SATIR SATIR SAMİMİYET

Somuncu Baba

Sabah namazından geldikten sonra¸ bir müddet tesbihatla meşgul olan Hulûsi Efendi¸ bahçeye çıktı¸ gülleri suladı.

Sabah namazından geldikten sonra¸ bir müddet tesbihatla meşgul olan Hulûsi Efendi¸ bahçeye çıktı¸ gülleri suladı. Kahvaltının hazır olduğunu çocuklar haber verince¸ içeri girdi. Tam o sırada avlu kapısının tokmağı çınlamaya başladı. Dışarı çıkıp kapıyı açtı ki¸ Malatya'dan üç misafir gelmiş. Onları içeri buyur etti. Beraberce Allah ne verdiyse kahvaltı yaptılar.
Sabah namazından sonra ailesiyle birkaç bardak çay içmişti¸ semaverdeki su sıcak sayılırdı. Yeniden semaveri ateşleyen Hacı Valide¸ kapıyı tıklayarak semaveri ve demliği hazırladığını ima ediyordu. Sofra toplandı¸ tabaklar ve sofra bezi mutfağa götürülürken Efendi¸ semaveri içeri alıp misafirlere çay vermek için hazırladı. Malatya'dan gelen misafirlerden ikisi âşina dostlardandı. İçlerinden en genci¸ semaverin başına oturdu çay vermeye başladı. Orta yaşlı olan hizmet ediyor¸ en yaşlı olan Mustafa Efendi'de hazretle sohbet ediyordu. Evin bahçesindeki hazireyi işaret ederek:
-Efendim burada medfun olan büyüklerimizden zat-ı muhterem kimdir? Diye sordu. Hazret de şöyle cevapladı:
-Merhum validem¸ Fatıma hanımın babası İbrahim Efendi vasıtasıyla¸ ana tarafımızdan ecdadımız olan Es-Seyyid İbrahim Taceddin Veli Hazretlerinin ve oğlunun kabirleri vardır. Onların yanında ailemizden olanlar defnedilmiştir.
Samimi Bir Hakk Dostu Taceddin-i Veli Hazretleri
Taceddin-i Veli Hazretleri¸ hicri.650/miladi. 1252'de Darende'de vefat etmiştir. Oğlu Şeyh Ali'nin kabri de kendisinin yanında bulunmaktadır. 13. yüzyılın ortalarında Diyarbakır Kadılığı'nda bulunduğu ve orada bir cami ile bir kütüphane yaptırmış olduğu söylenmektedir. Gerçekten de vakıf kayıtları arasında Diyarbakır'daki Taceddin Mescidi Vakfı adına kayıtlar bulunmaktadır.
Oturduğu pencerenin önünden bahçeyi ve civarı işaret ederek sohbetini devam ettirdi.
Bu mevki daha önce Şeyh Ali'nin Zaviye Mescidi'ne vakfettiği hanelerin yeri idi. Daha sonra Şeyh Hamid-i Veli Tekkesi'nin hizmetine verilmişti. Hanelerde Halveti sofileri kalmaktaydı.
Bahçenin karşısındaki harabe yer ise¸ İbrahim Taceddin Veli'nin zaviyesine ait mescidin yeridir. Orayı da inşallah ihya edeceğiz. Vakıf malı olması hasebiyle ileride orayı inşallah ümmet-i muhammedin hizmetine mahsuş gayesine matuf güzel bir yer olarak değerlendireceğiz. Oğlu Şeyh Ali'nin buralar hakkındaki vakfiyesi günümüze kadar ulaşmıştır¸ bizim elimizdedir¸ dedi. Sonra kalkıp dolabın üst kısmından özel bir kutudan çıkardığı Osmanlıca yazılı vakfiyeyi okudu.
Vakfiyenin sonundaki “erkek evlatlarımdan yaşayan olmazsa¸ kız evlatlarımdan neslimden gelenler” burayı kullansın¸ sahip çıksınlar buyuruyor. Elhamdülillah bu mazhariyet bizlere nasip oldu. Birkaç yıl önceye kadar buralar da harabe idi. 1944 yılında bu evi¸ merhum validemin arzusuna binen yaptık¸ biz buraya taşındık. Bahçeyi gül bahçesine çevirip¸ büyüklerimizin hatırasını yaşatıp¸ bıraktıkları eserlere ve hizmetlere sahip çıkacağız inşallah¸ dedi. Çaylarını yudumlayan misafirler bu güzel tarihi bilgileri dinledikçe daha yakından görmeyi¸ o yüce şahsiyetleri ziyaret etmeyi arzuluyorlardı. Tam bu sırada Hulûsi Efendi şöyle buyurdu:
-Çaylarınızı bitirin¸ sizlerle Taceddin-i Veli hazretlerini ziyaret edelim. Bir beyitimizde samimi bir gönülle biz şöyle demişiz:
Her veliyullah cemalullaha bir âyinedir
Hem musaffa dilleri Hakk sırrına gencînedir
Velî Âlemin Gönlüdür
Mevlâna Hazretleri de Mesnevi'sinde velileri şöyle tarif eder:
“Her devirde peygamber yerine bir velî yaşamaktadır. Peygamberler devri geçtikten ve son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)'den sonra¸ her devirde gelen ve onun yerine geçen bir velî vardır. O velî de¸ Peygamberimiz gibi bazı zorluklarla karşılaşır. Sıkıntılar¸ denemeler geçirir¸ bu hâl kıyamete kadar böyle sürüp gider.
