PAHA BİÇİLMEZ ÖĞÜTLER

Somuncu Baba

"Allah yolunda hayatını vakfeden Allah dostları başta olmak üzere bu kutlu yolun yolcuları hizmeti temel düstur edinmiş ve bu minval üzere hayatları geçirmişlerdir. Allah rızasından başka ümidi ve beklentisi olmayanın yaptığı işte¸ gördüğü hizmette elbette ki samimiyet vardır¸ gönüllülük vardır¸ ihlas vardır. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin her türlü hizmete koşması¸ Peygamberimizin bu hadisinin mazhariyetidir."

"Allah yolunda hayatını vakfeden Allah dostları başta olmak üzere bu kutlu yolun yolcuları hizmeti temel düstur edinmiş ve bu minval üzere hayatları geçirmişlerdir. Allah rızasından başka ümidi ve beklentisi olmayanın yaptığı işte¸ gördüğü hizmette elbette ki samimiyet vardır¸ gönüllülük vardır¸ ihlas vardır. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin her türlü hizmete koşması¸ Peygamberimizin bu hadisinin mazhariyetidir."

Bu fâni dünya hayatının şaşaası ve parlaklığı¸ oyun ve eğlencesi¸ uyanık ve hakiki mü'minin Allah'a giden yolda sağlam adımlarla ve kararlı bir şekilde ilerlemesine asla engel olamaz¸ olmamalı da. Dünya ehlinin çalışıp çabalaması¸ evini barkını zînetini¸ dahası maddî zenginliğini artırmak¸ korumak olmuştur maalesef. Bunun aksine¸ bâki olan ebedî âlemi düşünüp ona göre hayatını tanzim eden Allah'ın has kullarından akıl ve basiret sahiplerinin yolu da¸ iman makamlarını ve takva derecelerini¸ salih amelleri ve sözleri koruyacak unsurlara en büyük özeni göstermek olmuştur. Esas olan da budur.

İman ve tevhid ihsanından sonra Allah'ın insanlara bağışladığı en büyük nimetlerden biri de¸ onlara öğüt veren samimi önderlerin olmasıdır. Öğüt verici sözleri kelâm-ı kibar olarak söyledikçe; onlara Allah'ı hatırlatarak en sağlam ve en etkili iyiliği yaparlar¸ en büyük yararı bağışlarlar. Hikmetli bir şekilde onlara¸ yapılması gereken doğru halleri gösterirler. Böylece bu öğütlere uyanlar da¸ başarıdan en büyük nasibi elde ederler. Bu hususta kulağa küpe bir kelamı nakledelim: “Bil ki; sana öğüt veren seni sevmiştir¸ ikiyüzlü davranarak seni idare eden ise seni aldatmıştır.” Ve yine bu noktada; bu sözde belirtilen doğruluk ve samimiyetin; Allah için¸ Rasulü için ve mü'minler için öğüdün önemi anlaşılır.

Öğüt; birine doğru ya da uygun bir yol göstermek için söylenen sözdür. İnsan yetiştirmede gözden uzak tutulmaması gereken ve hiç eskimeyen metod “öğüt'tür. “Nasihat¸ derş vaaz¸ hatırlatma” kelimeleri ile de ifade edilebilen öğüt¸ insan yaratılışına uygun bir tarzdır. Yaratılışa uygun olduğunu da bir adı “öğüt” olan Kur'ân-ı Kerimden öğreniyoruz: “İnsanları¸ Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütlerle davet et.”1

İnsanlara öğüt kasdı ile söz söylemek sünnettir. Dini hükümlere uygun olarak¸ ihtiyaca göre tatlı ifadelerle yapılan konuşmalardan¸ verilen öğütlerden herkes faydalanır. Öğüt¸ gerçekten bir hayır işidir¸ çok sevimli bir hizmettir.

