efendi Hazretleri Bolu kaplıcalarında tedavi görmekte iken¸ bir gün mânen İhramcızade Hazretleri teşrif eder ve onunla görüşür. Bu manevi görüşmeden sonra şu gazeli kaleme alır:

Seninle olmak bana cân verir hayât verir
Cândan sarılmak sana gönlüme necât verir

Kalem gibi kaşların katlime fermân yazar
Tebessümlü nigâhın afvıma berât verir

Mahmûr elâ gözlerin duygulandırır beni
Bilmem ne yapsam ana lutfunu kat kat verir

Teşrîfinle sevgilim ihyâ buyurdun beni
Demek ki vaslın hayât firkatın memât verir

Ayağına kapandım kölen Hulûsî dedim
Ben Sivas'ı istedim o bana Tokat verir
Kat kat lutfa erişmiştir¸ mürşidi onu daha ileri merhaleye götürmüştür. Mürşid-i kâmil müntesibini Allah'a ulaştırmak için bütün merhalelerden geçiren mürebbidir. Onunla olmak hayat¸ ondan ayrı olmak ölümdür. Mürşidin bir tebessümü bütün dünyayı bağışlar. Mürşid-i kâmil ilahi feyz hazinesinden inci mercanlar misali nur tanelerini müridin gönlüne düşürür. Ona kavuşmak¸ onunla şereflenmek ne mutluluktur.
Allah sevgisi için Mekke'yi¸
Peygamber sevgisi için Medine'yi¸
Ehl-i beyt sevgisi için Kerbelâ'yı¸
Pir sevgisi için Sivas'ı¸
Mürşid sevgisi için Darende’yi…
Şehirleri şehir yapan manevi özellikleridir¸ manevi ruhtur. Biz böyle biliriz¸ böyle inanırız.

Sayfayı Paylaş