OSMAN GAZİ’NİN NASİHATNÂMESİ

OSMAN GAZİ’NİN NASİHATNÂMESİ

Şiir Medeniyeti

Osmanlı, sadece bir siyasî ve askerî bir organizasyon olarak bir devletin değil, aynı zamanda bir medeniyetin adıdır. Bu medeniyet, ilimde ve sanatta yüksek seviyeli eserlerle çağlara damgasını vurmuş ve bu alanlarda pek çok büyük isim yetiştirmiştir. Mimarlıkta Sinan, Sedefkâr Mehmet Ağa, Kasım Ağa, musikide Itri, Hafız Post, İsmail Dede, minyatürde Nakkaş Nigari, Levni, Nakkaş Osman, hat sanatında Şeyh Hamdullah, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Ahmet Şemseddin Karahisarî akla gelecek ilk isimlerdir. Burada astronom, matematikçi ve dil bilimci Ali Kuşçu, tarih, coğrafya, bibliyografyada Kâtip Çelebi, yine tarihte Naima, Ahmet Cevdet Paşa mutlaka hatırlanması gereken kişilerdir.

Aynı yüksek seviyeli gelişme şiirde de görülür. Osmanlı medeniyeti şiir alanında da Fuzûlî’den Şeyh Galib’e, Baki’den Nedim’e çok sayıda şair yetiştirmiştir. Hatta denilebilir ki şiir, bütün güzel sanatların üstünde bir öneme sahiptir. Her meslekten her seviyeden insan şiirler meşgul olmuştur. Daha da ilginç olanı ise padişahların büyük bölümünün de şiir yazmalarıdır. Öyle ki 36 Osmanlı padişahından 26’sı şairidir. Üstelik bunlardan bir kısmında şiir bir hevesten ibaret kalmamış bizzat Divan tertip etmişlerdir.

Osman Gazi’nin Vasiyetnâme Şiiri

Osmanlı’nın bir rüyada doğduğuna dair bilgi ister gerçeğe isterse hayale dayalı olsun meselenin özünü değiştirmez. Zira Osman Gazi’nin Şeyh Edebali dergâhında gördüğü rüya, bir idealin ifadesidir. Şiir de öyle… Kaynakların hepsi teyit etmese bile Osman Gazi’ye ait olduğu söylenen iki şiirin varlığı da rüya ile birlikte düşünüldüğünde yine bir idealin ifadesi olarak karşımıza çıkar ve bu bakımdan önem arz eder. Zira bahsi geçen bu şiirler türü itibariyle bir nasihatnâmedir. Osman Gazi tarafından oğlu Orhan Gazi’ye yapılan nasihatleri ihtiva etmektedir. Metne bakıldığında o meşhur rüyadaki cihan hâkimiyetimef küresinin şiir diliyle de ifade edildiği görülür. Şimdi bunu anlamak için o şiirlere bakalım.

Gönül kerestesiyle bin Yenişehir ü bâzâr yap

Zulm eyleme rençberlere her ne idersen var yap

 

Eski Yenişehri bari İnegöl’e dek hep varı

Kırup geçürüp ağyârı Bursa’ya dek yık tekrar yap

 

Kurt olup girme süriye arslan ol bakma girüye

Çâridüp haydi çeriye Dilgeçidi’ni hisâr yap

 

İznik şehrine hor bakma Sakarya suyı gibi akma

İznik’Ii de al bırakma her burcuna bir hisar yap

 

Osman Ertuğrul oglısun Oğuz Karahan neslisün

Hakk’un bir kemter kulısun İslâmbol’ı aç gülzâr yap

Görüldüğü gibi şiir fetih idealinin şiir diliyle ifadesidir. Ama bu fetih sadece kılıca dayalı bir olay değildir. Fetih sırasında uyulması gereken insani ve ahlâki kuralları da ifade eder. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Yeni yerler fethet ve fethettiğin yerleri imar et.
  2. Fethettiğin yerlerin insanlarına zorluk çıkarma ve onlara iyi davran.
  3. Fetihte nihai hedefin İstanbul olsun.
  4. Bütün bunları yaparken soyunu, neslini unutma ve tevazu sahibi ol, kibre kapılma.

5- Bütün bunları gönül dili ve haliyle yap.

Özetlemeye çalıştığımız bu görüşler, bütün bir Osmanlı tarihi boyunca varılması gereken hedeflerin ve fetih esnasında uyulması kuralların da ifadesi olduğu için adeta bir manifesto metinidir. Bu bakımdan ifade ettiği mana bakımından bir hayli önemli görülmelidir. Yine şiirin hece vezni ve olabildiğince yalın Türkçe ile söylenmesi/yazılması da Osmanlı’nın kuruluş felsefesinde Türkçeye ve Türk şiir geleneğine verilen önemi göstermektedir.