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin Divan'ındaki bir gazelinin redifi¸ "tut"tur. Öğütler de zaten tutulması¸ hayata uygulanması için söylenir. Şimdi bu gazelin beyitlerini inceleyerek hikmetli öğütlerden bizler de nasibimizi alalım¸ gazeli anlamaya çalışalım…

Hulusi Efendi Hazretleri¸ dünyayı bırakmayı daha doğrusu dünyevileşen hayat tarzını¸ aldatıcı dünyalıkları bırakmayı tavsiye ederek başlar gazeline. İlk beyit şöyledir:

Ko dâr-ı fenayı bunda râh-ı mülk-i bekâyı tut
O mülke varmağa dâmen-i ehl-i Hudâ'yı tut

(Bu dünyanın geçici zevklerini/zenginliklerini yine dünyada bırak¸ ölümsüzlük ilkesini¸ Allah'la bâki olma ebediliğini kavra ve O'na yönel. Bekâ âlemine varabilmek için de bir Allah dostunun eteğine yapış¸ bir insanı- kâmilin eteğini tut.)

İnsân-ı kâmil¸ büyük günahlardan kendini koruyabilen¸ küçük günahları da bilerek yapmayan kimsedir. Tasavvufta insân-ı kâmil olmak¸ yani ilahi sır ve kemâlâta sahip bulunmak için bir terbiye yolu kabul edilmiştir. Buna seyr-ü sülûk adı verilir. Bu yola girmek isteyen kimsenin¸ bir mürşidi kâmile intisap etmesi gerekir. Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadislerinde: “Mü'min mü'minin aynasıdır”¸ buyurmuşlardır. Nasıl ki insan¸ yüzünde bulunan bir lekeyi¸ aynaya bakmadan görüp temizleyemiyorsa¸ kusurlarını da kâmil bir mürşide bakmadan¸ yani ona bağlanmadan görüp düzeltemez. Bu yolda hakiki mürşid olarak¸ evvel emirde Kur'an-ı Kerim'i ve peygamberimizi zikretmek icap eder.

Bu vesile ile tarikata intisap etmek isteyen kimse¸ evvela talip¸ girdikten sonra mûrşidinin telkin ve irşadıyla¸ kabiliyetine göre sâlik ve vâsil merhalelerini kat' eder. Vâsıl en son makamdır. Buna fenafillah mertebesi de denir.

İnsanın bu merhaleleri kat edip¸ gayeye vasıl olabilmesi için zühd yolunu seçmesi¸ nefsini tezhip ederek¸ tedrici bir ıslah ile makamdan makama atlayıp¸ bir halden başka bir hale inkılap etmesi lazımdır.2

Elinde var iken fırsatı ganimet bil
Hebâ olmadan ömür tarîk-i Mustafâ'yı tut

(İçinde bulunduğun nimetleri iyi değerlendir¸ her zaman dilimini¸ irşad halkasını¸ nefis terbiyesini öğreten tasavvufu¸ eline geçen ganimet olarak bil. Ömür gelip geçicidir¸ hayat tükenmeden¸ onu boşa harcama¸ Sevgili Peygamberimizin izini¸ İslâm'ın emirlerini samimice yaşa¸ bu seçilmiş yolu tut.)

Gelip geçici ömür içerisinde insanoğlu hele de Allah'ın iman bahşettiği müminler için en güzel gidilecek yol¸ tek kurtuluş seçeneği İslâm dinidir. Dinimizin güzellikleri¸ incelikleri Peygamberimiz tarafından bizlere tebliğ edilmiş ve onun hayatıyla örnek bir yaşam biçimi olarak sunulmuştur. Tarik-i Mustafa'dan kasıt¸ Peygamberimizin yolu ve onu takip eden tarikat ehlinin yoludur. Zaten Hak ve tek yol İslâm'dır. İslâm'ı en ince biçimde yaşama ve nefsi terbiye etmenin yollarını gösteren tasavvuf büyüklerinin yolu da silsileleri ile Peygamberimize bağlanmaktadır. O zaman bu beyitten anlıyoruz ki¸ seçilmiş peygamberin¸ seçilmiş yolunu izlemek bir mühim fırsatı değerlendirmek¸ kurtuluşa ermektir. Zaten bir sonraki beyitte tasavvufî vurgu daha açık dile getirilmiştir. Hazret buyuruyor ki:

Makbûl-i dergâh-ı Hakk olmağa istersen rızâ
Bir mürşid-i kâmilin elindeki asâyı tut

(Allah katında kendisinden razı olunan biri olmak istiyorsan¸ kâmil bir mürşidin elini tut¸ ondan el al¸ elin onun eliyle olsun. Bu bağlılığın sayesinde yetişirsin. İbadetinle zikrinle¸ fikrinle amelinle Allah'ın razı olduğu kullardan olursun.)