Kimin huyu güzelse¸ devrinin o büyük velîsine uyar¸ düşmanlıktan kurtulur. Her kimin mayası bozuksa¸ o velîye haset eder. Onu tanımaz; onunla kavgaya girişir. Bu yüzden zarara uğrar. Gönlü kırılır.
İşte yaşayan imam¸ her an vazife başında¸ işte¸ güçte olan o gerçek velîdir. Ey kurtuluş yolunu arayan kişi¸ Mehdî de o'dur¸ Hâdî de o¸ yâni doğru yolu bulan da o¸ o yolu gösterecek imam da o'dur. O zât hem gizlidir¸ hem de meydandadır¸ karşında oturmaktadır.
Velî¸ âlemin gönlü olmuştur. Çünkü beden bu gönül vasıtasıyla iş görür. Hüner gösterir.
Gönül olmazsa¸ beden konuşmayı ne bilir? Gönül aramazsa¸ ten araştırmadan ne anlar? Demek ki¸ ilâhî tecellîlerin şulelerinin¸ yalımlarının düştüğü yer¸ demir gibi dayanıklı olan velîdir. Allah'ın nazargâhı¸ görüş yeri de beden değil¸ gönüldür.
Sonra bu cüz'î gönüllerde ilâhî sırların kaynağı¸ mâdeni olan arifin kalbine (yâni gönül sahibinin kalbine) nisbetle¸ halkın gönülleri tenlere¸ bedenlere benzer.”

Velînin Toprağına Saygı
Hep birlikte bahçeye inerek hazirenin başına gittiler. Hazret;
“Evliyaullahtan kutbul-muhakkikin Es-Seyyid Eş-Şeyh İbrahim Taceddin Veli ve oğlu Ali kuddise sırruhul celi hazretlerin ve civarında medfun olan zevatın ruhu için el-fatiha” dedi. Fatihalar okudular. Ziyaretçilerden orta yaşlı olanı¸ orada gördüğü bir çiçeği koparmak için¸ kabre iyice yaklaştı¸ yan tarafındaki kabrin üzerine basarak çiçeği koparmaya başladı. Bu arada Mustafa Efendi'yle sohbete devam eden Hulusi Efendi¸ hışırtıyla diğer tarafa dönünce; hürmetsizce¸ kabrin üzerine basan ve o güzelim çiçeği koparan orta yaşlı adamı görünce biraz hiddetlendi¸ eliyle yapmaması gerektiğini ikaz ederek sükunetle işaret etti. Lakin ne fayda¸ çiçek dalından koparılmıştı bir kere… Orada açıkça bir şey demedi ama;
Mustafa Efendi¸ defterini ver de bir not yazalım. Bunu buradan gidince arkadaşına okursun diye buyurdu. Sonra deftere şu ibareyi yazdı:
“Ey zâir; Taceddin Veli Hazretleri¸ ömrü boyunca Allah için mahlukata hürmet ve şefkat etmiş ve bir karıncanın bile gönlünü incitmemiştir. Bu ulu kişinin toprağına saygı göster¸ hürmet et.”
Misafire İkramda Samimiyet
Bahçenin alt kapısından çıkarak camiye doğru gittiler. Öğle vakti yaklaşmıştı. Bir müddet sonra ezan okundu¸ namaz kılındı. Cami çıkışında Hacı derviş mahallesinden Ocakçı oğlu Hacı Mehmet Ağa¸ Hulusi Efendi ile görüşüp bir maruzatı olduğunu söyledi. Bu arada Malatyalı misafirler müsaade alıp ayrılmak istediler. Efendi Hazretleri¸ yemeğinizi yer öyle giderisiniz buyurdu. Yolda eve doğru yürürken sözlerini şöyle devam ettirdi: Feridüddin-i Atar Hazretleri Pendnamesinde oğluna hitap ederken hepimizi kastederek hizmet ve misafire ikram hakkında şöyle buyuruyor :
“Oğul ! Mademki elinden geliyor¸ hizmet yolunu seç ki¸ murat atını eyerliyesin. Erenler hizmetinde bulunan bir kula¸ feleğin kubbesi hizmetkâr olur. Hizmete bel bağlayan kimse¸ dünya âfetlerinden korunmuş olur. Hakk dostları önünde hizmet edeni Allah devletli ve hürmetli kılar. Hizmet ehline cennette yer vardır. Kıyamet günü (onlar için) sorgusuz ve sualsizdir. Hizmet görenler kardeşlerine de şefaatçi olurlar. Onların cennetteki yerleri yüksektir.
