Osman Hulûsi Efendi (k.s.) Dîvânı’nda SOMUNCU BABA’YA ATIFLAR

somuncubaba-200-03somuncubaba

“Somuncu Baba’nın ili

Taze açar gonca gülü

Bağında öter bülbülü

Kokar dağı taşı güldür gül”

 

Osman Hulûsi Efendi (k.s.)

 

İsmi kaynaklarda; Hamid-i Veli, Şeyh Hamidi Veli, Hamidüddün-i Veli, Hamid Hamideddin-i Veli gibi şekillerde geçen Somuncu Baba hazretleri (1331-1412), Bursa Ulu Camii’nde verdiği hutbe ile sırrı ifşa olunca önce Aksaray’a göç eder. Ardından da ömrünün son kısmını daha önce de yaşadığı Darende’de geçirir. Göç zamanına kadar orada kalır, pek çok talebe yetiştirir. Vefatında da orada sırlanır.  Bu bakımdan Darende “Somuncu Baba yurdu”dur.

 

Hulûsi Efendi (k.s.) ise, (1914-1990) Darende’de yaşamış ve burada irşad faaliyetlerini yürütmüş bir gönül sultanıdır. Kendisi Somunca Baba ile soydaştır. Yani Somuncu Baba neslinden gelmekte hem de aynı yolun 20. asırdaki halkasını oluşturmaktadır. İşte bu soy ve yol bağı Hulûsi Efendi (k.s.)’nin dünyasında Somuncu Baba’nın çok hususi bir yer edinmesine sebep olmuştur. Bunun bir neticesi olarak da bu muhabbet ve mensubiyet, onun şiirlerine de yansımıştır. Bu yüzden Hulûsi Efendi (k.s.) Dîvânı’na baktığımızda onun Somuncu Baba’dan söz eden şiirlere rastlarız.

 

Somuncu Baba Ocağı

 

Bu şiirlerden en başta geleni ise Hulûsi Efendi (k.s.)’nin Somuncu Baba ocağına duyduğu muhabbet ve aidiyeti dile getiren “Somuncu Baba ocağıdır Zaviyem/Yüce veliler yatağıdır Zaviyem” beytiyle başlayan şiiridir. (Dîvân, s. 216) Bu manzumede bu ocağın “gönüllere ferahlık verme”, “gamlı gelenin şad olup gitmesi”, “ilim irfan yurdu olması”, “feyiz ve rahmet bucağı olması” gibi özelliklerinden söz edilir.  Bu anlamda şöyle der Hulûsi Efendi (k.s.): “Gönüllerde hep ferahlık bahşeder/Feyz ü rahmet bucağıdır Zaviyem/Gamlı gelen neş’elenip şad gider/Zevk-i sürur kaynağıdır Zaviyem/Ol güzeli ancak bilenler bilir/Darende’nin yüz ağıdır Zaviyem/ Perde-i gaybı bilenler söylemiş/İlim hikmet menbaıdır Zaviyem.”

 

Bu şiirde kaydedilmesi gereken bir husus da Taceddin-i Veli’ye yapılan atıftır. Taceddin Veli ise hem bu yolun büyüklerinden biri hem de Hulûsi Efendi (k.s.)’nin anne tarafından geldiği neseptir. Bu şiir, “Bunda huzur bunda sürur bunda nur/Hep güzeller oymağıdır Zaviyem” beytiyle biter. Bu son ifade ise önceki beyitlerde söylenenlerin özetlendiği bir özellik taşır. Güzeller dediği ise bu zaviyede yetişen büyüklerdir.

 

Çiçeklerin başı güldür gül

 

Dîvân’da yer alan bir başka şiir ise halk şiiri tarzında yazılmış ve üç dörtlükten oluşan “gül” redifli manzumedir. (Dîvân, s. 92) Gül, bilindiği gibi hem Dîvân, hem halk hem de tekke şiirinin sevileni temsil eden en vazgeçilmez sembollerindedir. “Gül” redifli şiirler denilince akla ilk gelen ise Kul Nesimi’ye ait olan “Ben bugün pirime vardım/Pirin cemali güldür gül/Oturmuş tahtı mekâna/Tahtı revanı güldür gül” dörtlüğü ile başlayan fakat en meşhur kıtası “Gülden terazi tutarlar/Gülü gül ile tartarlar/Gül alır gül satarlar/Çarşı pazarı güldür gül” olan manzumedir.  Manzumenin devamı şöyledir: “Gülden değirmeni döner/Onun ile gül döverler/Akar arkı döner çarkı/Bendi pınarı güldür gül”, “Ak gül ile kırmızı gül/Çift yetişmiş bir bahçede/Bakışları hare karşı/Har-ı ezharı güldür gül”, “Gel ha gel Seyyid Nesimi/Hak nefesi güldür gülün/Şu öten garip bülbülün/Derdi figanı güldür gül” (Öztelli, Cahit, On Yedinci Yüzyıl Tekke Şairi Kul Nesîmî, s.29)

 