Halk dilinde “el almak” olarak tabir edilen tasavvufî intisaba; "inabe" denilmektedir. Çünkü bir mürşidin elini tutmayanın¸ elini şeytanın tutup¸ onu sapkın yollara götüreceğine dair yaygın bir inanç vardır. İkinci beyitteki asâdan kasıt eldir¸ bağlılıktır. Mürşidin asâsına yapışmak¸ ona bağlanmaktır.

Mürşid¸ doğru yolu gösteren¸ uyaran¸ irşad eden demektir. Gerçek mürşid Hz. Muhammed (s.a.v)'dir. Diğer mürşidler¸ O'nun manevî mirasını elde etmeğe muvaffak olmuş kişilerdir. Cürcânî¸ mürşidi¸ doğru yolu gösteren¸ sapıklıktan önce Hak yola ileten kişi¸ olarak tanımlar. Tasavvufî terim olarak¸ tarikat lideri anlamına da gelir. Aynı anlamda olmak üzere postnişin¸ şeyh¸ seccâdenişin¸ ifadeleri de kullanılır. Mürşid olan kişinin¸ Allah'ın ahlâkını tahakkuk ettirmiş olması¸ yani¸ en azından fena makamına ulaşması şarttır.

Mürşidin en makbulü¸ hem “kâmil” (olgun)¸ hem de mükemmil (başkasını olgunlaştıran) olanıdır.3

Var ehl-i Hakk'a hizmet et bî-taleb ü bî-garaz
“Seyyidü'l-kavmi hâdimuhum” emr-i Habîb-i Kibriya'yı tut

(Hakk'a hizmet edene¸ sen de hiçbir dünyevi beklenti içinde olmadan¸ garazsız ve ivazsız bir şekilde hizmet et. Peygamberimizin; “Kavminin ulusu¸ o kavme hizmet edendir” hadisi şerifindeki öğüdünü tut.)

Allah yolunda hayatını vakfeden Allah dostları başta olmak üzere bu kutlu yolun yolcuları hizmeti temel düstur edinmiş ve bu minval üzere hayatlarını geçirmişlerdir. Allah rızasından başka ümidi ve beklentisi olmayanın yaptığı işte¸ gördüğü hizmette elbette ki samimiyet vardır¸ gönüllülük vardır¸ ihlas vardır. Zaten bu halis halleri onları yüceltmekte¸ içinde bulundukları toplumda¸ örnek önder hizmet insanı konumuna oturtmaktadır. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin her türlü hizmete koşması¸ Peygamberimizin bu hadisinin mazhariyetidir.

“Elest” hitâbındaki “belâ”yı laya sa'y etme
Ol hükmü unutma olan ahd ü vefâyı tut

(Ruhlar âlemindeki verdiğin “evet sen bizim Rabbimizin” sözünün gereğini yerine getir. Olumlu tavrını olumsuza çevirme. O hüküm sahibine verdiğin sözü¸ ettiğin ahde vefalı olmayı hatırından çıkarma¸ vefalı ol.)

Bezm-i Elest: Elest bezmi. Allah¸ ruhlar âlemini yarattığı zaman bütün ruhlara hitaben “Elestü bi-Rabbiküm (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” buyuranca ruhlar “Kalû: Belâ (Evet¸ Sen bizim Rabbimizsin dediler).” İşte o zaman ikrar vermiş olan insanoğlu¸ dünya hayatına geldiği zaman bu verdiği söze sadık kalmalıdır. Çünkü Allah¸ sözünden dönen olmasın diye ruhları birbirine şahit tutmuştur. Bu olay Kur'ân'da da anlatılır. (Ârâf/171-172). Bu mecliş “bezm-i ezel” olarak da bilinir. Tasavvufta ve İslâm edebiyatlarında en eski zaman¸ en eski meclis olarak değişik biçimlerde çokça kullanılmıştır. Şâirler sevgililerine Elest bezminde âşık olduklarını¸ aşklarının o zamandan bu yana devam ettiğini söylerler. Kelime yalnızca “elest” olarak da anılır. Çok zaman telmih yoluyla kullanılır.4