Her hizmet ehline¸ Yüce Mevlâ oruçlu ve namazlı kulların sevabını verir. Hizmet uğrunda kemer bağlayan marifet ağacından meyve yer. Cenneti¸ erenler hizmetinde olanlara verirler. Onlara gaziler sevabı da ihsan edilir.
Oğul ! Misafiri aziz tut ki sen de Allah' tan izzet bulasın. Misafiri iyi konuklayan iman ehline Yüce Allah'ımız rahmet kapısını açar. Tabiatı misafirden hoşlanmayan kimseden Allah da¸ Peygamber de incinir. Misafire hizmet eden kulu Rabbimiz¸ kendi katında lâyık bir dereceye yükseltir. Misafiri güler yüzle karşılayan Allah'tan ölçüsüz lûtuflar görür. Ey ev sahibi : fazla külfetten uzak ol ki¸ misafirden sana ağırlık gelmesin.
Misafir Hüdâ'nın vergilerinden bir nimettir. Ondan kaçınan alçaklık etmiş olur. Akılsızın sofrasına misafir olma. Misafirin gelince de ondan gizlenme. Halktan veya ululardan misafirin kim olursa olsun¸ önüne yiyecek getirmek gerekir. Misafire ikramda bulunan iyi ün kazanmağa çalışmış olur.
Oğul! Azdan¸ çoktan neyin varsa dervişin önüne koymak gerekir. Yoksulların ihtiyacını yerine getirirsen¸ başında ikbalden bir taç bulursun devlet ve ikballe bahtiyar olan gizli¸ aşikâr hayra çalışır.
Oğlum: Aslâ cimrinin yemeğini yeme. Hayatta onların sofrasına pek az otur. Pintinin ekmeğini hep zahmet ve meşakkatle doludur. Cömerdin ekmeği ise nur ve ışık gibidir. Bir hayır işlediğin zaman onu kendinden bilme¸ her gördüğüne iyi gözle bak¸ fena görme.”
Bu sözleri duyan misafirler¸ Hacı Mehmet ağa ve birkaç cemaatle¸ Efendi hazretleriyle Devlethaneye geldiler. Yer minderlerine oturdular. Sofra hazırlanırken Hacı Mehmet ağa içini çekerek anlatmaya başladı:
“Efendim malum-u âliniz¸ memleketimizde lise yoktur. Oğlum Salih¸ orta mektebi geçen yıl bitirdi. Biz de okumasını çok arzu ettik. Devam etsin diye Adana'daki dayısının yanına gönderdik. Dayısı önce memnuniyetle kabul etti. Yeğenimi okuturum dedi. Sonra bizim kayınpederden kalan miras yüzünden bir aile içi ihtilaf yaşandı. Kaynıma bir mektup yazarak¸ bizim hanımın baba malının adaletli taksim edilmesini talep ettim. Buna sinirlenen kaynım¸ bize olan kızgınlığını küçücük sabiden çıkarmış. Küçücük yavruyu dövüvermiş. Sonra pişman olmuş ama ne fayda… Gönül bir kere kırıldı… Oğlum Salih de bana bu hali bir mektupla bildirdi. Evladımın okumasını ilim tahsil etmesini çok istiyorum. Tahsiline devam etmesi ve ahlaklı bir genç olarak yetişmesine vesile olacak öyle bir mektup yazmalıyım ki¸ bundan sonraki hayatında onun için bu satırlar ona bir kılavuz olsun. Efendim¸ evladıma hem meramımı anlatmak hem de öğüt vermek maksadıyla sizden yardım dilemeye geldim. Ellerinizden öpüyorum¸ istirham ediyorum. Benim namıma gözümün nuru¸ evimizin neşesi canım Salih'ime bir mektup yazın ki¸ eğitimine devam edip¸ gönlünü sıkıntılarla meşgul etmesin. Sizin can bahşeden kelâmlarınız inanıyorum ki ona tesir edecektir. Ne olur bu müşkülümü halledin¸ canım efendim.”
