ORUÇLA ARINMA

Somuncu Baba

İbadetlerin temel işlevi bizi¸ Rabbimize yakınlaştırması ve arınmadır. Sözgelimi zekât¸ tezkiye¸ yani arınma işlevini mülke yöneltir. Kırkta biri ihtiyaç sahibine bağışlanan mal¸ tezkiye edilmiş¸ arındırılmıştır. Namaz da bir tür saflaşma ve temizlenmedir. Ona girmeden önce abdest alır¸ suyla arınırız. Namaz¸ evimizin önünde akan bir ırmaktır¸ günde beş kez ona girer ve arınırız.

İbadetlerin temel işlevi bizi¸ Rabbimize yakınlaştırması ve arınmadır. Sözgelimi zekât¸ tezkiye¸ yani arınma işlevini mülke yöneltir. Kırkta biri ihtiyaç sahibine bağışlanan mal¸ tezkiye edilmiş¸ arındırılmıştır. Namaz da bir tür saflaşma ve temizlenmedir. Ona girmeden önce abdest alır¸ suyla arınırız. Namaz¸ evimizin önünde akan bir ırmaktır¸ günde beş kez ona girer ve arınırız. Her namazla¸ çokluk âleminden birlik kıyısına taşınırız. Hadiste¸ kesret¸ ‘cife’ yani pislik olarak nitelenmiştir. İnsanın bulandığı çokluktan¸ Rabbine sığınması¸ namaz miracıyla gerçekleşir. Hac ibadetinde de bütün bir ömre yayılmış olan kirlenmeden arınma söz konusudur. Nefsin tezkiyesi¸ riyazet ve manevî mücahade… Kulluğun batınî boyutlarını bunlar oluşturur. Bizi¸ tezkiyeye yönelten¸ duçar olduğumuz kirlenmedir. Oruç ibadetinde esas nokta¸ nefsi açlıkla eğitmektir. Bir rivayette Allah nefse¸ Kendisinin ve nefsin hakikatini sormuş ve sürekli¸ ‘ben benim¸ Sen Sensin’ cevabını almıştır. Sonunda onu aç bırakmış ve sormuş¸ bu kez¸ ‘ben Senin kulunum’ cevabına muhatap olmuştur. Demek ki açlık¸ nefsle mücahedede temel yöntemdir. Orucun bu işlevi¸ doğrudan insanın kemâl bulmasına yöneliktir.

İnsan¸ bu âleme olgunlaşmak üzere gelmiştir. Kâmil insan¸ insanlık âleminin kalbidir. İnsan kâinatın kalbidir¸ olgun insan ise¸ insanlığın kalbidir. Halife olmanın bir sonucu ve sorumluluğu olmak üzere¸ insan¸ Allah’ın kendisine emanet bıraktığı ruhunu ve büyük âlemin unsurlarını koruyup gözetmek zorundadır. Bu niteliğe ulaşabilmesi için nefsiyle mücahedeye koyulması gerekir. Nefsin arınması ise¸ ancak ibadetle olur. İşte oruç¸ nefsin tutkularını kıran ve onu eğiten en etkili kulluğun adıdır. Orucun bu bireysel hikmetinin yanısıra¸ sayılamayacak kadar çok toplusal işlevleri de vardır. Açlığı tadan bir nefş yaşamını yarı aç yarı tok sürdüren¸ yiyecek bulmakta güçlük çeken yoksullara merhameti öğrenir. Kendisine emanet edilenleri paylaşmayı öğrenir. Komşusu aç iken tok bir halde durmayı insanlık onuruyla bağdaştıramaz. Dünyanın üçte ikisinin yoksulluk ve açlıkla boğuştuğu bir dünyada¸ gerçek mümin¸ geceyi bir dinlenme ve istirahat kılan Rabbine kulluk etmek üzere malını paylaşır. İhtiyaç sahiplerini düşünür ve yatağında rahat uyuyamaz. Oruç¸ insanda merhamet isteğini uyandırır ve besler. Nimete karşı şükretmeye yöneltir insanı.