Bu manzume bazı kaynaklarda Seyyid Nesimi’ye ait şekliyle şu şekilde yer alır: “Gül olanın aslı güldür, Peygamber’in nesli güldür/Girdim şahın bahçesine, cümlesi aşı güldür gül”, “Asmasında gül dalları, kovanında gül balları/Ağacında gül hâlleri, selvi çınarı güldür gül”, “Açıl gel ey gonca gülüm, ağlatma şeydâ bülbülün/Şu inleyen garib dilin, âh-u efgânı güldür gül” , “Gülden terâzi yaparlar, gül ile gülü tartarlar/Gül alırlar gül satarlar, çarşı pazarı güldür gül”, “Gel hâ gel gül ey Nesîmi, geldi yine gül mevsimi/Bu feryad bülbül sesimi, sesi feryâdı güldür gül” Gülü bu şiirden de anlaşılacağı gibi az önce de söylenildiği gibi bütün şairler sevilenin sembolü olarak şiirlerinde kullanırlar. Diğer yandan gül, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in remzi olarak daha özel bir mana da taşır.

 

Hulûsi Efendi (k.s.) de soyundan ve yolundan geldiği Somuncu Baba için aynı sembolle bir şiir yazmıştır. Bu şiirde “Karanfiller tütsün dursun/Çiçeklerin başı güldür/Bülbülleri ötsün dursun/Gözlerimin yaşı güldür” dedikten sonra ikinci kıtada sözü Somunca Baba’ya getirerek “Somuncu Baba’nın ili/ Taze açar gonca gülü/ Bağında öter bülbülü/ Kokar dağı taşı güldür gül” ifadesiyle hem Somuncu Baba’ya nasıl baktığını, onu nasıl algıladığını, nasıl içselleştirdiğini ifade etmekte hem de bir bakıma Nesimi’ye de bir nazire yazmış olmaktadır. Son dörtlüğe bakıldığında ise “Hulûsi sulbümüz el-hak/Resulün âline mülhak/Altun silsilenin mutlak/Hep kavmi kardaşı güldür gül” demek suretiyle bu yolda olanların nitelikleri gül sembolünün özelliklerinden yararlanılarak verilmiş olmaktadır.

 

Silsile-i Nesebiye

 

Dîvân’da bu konudaki en uzun ve muhtevalı şiir ise Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’nin “Silsile-i Nesebiye”sini anlatan manzumedir. (Dîvân, s.430) Bu manzume tam bir manzum portre özelliği taşır. İlk beyitte öncelikle “Benim Seyyid Hulûsi gerçek adım/Rıza-yı hak durur özge muradım” ifadesiyle hem adından hem de muradından söz eder. Ardından soy bilgileri verilir. Buna göre babası Seyyid Hasan Feyzi Efendi’dir. Onun adı zikredildikten sonra geriye doğru silsilede yer alan Seyyid Ahmed Hilmi, Seyyid Ali, Muhammed Emin, Seyyid Ali Hacı Hasan karabaş, Seyyid Hacı Hüseyin, Seyyid Pir Muhammed, Seyyid Sarı Muhammmed, Ahmed-i Veli, Şeyh Halil-i Taybi’den söz edilerek söz Somuncu Baba’ya getirilir. Bu noktada onun Hacı Bayram’ın mürşidi olduğunda söz eder. Onu “ahir zaman velisi” olarak gördüğünü belirtir. Ona muhip olanın doğru yolda olduğunu ifade ettikten sonra bu defa da ona dair nesep bilgilerini verir. Asıl adının Hamid-i Veli olduğunu söyledikten sonra Şemseddin mahlaslı Seyyid Musa, Seyyid Hasan, Seyyid İbrahim, Seyyid Süleyman, Mahmud-ı Sani, Sadeddin, Seyyid İshak, Seyyid Süleyman, şeklinde onun nesep bilgilerini aktarır. Bu isim sıralamasın Hz. Ali’ye ondan da “cedd-i paki” olan Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bağlanır.

 

Manzumede bu soy bilgileri verilirken Somuncu Baba’nın atalarının Irak’tan Anadolu’ya gelişleri ve hangi tarikat üzere oldukları bilgileri de paylaşılmış olur. Manzume “Bi-hamdi’lillah ki ceddim etdim isbat/Kamunun ruhuna olsun salavat” ifadeleriyle biter. Burada irfan ocaklarında bu silsile meselesinin önemine dair de birkaç söz söylemek gerekir. Bunun en önemli yanı, arada bir boşluk bırakmadan yolun Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bağlanabiliyor oluşu yolun sıhhati noktasında önem arz etmektedir.

 

Dîvân’da isim zikredilmeden Somuncu Baba’ya dair başka ifadeler de bulunmaktadır. Zira isimden çok misyon önemlidir bu konuda. Ve bir mutasavvıf şair, şayet bir Dîvân yazmışsa bu eserde şiirlerin ağırlığı Cenab-ı Hakk’a münacat, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e salâvat ve kendi yolunun büyüklerine biat ve muhabbet ifade eden şiirlerden oluşur. Buna tekâmül yolunda yaşadıklarına dair şahsi intibaları dile getiren şiirleri de eklemek mümkündür. Mutasavvıf şairlerin önem verdikleri bir başka husus ise bir mürşid olmaları hasebiyle söyledikleri irşad, nasihat şiirlerinin de Dîvânlarında bir hayli yer tutmasıdır.

 

 

Mustafa Özçelik

 

Sayfayı Paylaş