ORUÇLA ARINMA

Somuncu Baba

Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi¸ görkemli eseri Divan'da şöyle der :
“Sana matlûb sensin ey dil gayrı bir söz arama
Sendedir ol görecek yüz taşradan yüz arama”
İnsanın asıl dileği¸ aradığı¸ muhtaç olduğu ve istediği 'kendi'sindedir¸ ruhundadır.

Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi¸ görkemli eseri Divan'da şöyle der :
“Sana matlûb sensin ey dil gayrı bir söz arama
Sendedir ol görecek yüz taşradan yüz arama”
İnsanın asıl dileği¸ aradığı¸ muhtaç olduğu ve istediği 'kendi'sindedir¸ ruhundadır. Kendi (self)¸ bir bakıma 'soul'¸ yani ruh demektir. Ki ruh ise Rahman'ın soluğudur.
Muhyiddin İbn Arabi hazretleri¸ 'ruh'un insandaki 'Rabb'¸ Rabb'ın tecellisi¸ nefesi olduğunu söyler.
İnsanın iki kutbu vardır : Nefs ve ruh. Nefş ruhun emrine girerse¸ insan baştan ayağa ruh kesilir ve erdemin¸ olgunluğun¸ iyilik ve güzelliğin mekanı olur.
Hulûsi Efendi¸ 'o yüz sendedir¸ dışarıda arama'derken¸ insanın ruhuna yönelmesi gerektiğini beyan eder. İnsan¸ nefsinin istek ve tutkularından arındıkça¸ ruhun dairesine girmeye başlar.
Ruh¸ esasında emanettir ve Allah'ın nefesi olarak¸ bedende konuktur. Beden için bizim inisiyatik sözlüğümüzde 'iklim' yani yurt¸ vatan tabiri de kullanılır.
Ruh¸ arınmış olan bedende¸ şairane oturur.
Bu¸ beden mülkünün¸ ibadet ve kullukla arınması manasındadır. Bedenin arınması ancak kullukla mümkündür. Su¸ maddi arınmayı sağlar¸ semavi su ise (Salih ameller) ruhun¸ arınmış bir yerde ikametini sağlar.
Kulluk için üç tabir kullanır İbn Arabi hazretleri : İbadet¸ ubudiyet¸ ubudet.
İbadet¸ dini ibadet formlarıdır. Namaz¸ hacc¸ oruç¸ zekat vb…Ubudiyet¸ insanın sürekli ibadetle meşguliyet halidir. Ubudet ise¸ insanda ubudiyet halinin sürekli galebesine denir.
Namaz dışında da namazda olma¸ sürekli Allah'ı zikretme¸ her şeyi O'ndan bilme¸ O'nu tanıma ve itaat şuuru içerisinde olma¸ hayır ve şerrin O'ndan geldiğini idrak halinin kesintisizliği¸ ubudet makamının niteliklerindendir.
Oruç¸ namaz gibi¸ insanın nefsani olandan arınarak¸ ruhun daire-i hayatına girmesinin vazgeçilmez bir şölenidir.
Oruçla birlikte insanın ruhu¸ nefsin köleleştirici zincirlerini kırar ve hakiki manada özgürleşme yolunda ilerler.
Bir hadiste¸ Efendimiz¸ 'Ramazan'da şeytanların zincirlendiğini' belirtir ki¸ bu¸ Ramazan-ı Şerifin kutsi niteliğini ifade eder.
Şeytanın ve nefsin zincirlenmesi¸ insanın ruhen özgürleşmesi anlamına gelir.
Ubudiyetin yani sürekli ibadet etme halinin¸ Ramazan-ı Şerif'te¸ her müminde doruğa çıktığı görülür.
Ramazan-ı Şerif¸ ilahi bir sofra¸ semavi bir meşher¸ bir ticaretgah ve pazardır.
Pir Sultan'ın dediği gibi¸ 'aktarlar dükkanlarını açar'lar bu ayda. İrfan ehlinin açtığı bu pazarda ne ararsan bulunur. Bu sofra kozmiktir¸ evrenseldir¸ umumidir. Herkes çağrılıdır buraya. Asi¸ muti¸ günahkâr¸ abid¸ efendisinden kaçmış köle¸ isyana düşmüş biçare¸ Seyyid'ine tabi mürid¸ mürşidini bulmamış salik¸ kadın¸ erkek¸ çocuk¸ yaşlı¸ herkes bu sofranın çağrılısıdır. Hatta oruç mükellefiyeti olmayan çocuklar¸ hastalar da…Çocukluğumuzda en şenlikli anlarımız iftar ve sahurlar idi. Ertesi gün orucumuzu gizlice bir bardak suya feda ettiğimiz günlerde bile¸ sahurun¸ o genel sofranın neşvesinden biz de nasiplenirdik. Bu¸ Ramazan'da Allah'ın