OSMAN HULÛSİ EFENDİ'NİN ESERLERİNDE ŞEYH HAMİD-İ VELİ

Somuncu Baba

Dünya varlıkları içinde en değerli şey insan hayatıdır. Vazifeler içinde en değerli vazife insana¸ hayata hizmettir. Hayata hizmet içerisinde en değerli olanı ise fani hayatın bâki hayata dönüşmesi için çalışmaktır. Dünya hayatının değeri de ebedî ve bakî olan ahiret hayatına çekirdek ve başlangıç olması yönüyledir.

Dünya varlıkları içinde en değerli şey insan hayatıdır. Vazifeler içinde en değerli vazife insana¸ hayata hizmettir. Hayata hizmet içerisinde en değerli olanı ise fani hayatın bâki hayata dönüşmesi için çalışmaktır. Dünya hayatının değeri de ebedî ve bakî olan ahiret hayatına çekirdek ve başlangıç olması yönüyledir.

Hayatın bu derece kıymetli olmasındandır ki yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de buyurur: "Bir insana hayat vermek ve diriltmek bütün insanları diriltmek gibidir"1 Hayata hizmetin ne derece önemli olduğunu bu ayeti kerime açıkça beyan etmektedir.

Hayatın varlığı ve gerçekliği kadar ölümün varlığı da insan için mukadderdir. Bu dünyaya gözünü açan her canın¸ her insanın ömür sayfasından bir yaprağı fanilik rüzgarına kapılarak uçup gider ama hizmeti ve hayırlı eserleriyle iz bırakan insanların ismi asla unutulmaz. Amel defteri kapanmayanlar sayılırken; hayırlı bir evlat¸ hayırlı bir eser ve devamlı istifade edilen sadaka-i cariye bırakanlardan bahsedilir. Bu üç kısım insan hayata gözlerini kapasa da ardından devam eden hayırlarıyla ve isminin güzel bir şekilde anılmasıyla yüzyıllar boyu¸ hatta kıyamete kadar yaşamış¸ yaşatılmış olur.

Zaten insan olarak önemli olan da¸ şu dünya semasında devreden sesler içinde bir hoş seda bırakmak değil midir? Onun için Bâki'nin şu kelâmı tam manasıyla konuya tercüman oluyor; "Bu gök kubbede bâki kalan hoş bir sedâdır."

"Bir insanın anısını yaşatmak o insanı yaşatmak gibidir." sözüyle mütenasip¸ Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba) Hazretlerinin isminin¸ anısının yaşatılması hususunda Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s)'nin çok büyük emeğinin olduğuna işaret için bu satırlar kaleme alınmıştır.

14. yy'da yaşamış olan Somuncu Baba'nın 12. kuşaktan evladı olan Es-seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ bütün hayatı boyunca mübarek ecdadının geleneğine uygun bir şekilde yaşamış ve kaleme aldığı eserlerinde onun hatıralarını diri tutmuştur. 1945 yılında imam-hatip olarak Şeyh Hamid-i Veli Camii'nde görev yapmaya başlamasıyla büyük bir hamle ile onarım faaliyetlerini yürütmüş ve muvaffak olmuştur. İşte o günlerde bir dostuna yazdığı mektubunda hem Şeyh Hamid-i Veli'yi anlatmakta¸ hem de hizmetin öneminden bahsetmektedir;

Kim ki hayr üzre olur hayrı sever
Hayr işi işlemeğe dâim ever

Cedd-i pâkim o veliy-yi ekrem
Yâni Şeyh Hâmid-i gavs-ı a'zâm

Himmeti âleme gün gibi âyân
Kadr-i menziletine yok pâyân

Nice erbâb-ı kerem sa'y ü belîğ
Ederek kadrini kıldı terfi

Yine bugün de vefâ ehli tamam
Ettiler halli halınca ikram

Ne güzel her yanı ta'mîr oldu
Benzeyüp cennete tenvîr oldu2

Güzelliği tarif ederken verilebilecek en müstesna örnek "Cennet bahçesidir." Çünkü Yüce kitabımızda cennetin vasıflarından sıkça bahsedilmiş¸ mü'minlere vadedilmiştir. Dünyada iken de nerede güzel bir bahçe örneği gösterilse bu benzetmeden faydalanılmıştır. Osman Hulûsi Efendi'de Somuncu Baba'nın bakımlı bahçesi için "nurlu cennet bahçesi gibi oldu" der.

