SÂDE YAŞAYABİLMEK

Somuncu Baba

"Motorlu taşıtların¸ ergonomik
koltuk takımlarının¸ çift çekirdekli
bilgisayarların¸ uzay mekiklerinin¸ atom
bombalarının¸ uzaktan kumandalı
âletlerin… adının bile icad edilmediği
bir çağda¸ henüz XVII. asırda yaşayan
mütefekkir şair Nâbî¸ kendi çağında
yaşayan ve bize göre son derece
mütevazı bir hayat tarzı olan insanları
mülevven (renkli) bir ömür sürdükleri
için sâdeliğe davet ediyor."

Olur reng-i taalluk reh-zen-i dâr-ı bekâ Nâbî


Anın'çün sâdelikden gayrı reng olmaz kefenlerde


  Nâbî


  


(Ey Nâbî! Dünyanın çeşitli güzelliklerine gönlünü kaptırmak¸ fani dünyanın sevgisine kalpte yer vermek sonsuzluk âlemine giden yolculukta¸ yol kesicidir¸ onun için yolculuğun ilk adımında giyilen kıyafet de sadedir¸ kefende sadelikten başka renk yoktur.)


 


 


Motorlu taşıtların¸ ergonomik koltuk takımlarının¸ çift çekirdekli bilgisayarların¸ uzay mekiklerinin¸ atom bombalarının¸ uzaktan kumandalı âletlerin… adının bile icad edilmediği bir çağda¸ henüz XVII. asırda yaşayan mütefekkir şair Nâbî¸ kendi çağında yaşayan ve bize göre son derece mütevazı bir hayat tarzı olan insanları mülevven (renkli) bir ömür sürdükleri için sâdeliğe davet ediyor.


Diğer Dîvân şairlerinden oldukça farklı bir üslûba sahip olan Nâbî edebiyatımızda hikemî tarzın temsilcisi sayılmıştır. Yaşadığı asrın fotoğrafını günümüze yansıtan şair; toplumun her türlü olumsuzluğunu cesaretle tenkid etmekle kalmamış¸ problemlere çareler sunmak suretiyle vazifesini de hakkıyla yerine getirmiştir.


Şair¸ yazar çağını aştığı müddetçe kıymet kazanır. İşte Nâbî de sadece yaşadığı zamana değil¸ ele aldığı ölümsüz konularla günümüz insanına da hitap ediyor.


Olur reng-i taalluk reh-zen-i dâr-ı bekâ Nâbî


Anın'çün sâdelikden gayrı reng olmaz kefenlerde


Burada şair; insanı¸ en alıcı yerinden yakalıyor ve sarsıyor. Diyor ki: Dünya sonludur. Hiçbir canlı bâkî değildir. O halde bu kadar debdebeye¸ şaşaaya iltifat etmek yanlıştır. Hayatın bütün zevklerine ulaşma arzusu insanı dünyaya bağlar. Dünyadan ayrılmak istemeyen¸ ölümü aklına getirmeyen insanın ölümü çok zordur. Hâlbuki ölüm gerçek hayat için bir köprüdür. Hakikî vatana kavuşmak için bir vasıtadır.


16. asrın şairler sultanı Bâkî¸ Muhteşem Süleyman olarak bilinen Kanunî'nin ölümü için yazdığı ve:


Ey pây bend-i dâmgeh-i kayd-ı nâm u neng


Tâ key hevâ-yı meşgale-i dehr-i bî direng


beytiyle başlayan mersiyesinde dünyaya fazla bel bağlamanın pek de akıllıca bir iş olmadığını ifade eder. Kanunî gibi güçlü bir padişahın bile ecelin pençesinden kurtulamadığına işaret eden Bâkî; insanın¸ geçici bir dünyada nam¸ şan peşinde koşmaktan¸ gönlün bitmez tükenmez isteklerine uymaktan vazgeçmesi gerektiğini söyler.