Anayasa’nın Ruhu Şiirde

Bazı kaynaklar Osman Gazi’ye ait olabileceğini söyledikleri bir şiirden daha söz ederler. O da ilki gibi bir nasihatnâmedir ve yine Osman Gazi’nin vefatından kısa bir süre önce oğlu Orhan Gazi’ye söylediği bir şiiridir. Bu şiirde de yine devlet yönetimiyle ilgili anlayış, usul ve esaslar üzerinde durulmaktadır.

Âkıbet-i kâr budur herkese

Bâd-ı fenâ pîr ve civâna ese

 

Azm-i beka eyler isem ben bu dem

Devlet-i ikbâl ile ol muhterem!

 

Çünkü senin gibi halef koymuşam,

Rihlet edersem bu cihandan ne gam.

 

Lik vasiyet ederim gûş kıl!

Gayrı gam-ı deni ferâmuş kıl!

 

Dilerim ey sâhib-i ikbâl ü câh!

İtmeyesin cânib-i zulme nigâh!

 

Adl ile bu âlemi âbad kıl!

Resm-i cihâd ile beni şâd kıl!

 

Râh-ı cihâd içre edip fütuhat,

Memleket-i Rum’da kıl adl ü dâd.

 

Eyle ulemaya riayet temam.

Ta ki bula, emr-i şeriat nizam

 

Her nerede işidesin ehl-i ilm,

Göster ona rağbet-i ikbâl ü hilm!

 

Asker ve mal ile gurur eyleme!

Şer’i şerif ehlini dûr eyleme!

 

Şer’dir mayesi şâhi ve bes!

Şer’a muhalif işe etme heves!

 

Matlabımız din-i Hudâ’dır bizim.

Mesleğimiz râh-ı Hudâ’dır bizim.

 

Yoksa kuru mihnet ve kavga değil,

Şah-ı cihân olmaya dava değil!

 

Nusret-i din oldu çü maksat bana,

Maksadıma kast yaraşır sana.

 

Âlemein’âmını tam ide gör.

Memleket emrini temam ide gör!

 

Hıfz-ı reayaya çalış rûz ü şeb!

Ta ki karîn ola sana lutf-i Rab!

Bu metinde de Osmanlı’nın zafer sırrı, fetih anlayışı ve devletin kurucu ilkeleri şöyle açıklanmaktadır.

  1. Zalim olma! Âlemi adaletle şenlendir ve Allah için cihadı terk etmeyerek beni şad et! Fetih hareketine devam ederek Rum memleketlerine de adalet götür.
  2. Ulemaya riayet eyle ki, din işleri nizam bulsun! Nerede bir ilim ehli duyarsan ona rağbet, ikbal ve yumuşaklık göster! Askerine ve malına gurur getirip âlimlerden uzaklaşma.
  3. Padişahlığın aslı ve esası İslâmiyet’tir. Bu sebeple Allah’ın emirlerine muhalif bir iş eylemeyesin! Bizim mesleğimiz Allah yoludur ve maksadımız Allah’ın dinini yaymaktır. Yoksa kuru kavga ve cihangirlik davası değildir. Bu âlemde benim maksadım, gayem hep dinin zaferi oldu. Sana da bunlar yaraşır.
  4. Daima herkese ihsanda bulun! Memleket işlerini noksansız gör! Rabb’inin lütuf ve yardımının sana yakın olmasın istersen gece gündüz halkı korumaya çalış.

Kalem ve Kılıcın Birlikteliği

Bu yazıda bahsini ettiğimiz bu iki şiir bize şunu gösteriyor. Osmanlı bir idealin devletiydi. Beylikten koca bir cihan devletine dönüşmesi bu idealin peşinden samimiyetle ve gayretle gidilmesiyle mümkün oldu. Bu ideal sadece “kuru bir cihangirlik” davası olmadığı için Osmanlı aynı zamanda tarihin örneğini çok az gördüğü bir medeniyetti. Bu medeniyet kılıçla fethettiği toprakların insanlarının gönüllerine kalemle (şiirle) girdi. Bu yüzden Osmanlı sultanları sadece ülkelerin sultanı değil şiirin de, sözün de sultanı oldular. Bu geleneğin ilk halkası ise Osman Gazi’dir. Osmanlı’nın kuruluş ve fetih ideali onun bu iki şiirinde temel ilkeleriyle ifade edilmiştir.

Sayfayı Paylaş