Allah'a inanıp iyi işler yapan mü'minlere İslâm'ın vadettiği cennet¸ Huld¸ Me'va¸ Nâim¸ Aliye¸ Adn¸ Firdevş Darü's-Selâm ve Hayevan adlarını taşıyan¸ birbirinin içine girmiş ve birbirini kuşatmış sekiz cennetten meydana gelir. Kur'an-ı Kerîm'in çeşitli surelerinde¸ eşsiz güzelliklerin toplandığı bir mekân¸ daha doğrusu bir bahçe olarak (cennet kelimesi de bahçe anlamına gelmektedir) tasvir edilen cennette¸ altın ve gümüşten¸ inci ve ipekten¸ birbirinin üstünde¸ gerektiğinde içinden dışı¸ dışından içi görünebilen evler¸ köşkler¸ kasırlar; geniş gölgeli¸ çeşit çeşit meyvelerle bezenmiş¸ çok güzel kokulu¸ bazılarının budakları kıymetli maden ve taşlardan¸ dünyada benzerleri bulunmayan ağaçlar; lezzetli¸ güzel kokulu¸ canı çekenlerin neredeyse ağzına kadar uzanan meyveler; zeminlerinden ırmaklar akan ve pınarlar fışkıran bağ¸ bahçe ve bostanlar; her çeşidinden tükenmeyecek bollukta yiyecekler¸ şerbet gibi içecekler¸ ayrıca tertemiz huriler ve gılmanlar vardır.3

Kapısının üzerinde Sevgili Peygamberimizin adı yazılı olan ve Allah'ın cemâlinin görüleceği yer olan cennettin en güzel çiçeği güldür.
Bir başka beyitte de bu vurguyu görmek mümkün;

Gözönüne gelicek Şeyh Hamîd-i gavs-ı vahîd
Gâlibâ her yanı bir ravza-i rıdvân görünür4

Şeyh Hamid-i Veli'nin bulunduğu mekânı göz önüne getirince¸ buranın cennet güzelliğinde bir yer olduğunu ifade eder. Ayrıca¸ yukarıda cennetin cemâlullahın görüldüğü yer olduğunu belirtmiştik. Şeyh Hamid-i Veli'nin ve kabrinin bulunduğu mekân Allah'ın lütuf ve rahmetinin tecelli ettiği yer olarak tarif edilmektedir.

Âlemlerin Efendisi (s.a.v) Efendimiz bir Hadisi Şerif'lerinde şöyle buyuruyor: "Minberimle evim arası Cennet bahçelerinden bir bahçedir."5 Bu Hadisi Şerif'in şerhinde de buraya zikir ve namaz için Meleklerin adeta hücum ettikleri ve zikir halkaları da öyle olduğundan "Cennet Bahçesi" sayılmıştır.
Huzurlu bir namazın edâ edildiği¸ meleklerin bile iştirak ettiği¸ Peygamberimizin Mescidi'nde hissedilen gönül huzuru ve huşûnun inanan gönüller tarafından hissedildiği bir yerin de Darende Şeyh Hamid-i Veli Camii olduğunu Osman Hulûsi Efendi mektubunda arkadaşına hitaben şöyle yazıyor:
"Haremeyn müâdili bir¸ "Ravzatun min riyâzı'l-cennet" olan makâm-ı mukaddesin füyûzât ve rahmet haymasının altında salâtı makbûl-i indallah olan namazlarınızı kılmak şerefinden bilmem ki sizleri hangi âmaliniz dûr ve mehcûr tutmaktadır. Ol kerem ü vefâ-kânı nutk-ı dürer-bârlarıyla mükerreren şân-ı âlilerini izah idüp dünyada dördüncü derecede menbâ-ı füyûzât ve rahmetle mâlidedir diye buyurduklarını hepiniz duydunuz ve şahit oldunuz. Sâir günler de Cum'a günleri edâ-yı salât-ı Cum'ayı Şeyh Hâmid-i Velî Hazretlerinin camiinde edâ edilecek¸ Cum'a namazından daha mukaddes bir âmâl hangi amelinizdir ki anı tercihan sa'yinizden taksîr ediyorsunuz."6