Hulûsi Efendi Hazretleri Hacı Mehmet Ağayı dikkatlice dinledi¸ dayısının yaptıklarına da çok üzüldü. İlim öğrenmenin faziletinin ne kadar yüksek olduğunu izah etti. Sohbet buyurup¸ ilim tahsil etmenin faziletinden bahsetti. Sözlerini şu seçkin¸ samimi kelâmlarla devam ettirdi:
“Muâz b. Cebel (r.a) der ki:
İlmi isteyip öğreniniz.
İlim öğrenmek iyiliktir.
İlim yolunda olmak ibâdettir.
İlim müzâkeresi teşbihtir.
İlimde bir problemi çözmek cihattır.
Bilmeyene öğretmek¸ sadakadır.
Layık olana ilim öğretmek¸ Hakk'a yakınlıktır.
Anlayınız… ilim¸ cennet topraklarına varan bir yoldur.
Samimi Bir Mektup
Sonra Hulûsi Efendi Hazretleri¸ sehpasının çekmecesinden bir kalem ve kağıt çıkarıp¸ Hacı Mehmet Ağa'nın namına onun ağzıyla evladına her satırı samimiyet ifadeleri dolu şu mektubu yazdı:
“Benim nur-i ibtihacım!
Dayına cevap olarak gönderilen mektubu müteakip fıtrî şefkati bertaraf ederek seni soğukkanlılıkla tard ettiğini duyarak bir kat daha teessür ve ızdıraba dalmış bulunuyorum.
Zaten seni hâmi-i hakiki olan Allahu zülcelalin saye-i himayesine tevdi ederek yüksek asaletini te'yid ve terfiini kasd ile tahsile göndermiştim.
Dayınızın barid bir tavır ile seni karşılamasına müteessir olma. Çünkü oraya ona güvenerek gönderilmedin. Bunlar beşeriyeti âlemiyenin hakikatidir. Merdâne bulun talebine kasdettiğin ilmi celili aksana vesile yeter. Gönlünü böyle hadiselerle meşgul ederek asıl gayenin talebinde teallül gösterme. Ciddi bir azmile sa'yi gayretin asarını istikbalinden bekle. Pak ve necip bir ailenin nur-u ibtihacısın. O pak tiyniyeti kirletmediğin gibi yüceltmeye çalış.
Bu fani âlemde sen fani olsan da iyi nam alabilirsen berhayat olarak o yaşar. Daima iyilerle düş kalk sana iyilik o yeter. Fenalarla mukarenetten ihtiraz üzere bulun. Her ne kadar sen iyi olsan da onların kötü hali namını kirletir. Büyüklerine karşı hürmet ve emirlerine itaat en özel vazifendir. Her ne kadar acı yüz göstererek seni terk etseler de sen samimiyetle vefalılığını isbat ederek onlardan ayrılma.
El-hasıl her hususun âlemi beşeriyete hakiki bir hadim olacağına şehadet etsin. Kimsenin minnetinin altında olmayarak Allah'ın himayeti altında bulunduğuna sayısız şükret.
Hami-i hakiki ancak Allahü Teâla olduğuna derin vicdani bir hissi samimiyetle bağlan. Her bir ümidi her bir muradı ancak onun kapısından beklemeni (unutma.) Bilvesile gözlerinden öper¸ Cenab-ı Hakk'ın hıfz-ı siyaneti ilahiyesine emanet eylerim oğlum.
Validen şefkatle gözlerinden öper¸ her an hayır dua etmektedir. Hemşirelerin mahsusu selam ederler.
11.1951. Darende
Pederiniz Ocakçıoğlu Hacı Mehmet”
Bu arada sofra da hazır olmuştu. Öğle yemeği yendikten sonra¸ mektubu alan Hacı Ağa diğer misafirlerle müsaade alıp çarşıya geldi. Mektubu hemen götürüp postaya verdi. Birkaç gün sonra Adana'daki oğlu Salih'e mektup ulaştı. Salih yazılan mektuptaki satırları okudukça¸ gönlüne nakşetti o misli bulunmaz öğütleri. İlim yolunda zorluklara sabredenlerin ilimle¸ edeple¸ erkânla dolu olarak ileride güzel günlere kavuşacaklarını iyice anladı.

Aradan yıllar geçti¸ Salih¸ Posta Müdürü oldu. Bir mektubun manevi tesiriyle bütün hayatı değişmiş¸ ilim yolu güzelleşmişti. Şimdi o da güzel mektupları samimi ve halisane bir gönülle¸ güzel insanlara ulaştırmak için çalışıyordu…

Sayfayı Paylaş