Allah’ın sınırlarına uyma konusunda oruçlu insan¸ bir taşa benzer. O¸ nasıl ki ancak bir el tarafından oynatılabilirse¸ oruçlu insanın nefsi de¸ Allah’ın kudret eline tümüyle kendisini bırakmıştır. O¸ hareket ettirmeyince hareket edemez bir hale gelmiştir. Allah’ın yemeyi özgür kıldığı ana kadar elini herhangi bir rızka uzatamaz. Bu¸ insanın Rabbinin Rububiyetine karşı mutlak kulluk haline bürünmesidir. Biz¸ vehmî olan sahipliklerimizin hakikatine oruçla ulaşırız. Oruçlunun bilinç hali¸ kulluğun saf ve katışıksız bir biçimde yansımasıdır. Oruç¸ bizi¸ kulluğun sınırlarında tutar ve külli ubudiyetin kapılarını aralar. Allah’ın külli Rububiyetine karşı¸ küllî bir ubudiyyetle mukabele ederiz.

Oruç¸ nefsi tezkiye eder ve onu hakikatine erdirir. Allah’ın Rezzak isminin cilveleri gizlenmiştir oruçta. Biz¸ O’nun rızık verici niteliğiyle tecellisini bizzat nefsimizde yaşarız. Oruç¸ bizi acz ve fakr düzeyinde tutar. Acz ve fakrımız bizim hakikatimizdir. Allah’ın kudret sıfatını aczimizle idrak ederiz. O’nun sonsuz gınasını fakrımızla algılarız. Oruç¸ bu idrak düzeyine yükselmektir. Kâmil insan¸ namaz dışında da namazda gibidir. Onun her hali kulluk haliyle donanmıştır. İnsanda ubudiyyet halinin galebesi¸ oruç boyunca sürüp gider. Kendisinde bu halin galebe ettiği kimse¸ artık Rabbiyle özel bir sırdaşlık ilişkisine kavuşmuştur.

Yüce Rabbimiz¸ orucun ödülünü bizzat Kendisinin vereceğini beyan buyurmuştur. Bu¸ orucun ne denli zengin bir ibadet olduğunu yeterince açıklar. Yaratıcımız için aç kalır ve nefsimizi¸ O’nun İlahî isimlerinin tecellilerine terk ederiz. Nefş Rablık yanılsamasından ancak oruçla kurtulur. Çünkü oruç¸ bir arınma¸ bir azalma ve bu azlıkta¸ bu acizlik ve yoksullukta zenginleşmektir. O’na en çok boyun eğdiğimiz andır¸ O’nun rahmetinin üzerimizde tecelli etmesi¸ O’nun rızasına en çok yaklaştığımız andır oruçlu anlarımız. İftar ve sahurda bize¸ doğrudan rahmetini yağdırır. Rahmet yağmuru¸ günahkârın da masumun da üzerine eşit olarak yağar. Oruç¸ bize¸ kusurlarımızı daima nefsimizde aramamız gerektiğini öğretir. Nihayet oruçlu şu bilinç düzeyine ulaşır ve Rabbine şöyle seslenir: ‘Hangi günah Senin kadar büyük olabilir!’ O halde¸ O’nun rahmeti¸ rızık vericiliği ve örtücü isimleri olmasaydı¸ bizler ayıplarımız yüzünden çıkar dağlara giderdik. Oruçla bizi örtüyor¸ günahlarımızdan arındırıyor ve Kendisine halife olarak tayin ediyor. Hilafetin sırrını açıyor bize oruçla. En büyük düşmanımız olan ve büyük cihadla yükümlü olduğumuz nefse karşı bizi oruçla merhametli kılıyor. Çünkü gufran ayındayız.

Sayfayı Paylaş