Camiler müslümanların bir araya geldiği¸ omuz omuza¸ diz dize¸ gönül gönüle kaynaştıkları mekânlardır. Dua ve ibadetlerin topluca yapıldığı¸ secdelerin birleştiği¸ üzüntü ve sevinçlerin paylaşıldığı mübarek yerlerdir. Dini ve sosyal hayatımızda müstesna yeri olan huzur evlerimizdir. Bilmediklerimizi öğrendiğimiz irfan yuvalarıdır. Dargınların barıştığı¸ dağılanların toplandığı¸ milli birliğimizin ve bütünlüğümüzün temel taşlarıdır. Camiler¸ Kabe-i Muazzama'nın şubeleridir. Mekke'deki Mescid-i Haram ve Medine'deki Mescid-i Nebevi gibi iki büyük mukaddes mescidde kılınan namazların fazileti diğerlerinden daha fazladır. Onun içinde huşû ile kılınan diğer mescitlerdeki namazların fazileti¸ huzuru miktarında Harameyn'e muadil olur. Harameyn'de kılanan namazlara dahil edilir. Zaten Hulûsi Efendi'de buna işaret etmektedir. Mektubu biraz günümüz diline çevirecek olursak şunları anlarız;
"Peygamberimizin Mescidini kuşatan rahmet ve füyuzatın huzmelerin düştüğü o feyiz kaynağının muhabbetinin ışıttığı¸ makbul namazların kılındığı bu mübarek yerden sizi hangi ameliniz alıkoymuştur¸ mahrum etmiştir. Keremler bahşeden¸ dilinden inci-mercan gibi sözler dökülen İhramcızâde İsmail Hakkı Efendi(k.s)'nin birkaç kez sohbette; "Şeyh Hamid-i Veli Camii¸ dünyadaki dördüncü makamdır. Feyiz ve rahmet açısından Mekke¸ Medine ve Kudüs'ten sonra gelen maneviyat merkezidir." buyurduğunu hepiniz duydunuz¸ bu sözüne şahit oldunuz. Cuma namazını Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerinin Camiinde kılmaktan sizi hangi iş engellemiştir. O ne kadar önemli (!) bir iştir ki¸ onu tercih ederek bu güzel ameli yapmaktan kusur ediyorsunuz¸ geri duruyorsunuz."

Burada ciddi bir uyarı vardır. Bu mektup aslında sadece bir kişiye hitap etmiyor¸ bu civarda yaşayan herkesi hayra¸ camiye¸ cemiyete¸ rahmete¸ teşvik ediyor.

Darende'de yaşayan bir kimse için¸ gerçekten Şeyh Hamid-i Veli civarında bulunmak¸ oradan nefeslenmek¸ manevi gıda almak¸ büyüklerin maneviyat şemsiyesi altında bulunmak çok önemli bir nimet ve lütuftur. Bunun kıymetini belki içinde bulunanlardan takdir edemeyenler zaman zaman çıkmıştır. Şair ne güzel söylemiş; "Ol mahiler derya içredir¸ deryayı bilmezler" sözü bu durumu çok güzel ifade ediyor. Balık suyun kıymetini ancak ondan uzak kalınca anlar. İşte Zaviye Mahallesinde ikamet etmekte iken¸ bir başka şehre göçen bir komşusuna Hulûsi Efendi'nin hitabı;

"Koyup gidilecek sevdânın peşinde yelen ahmak değil de âkıl mı sayılır. Sermâyesi bâki bir nefeş bu âlem-i fânînin değmez hayâtına verilmez. Şeyh Hamîd-i Veli hazretleri Cami-i Şerîfine gidip¸ safâ-yı hâtırla mabûd-ı kâdimîne durup hâlisâne kıldığın iki rek'at namaz¸ yetmiş sene ömürden daha hayırlı değil midir? Eğer gönlünü ve ihtiyârını ana tafviz etmiş olsa idin¸ Rezzâk-ı âlem olan Allah seni burada da merzuk etmeye kâdirdir."7

Her kim¸ bazı hikmet taşıyan işleri düşünür¸ tefekkür ederse¸ yaptığı bu tefekkür bir yıllık ibadete bedel olur. Her kim¸ yaptığı ibadeti düşünür ve onların hikmetine karşı irfan duygusu taşırsa¸ bu tefekkürü yetmiş yıllık ibadete bedel olur. Her kim¸ ilahî marifeti düşünür; Allah-ü Teala'ya karşı tam irfan duygusuna sahip olmayı dilerse¸ bunun yaptığı tefekkür de bin yıllık ibadete bedel olur. Asıl irfan ilmi budur¸ îrfan ilmi demekle tevhid hali kastedilmektedir. Arif kişi iştiyak duyduğu zata¸ mahbubuna bununla erer. Bu halin neticesi ise¸ ruhanî bir halle; tam yakınlık âlemine uçup gitmek olur… İki rekâtlık bir namazda hissedilecek tevhid hali ve samimiyet başka yerde¸ boşuna geçirilen yetmiş yıllık ömürden hayırlı görülmüştür. Ayrıca rızık konusunda Allah'a tevekkül etmenin önemine işaret edilmiştir. Çünkü rızkın kefili Allah'tır.