Tevekkül-i tâm ol ihlâs ile teslim olup yâra
Şükr-i bî-nihâye kıl Hakk'a hamd ü senâyı tut

(Gönülden bir teslimiyetle¸ tevekkül et¸ her umurunda sevdiğine samimi bir bağlılık içinde bulun. Bu halinden dolayı da¸ Allah'a sonsuz şükürlerde bulun¸ O'nu en güzel isimleriyle övme halinde ve O'na şükran duymada kendini daim tut.)

Tevekkül: Sebep ve tedbirde ihmal göstermemek şartıyla sebebi hiç nazarı itibara almamak¸ Allah Taâlâ'ya güvenmek. Tevekkül işi Rab Taâlâ'ya havale etmek¸ işi idare etsin diye onun ilmine ve murakabesine sığınmak¸ sebep ve tedbiri ilâhlaştırmamak¸ insan iradesine ve tabiat kanunlarına Allah'ın iradesinden daha çok önem ve değer vermemek¸ kısaca Allah'ı vekil kılmak ve vekile tam olarak itimad etmektir. Sûfiler beşerî iradeye¸ sebep ve tedbir fikrine ve tabiat kanunlarına fazla önem ve değer vermenin ilâhî iradeye ve takdire önem ve değer vermemek mânasına geldiğine kânidirler.

Tevekkülün yeri kalbtir. Zahirde (tedbir ve sebebe tevessül ile çalışmak) hareketle meşgul olmak kalbteki tevekküle zıd değildir. Kul takdirin Allah Taâlâ cihetinden olduğuna hakikaten ve yakinen kanaat getirmiş olursa¸ bu durumda istediği bir şeyi elde edemezse¸ “Onun takdiri budur” diye; elde ederse¸ “Bu onun lütfudur” diye düşünür.

Bişr Hâfî: “insanlardan biri¸ Allah Taâlâ'ya tevekkül ettim¸ diyor. Halbuki Allah Taâlâ'ya karşı yalan söylüyor. Gerçekten Allah'a tevekkül etseydi¸ onun hakkındaki muamelesine de razı olurdu¸” demiştir.

Yahya b. Muaz'a: “İnsan ne zaman mütevekkil olur?” diye sorulmuş. O da -. “Allah Teâlâ'nın kendisinin vekili olduğuna gönül hoşluğu ile rıza gösterdiği zaman¸” diye cevap vermişti.5

Amelin kabul ediliş sırrının ruhu¸ emele ulaşmanın en büyük vasıtası¸ ebedî saadete nail olmanın emaresi ihlastır. Lügatta ihlas; saf¸ karışıksız¸ vâsıl olmak¸ kurtulmak¸ pişirmek ve tahsis etmek; Istılahta; riya¸ sum'a¸ gösteriş¸ şirk¸ alâyiş; samimiyetin zıddı¸ sırf Hakk rızasını düşünmek¸ sadece Allah'ı düşünerek konuşmak¸ hareket ve ibadet etmek.

Dereceleri: a) En aşağısı; dünyada ikram ve ihsana nail olmak ve dünyevî musibetlerden kurtulmak için amel etmek¸ b) Ortası; dünya ve âhiret nimetlerine nail olmak için amel etmek¸ c) En yüksek derecesi; sırf ubudiyetin hakkını ifa etmek için Hak Teâlâ'nın emirlerine uymak¸ sadece rızasını kazanmak için amel etmek. Kâmil ihlâs budur.