Rahman ism-i şerifiyle¸ Rezzak sıfatıyla azami mertebede tecelli ettiğinin de bir belirtisidir. Rahman¸ her şeyi kuşatmıştır. Arşı istiva etmiş¸ varlığın tavanı olan arşı kuşatmıştır. Kalp¸ beytullahtır. Buradaki gönül¸ öncelikle bize orucu getiren Efendimiz'in gönlüdür. O'nun gönlüne girmek¸ Allah'ın rızasına ulaşmaktır. Yunus Emre şöyle buyurur : 'Yunus Emre der hoca/Gerekse var bin hacca/Hepisinden iyice/Bir gönüle girmektir' Buradaki gönülden kasıt¸ Efendimiz'in gönlüdür. Efendimiz'in gönlü ise iman ve İslâm diyarıdır. O'nun rızası¸ Allah'ın rızasına vesiledir.
İşte Ramazan-ı Şerif¸ 'bir gönüle girmenin' en elverişli anıdır. Bu anın bereketi hem maddi hem manevidir. Yoksulluğun son sınırına vardığı ülkemizde¸ en fakir iftar sofrasında bile birkaç çeşit yemek bulmak mümkündür. Himmet sahibi şefkatli ve cömert Müslümanlar¸ bu ayda¸ Allah'ın bahşettiği rızıktan sofralar açar¸ yoksulların gönlünü şenlendirirler.
Ramazan-ı Şerif'le birlikte şehirlerin üzerine Rahmani bir rüzgar esmeye başlar. Bu¸ hem gönüllere hem şehirlere hem de ülkelere doğru esen Rahmani bir nesimdir ki¸ onda Allah'ın rahmet ve merhameti tüter.
Ramazan¸ bir tezkiye¸ bir temizlenme¸ bir arınma¸ dünya bağlarından kopma¸ nefsin zincirlerinden boşanmadır. Kalbin cilalanması¸ parlaması ve temizlenmesidir. Kalp madem Allah'ın evidir¸ oraya Sahibi'nin teşrifi için arınması şarttır. Bunun en bereketli zamanı Ramazan-ı Şerif'tir.
Ramazan-ı Şerif'te okunan bir Kur’an harfine Allah bin¸ onbin¸ yirmi bin bazen kırkbin mükafat verir.
Allah'ın cömertliğine nihayet yoktur. Bu¸ Ramazan'da iyice taçlanır. Kadir gecesi gibi kutsi bir an Ramazan-ı Şeriftedir ve o gece Allah¸ insanlığa evrensel bir hidayet çağrısı olarak indirdiği Kur’an-ı Kerim'ini bağışlamıştır. Bu gecede bir sevaba onbinlerce mükafat verilir.
Çağımızın büyük bilgesi Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸
“Bu yolun merdinden olup nefsini basdın ise
Merd-i meydân-ı cihânsın gel yokuş düz arama”
derken bu hakikati¸ bu sırrı ifade etmektedir. Bu yolun merdi olmanın¸ yiğidi olmanın en elverişli zamanı Ramazan-ı Şeriftir.
Nefsi 'basmanın'¸ nefsin bağlarından azad olmanın imkanı en çok bu ayda açılır…Ruhun¸ kaynağına doğru ilerlemesi¸ o semaya uruc etmesi¸ o göğe yükselmesi¸ Ramazan-ı Şerifte adeta ilahi bir lütuf olarak insanların üzerine inmektedir.
Şeytanların bağlandığı¸ meleklerin aramızda dolaştığı¸ insanın meleki yanlarının güçlendiği bu bereketli ve feyizli ayda bol bol Kur’an okumak¸ namaz kılmak¸ istiğfar etmek¸ salavat-ı şerife getirmek¸ evrad ve ezkarla meşgul olmak¸ yoksulları gözetmek¸ fakirleri doyurmak¸ giydirmek¸ hastalara bakmak¸ kimsesizlerin kimsesi olmak gerekir.
İnsan¸ hemcinsinin sıkıntılarını paylaşmadan insan olmaz. Diğergamlık ve nefsinden önce ötekini düşünmek¸ nebevi bir haslettir.
Bunun için bir fırsat sofrası önümüze açılmıştır. Ramazan-ı Şerifte bilhassa kimsesiz ve yoksulların¸ çaresiz ve hastaların yanında olmak¸ onların derdine derman bulmak en değerli ibadettir. Bu¸ fütüvvet ahlakıdır.
Osman Hulûsi Efendi'nin dedikleri gibi¸
“Sînene yazdınsa eğer nakş-ı hayâl-i dil-beri
Gayrıya bakma Hulûsî var şeb ü rûz arama”
Demek ki¸ aslolan O'nun rızasıdır. O ise kulluk edenlerin ve gönlü kırıkların kalbindedir.

Sayfayı Paylaş