Osman Hulûsi Efendi'nin kaleme aldığı manzum silsile de şu ifadeler geçiyor;

Veliyyullahı ekmel Şeyh Hamid Veli babası ânın ey yar
Hakikat dürrüne sarraf olup tecrid ile üryan

Hakk edip pâyesin âli kemalından kemal verip
Ana ta'zimi tekrim eyledi insü melek hayvan

Nesep silsilesini sayarken de¸ ceddi Halil Taybi'nin babası olan Şeyh Hamid-i Veli'nin zamanın¸ yerlerin ve göklerin kutbu¸ Hacı Bayram-ı Veli'nin mürşidi ve Rasulullah'ın vârisi¸ Hazreti Ali (r.a) Efendimizin soyundan olduğunu işaret etmektedir:

Şeyh Halil Taybi-i Mükerrem
Pederdir ana ol şânı muazzam

Anın da pederi ol gavs-ı a'zam
Zeminü âsumanın kutb-u efham

Hacı Bayram-ı Veli'yi eden irşad
Somuncu Baba diye çıkaran ad

Veliyullah-ı âhir zamandır
Ana muhib olan ehl-i imandır

Ki Seyyid Şeyh Hacı Hamid Veli'dir
Rasulün vârisi sulbü Ali'dir8

Osman Hulûsi Efendi 1960 yılında dünyaya gelen erkek evladının adını "Hamid Hamideddin" koymuştur. Yıllar sonra bir sohbet esnasında; "Ecdâdımız Şeyh Hamîdi Velî Hazretlerine ve ihvana hizmet etmek üzere Hamid'imin yetişmesi için çalışıyoruz¸ ikinci Hamid'i yetiştiriyoruz inşaallah… Çünkü birinci Hamid "Şeyh Hamid-i Veli"dir¸ O'nun da asıl ismi Hamid Hamideddin'dir." buyururlar.9

Zaman Osman Hulûsi Efendi'nin şahididir. Onun sözleri yıllar sonra tahakkuk eder. Osman Hulûsi Efendi'nin vefatından sonra (14 Haziran 1990) Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı Genel Başkanlığı görevini yürüten Hamid Hamidettin Ateş Efendi¸ Şeyh Hamid-i Veli Camii başta olmak üzere bir çok imar¸ ihya ve yayın faaliyetlerini gerçekleştirir. Vakıf yayınları arasında "Somuncu Baba ve Neseb-i Âlisi" adlı eser yayınlanır. "Somuncu Baba" dergisi neşredilir. Bir külliye halini alan camii ve civarı günümüzde¸ her yıl yüz binlerce yerli-yabancı ziyaretçinin uğrak yeridir. Somuncu Baba Araştırma ve Kültür Merkezinin yayınladığı kitapları¸ dergileri yine onbinlerce okur takip etmektedir. Adına sempozyumlar¸ kültür etkinlikleri düzenlenmekte manevi şahsiyeti anlatılmakta¸ eserleri incelenmektedir. Hazretin bir beyiti bütün bu saydığımız noktaya işaret etmektedir. Şeyh Hamid-i Veli (Somuncu Baba) ismi her ilde anılan¸ her dilde bilinen¸ her gönülde duyulan bir sevgi ışığı olarak yayılmakta ve onun şanına¸ büyüklüğüne uygun bir biçimde hatırlanmakta¸ yaşatılmaktadır… Elhamdülillah… Söz Osman Hulûsi Efendi'nin sözü;

Her ellerde anılsa her dillerde anılsa
Lâyıktır o büyüklük şânına Şeyh Hamîd'in10

Dipnotlar:

1- Maide¸ 32
2- Ateş¸ Osman Hulûsi¸ Mektubât-ı Hulûsi Darendevî¸ 11. Mektup¸ (Haz. Mehmet Akkuş)¸ Ankara¸ 1996¸ s. 31.
3- Ayvazoğlu Beşir¸ Güller Kitabı Türk Çiçek Kültürü Üzerine Bir Deneme¸ Ötüken Yay.¸ İst. 1997¸ s. 59.
4- Ateş¸ Mektubât¸ s. 103.
5- Ahmed b. Hanbel¸ II¸ 236.
6- Ateş¸ Mektubât¸ s. 103.
7 – Ateş¸ Mektubât¸ s.161.
8- Ateş Osman Hulûsi¸ Divan-ı Hulûsi-i Darendevî¸ (Haz:M. Muhsin Kalkışım¸ Lütfi Alıcı¸ Ahmet Yenikale)¸ Ank 1997¸ c. 2¸ s.143.
9- Palakoğlu¸ İsmail¸ Gönüller Sultanı Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ Somuncu Baba Kültür Merkezi Yayınları¸ Ankara¸ 2004¸ s. 59.
10 – Ateş¸ Mektubât¸ s.240.

Sayfayı Paylaş