 


Kanaati Elden Bırakma


Kur'an-ı Kerim'de insana¸ her hâlinde "vasat"ı bırakmaması tavsiye ediliyor. Yani ortalama davranış… Hadleri zorlamadan hareket… Tevekkül ve kanaati elden bırakmadan yaşayış… İfrat ve tefritten uzak bir hayat…


 Bir beyitte Nâbî diyor ki:


  Peygûle-i kanâat Nâbî güzel mahaldir


  Hayfâ ki yokdur anda efrâd-ı âferîde


Beyitte şair kendi nefsine hitap ederek bütün insanlığa şöyle sesleniyor: Kanaat köşesi ne güzel bir yerdir. Ama ne yazık ki orada Allah'ın bir kulu yok.


İnsanın¸ elinde olanla yetinmesi kadar büyük zenginlik yoktur. Ancak insanların hiçbiri¸ elindekiyle yetinmediği için bu makam bomboştur.


Kâinatın güzîdesi Hz. Muhammed (s.a.v.) de "Kanaat tükenmez bir hazinedir." demiştir.


Halk arasında "Fazla mal göz çıkarmaz" sözü yaygındır¸ ancak bu fazla mal Nâbî' ye göre¸ insandaki bazı hasletleri harap eder.


Doldurur bâğı egerçi seyl-âb


   Lîk eyler der ü dîvârı harâb


Her ne kadar coşkun akan su bahçeyi kaplarsa da kapıyı duvarı da yıkar; oraları hârap eder. Burada kastedilen bağ¸ insandır. Coşkun sular malın¸ mülkün fazlalığı; kapı¸ duvar ise insanın gönlü¸ mânevî hassasiyetleridir. 


Nâbî "Hayriye" isimli eserinde oğlunun şahsında bütün insanlara mala¸ mülke fazla heveslenmenin zararlarını anlatıyor.


Terk-i ârâyiş-i nisvân eyle


Zerün efzûn ise ihsan eyle


   Nâbî mealen¸ süsten püsten uzak durmak¸ malın mülkün fazlasını başkalarına vermek gerektiğini söylüyor.


 


Başkalarına Bakıp İmrenmemek


Bugün aslında ihtiyacımız olmayan birçok eşya¸ mal bize çeşitli telkinlerle ihtiyaçmış gibi gösteriliyor. Bunların eksikliği insanı huzursuz ediyor. Güya bu eksiklik¸ başkalarına bakıp imrenmemek için borç-harç edip alınıyor¸ fakat bu defa da o borcu ödeme kaygısı baş gösteriyor. Bütün bunlar insanı buhrana¸ strese sürüklüyor. Bir bakıma stresi¸ insanın bizzat kendisi çıkarıyor. Nâbî borç altına giren insanı "Ger Felâtun ise mecnun eyler" yani ne kadar akıllı olsa da deli eyler diyor ve "Cismi sıhhatde derûnu haste" (Bedeni sağlıklı gibi görünse de içi¸ rûhu hasta) şeklinde tarif ediyor.


İnsanı buhrana sürükleyen unsurlar sadece malı-mülkü artırma hevesi değildir. Şöhret peşinde olmak da insanı perişan eder. Nitekim şöhret âfettir¸ denilmiştir. Nâbî'nin tavsiyelerinden biri de şöhretten uzak durmaktır.


Olma dil-dâde-i şân u şöhret


   Şöhredür dildeki şöhret âfet


Çünkü şöhret¸ ihtişam¸ debdebe borca sürükler¸ derdi çoğaltır¸ insanın ciğerini kan eyler:


   İhtişam âdemi medyûn eyler


Derdin efzûn ciğerin hûn eyler


Hâsılı insan¸ her işinde şuurlu olmalı¸ itidal üzere olmalı ki kendine ve etrafına eziyet etmesin. Kendine lazım olmayanı terk etsin. İnsana verilen ömür sınırlıdır. O halde arzuları¸ emelleri de sınırlamak¸ onlara meşruiyet dairesinde ulaşmaya çalışmak en güzeli. Tûl-ı emel (uzun emel) sahibi olmak insanı bunalıma götürür.


Nâbî¸ yazımızın başına aldığımız beyitte dünyanın hay u huyuyla bu kadar uğraşmanın bu sonlu dünyanın¸ sonsuz görünen aldatıcı renklerine aldanmanın insanı huzursuz edeceğini ve saadetin sade yaşamada olduğunu ifade ediyor.

Sayfayı Paylaş