Yani dünyevî veya uhrevî bir maksat için değil¸ sadece Allah rızası için amel etmek. Bu tarifler kâmil ihlâs içindir.6

Hulûsî işit amel eyle bu güft-i azîzânı
Ger tâlib-i Hakk isen bu pend-i bî-bahâyı tut

(Hulusi¸ bu azizler sözüne kulak ver ve ona göre amelde bulun¸ öyle hareket et. Hakk'a ve Hakk yoluna talipli isen¸ bu paha biçilmez öğütleri tut.)

Son beyitte Efendi Hazretleri kendine söylemiş gibi görünmekle birlikte¸ bu güzel öğütleri bizler gibi şimdi duyanların da tet tek tutup¸ bu güzel hasletleri yaşayarak hak ve hakikat yoluna hizmet edilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Yazımızı bitirirken meşhur bir öğüt eserinden de kısaca bahsedelim:

Farsça¸ “Pend” sözcüğünün dilimdeki karşılığı “öğüt ve nasihattır.” Edebiyatımızda “Pendname” isimli müstakil eserler yazılmış¸ “Öğütler Kitabı” telif edilmiştir. Bunlardan en meşhuru büyük mutasavvıf¸ Nişaburlu Mehmet Feridüddin-i Attar'a ait olan “Pendname” yani “Öğüt Kitabı”dır. dilimize M. Nuri Gencosman kazandırmış. Maarif Vekâleti tarafından neşredilmiştir.

Asırlar boyunca Şark-İslâm ülkelerinde hemen her sınıf halk tabakası arasında geniş ve derin bir etki oluşturmuş olan Pendname'nin bir çok parçaları geçen nesillerin hafızasında yaşadığı gibi bu günün orta yaşlı aydınları da bunu ruh ve ahlâk eğitimi bakımından değerli bir vesîka olarak tanımıştır.

İslâmî ve tasavvufî bir görüşe dayanan pratik ahlâk kurallarını¸ insanlık duygularını beşerî faziletlerle muaşeret usullerini¸ hatta en basit yaşayış tarzlarını kuvvetli ve ahenkli bir mesnevî kalıbı içinde vecizelendiren bu küçük eser¸ kendi nev'inde en mükemmel bir örnektir. Çok itinalı bir şekil ve üslûp nizamı altında yazılmış olan Pendname bize sekiz asır önce Şark-İslâm klasiklerinin şekil ve öz bakımından eriştiği merhaleyi de aydınlatmaktadır.

Pendname¸ genel bir bakışla İslâmî bir temele dayanan ahlâk ve âdâb kaidelerini kısa formüller halinde gençliğe telkin etmek¸ halka tasavvuf fikirlerini aşılamak maksadıyla yazılmış didaktik bir eserdir. Ancak içinde her seviyeye hitap eden müsbet ve kuvvetli fikirlerin de serpilmiş olmasına göre uzun bir tecrübenin¸ derin ve hatalı bir bilginin rehberliğiyle pratik hayatta bahtiyar geçinmenin sırlarını da öğretmektedir.7

Paha biçilmeyen öğütler¸ bir gazelin satırları arasında inci taneleri gibi dizilmiş durmaktadır. Bizlere düşen de¸ bu inci tanelerini toplayıp¸ elimizde ve gönlümüzde tutmaktır. Zaten Efendi hazretleri de “tut” buyuruyor.

DİPNOTLAR

1- Nahl Suresi¸ 125.
2- Eraydın¸ Selçuk¸ Tasavvuf ve Edebiyat Yazıları¸ s.279-280¸ İstanbul¸ 1997.
3- Cebecioğlu¸ Ethem¸ Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü¸ s. 527¸ Rehber Yay¸ Ank¸ 1997.
4- Pala¸ İskender¸ Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü¸ s.70¸ Ötüken¸ İstanbul¸ 2000.
5- Abdulkerim Kuşeyri¸ Kuşeyri Risalesi¸ (Haz: Süleyman Uludağ)¸ s.259¸ Dergah Yay.¸ İstahbul¸ 1978.
6- A.g.e.¸ s.305.
7- Bkz. Feridüddin-i Atar¸ Pendname¸ (Terc: M. Nuri Gençosman) Maârif Vekaleti¸ 1958

Sayfayı Paylaş