NİHAD SAMİ BANARLI’DA DİL MEDENİYETİ

NİHAD SAMİ BANARLI’DA DİL MEDENİYETİ

Medeniyeti oluşturan mefhumlardan biri de dildir. Çünkü dil geçmişteki kültürel unsurların günümüze gelmesini sağlayan ve onu geleceğe taşıyan bir araç olarak kabul edilir.

Sosyolojik ve canlı bir varlık olan dile bakıldığı zaman o dili konuşan milletin felsefesini, inancını, ahlâkî değerlerini hatta coğrafi yapısını bilmek mümkündür. İşte böyle önemi haiz olan dil bizde çok sık değişen bir kavram olagelmiştir. Türk dili tarih boyunca en fazla Türklerin İslâm dairesine girmesinden sonra din ortaklığı sebebiyle Arapçadan sonra komşuluk münasebetiyle de Farsçadan etkilenmiştir. Bu etkileşim zaman zaman Türkçenin cümle yapısını bile bozacak diğer dillerin içinde asimile olacak şekle geldiğinde Kaşgarlı Mahmud, Ali Şir Nevayi ve birtakım Türk dili savunucuları Türkçenin en az Arapça ve Farsça kadar hatta Farsçadan daha güzel ve zengin bir dil olduğunu ifade etmeye başlamışlardır. Fakat Türk dilini muhafaza etme adına en etkin çalışmalar Millî Edebiyat döneminde olmuştur. Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Ali Canip, Âkil Koyuncu’nun öncülüğündeki Genç Kalemler ve Yeni Lisan hareketi millî bir edebiyat millî bir dil ile oluşturulabilir, görüşünü savunarak Türkçenin sadeleşmesi için şu ilkeleri kabul ve ilân ederler:

Arapça ve Farsça gramer kurallarının kullanılmaması, bu kurallarla yapılan terkiplerin kaldırılması,

Arapça ve Farsça kelimelerin Türkçede söylendikleri gibi yazılması,

Başka Türk lehçelerinden kelimeler alınmaması,

İstanbul konuşması esas alınarak yeni bir yazı dilinin meydana getirilmesi,

Dil ve edebiyatın Doğu-Batı taklitçiliğinden kurtarılması.

Atatürk’ün Cumhuriyeti kurmasından sonra, milletini yabancıların istilasından korumasını bilen Türk milleti dilini de koruyacaktır ülküsü ve ifadesi ile TDK kurulmuş, bununla da Türkçenin sadeleşmesi ve korunması hedeflenmiştir.

Türk dilinin güzelliğine ve medeniyetin temel kavramlarından oluşuna dikkat çeken yazarlarımızdan biri de Nihad Sami Banarlı’dır. O, Türk diline aşk derecesinde bağlıdır. Bilimsel diyebileceğimiz Resimli Türk Edebiyatı Tarihi isimli eserinde bile Türk dilinin inceliklerine dikkat çekmiş adeta bir Divan edebiyat nesri gibi secili cümleler kurmaya özenmiştir. Fakat onun Türk dilinin inceliklerini ve dil hakkındaki görüşlerini en güzel ve derli toplu yansıtan eseri Türkçenin Sırları isimli çeşitli yazı ve makalelerinden oluşan eseridir. Biz bu yazımızda onun Türk dili ile ilgili görüşlerini adı geçen bu eserle tespit etmeye çalışacağız.

Nihad Sami Banarlı Türk dili ile ilgili yazılarında bazen bir bilim adamı gibi nesnel ve didaktik ifadeler bazen de bir sanatkâr gibi duygusal ifadelere yer vermiştir. Onun Türkçe ile ilgili görüşlerini birkaç başlık altında incelemeyi uygun bulduk.

a) Türkçedeki Yabancı Kelimelere Bakışı

Nihad Sami Banarlı, Türk dilinde bulunan yabancı kelimelerin yerlerine tıpkı Ziya Gökalp’ın;

Güzel dil Türkçe bize,

Başka dil gece bize.

İstanbul konuşması

En sâf, en ince bize.

dörtlüğü ile başlayan Lisan şiirinde dile getirdiği gibi Türkçe kelimeler kullanılmasından yanadır. Ancak yabancı kelimelerin yerine Türkçe kullanacağım derken uydurma kelimelerin kullanılmasına tahammülü yoktur.

“Dilleri yıkmak… Meselâ bizde yalnız Türkçeleşmiş sözleri değil, bizzat Türkçe sözleri de değiştirip, kelime diye, zevksiz, âhenksiz ve mazisiz birtakım sevilmez, anlaşılmaz ‘sözcükler’icat etmek… Böylelikle, birbiriyle anlaşmaları yahut belirli sloganlardan başka bir şey anlamaları imkânsız hâle gelen taze kalabalıkları, birer sürü hâline getirmeye çalışmak… ve sonra, bir değnekle, istenilen yola götürmek…”1

b) Türkçenin Çocuklara ve Gençlere Doğru ve Şuurlu Öğretilmesi

Nihad Sami Banarlı’nın, üzerinde en çok durduğu konulardan biri Türkçenin çocuklara ve gençlere sağlam bir şekilde öğretilmesidir. Çünkü dil bir emanettir, bu emaneti gelecek nesillere taşıyacak olan da çocuklar ve gençlerdir. Onlara dili doğru öğretmek kadar aziz bir düşünce yoktur.

“Şu fani dünya saadetleri içinde hiçbir şey, aziz Türk çocuklarına Türk dilini çocuklarına Türk dilini öğretmek kadar güzel hizmet değildir. Vatan çocuklarına bir milletin yarattığı ve yaşattığı dili, bütün güzellikleri, incelikleri, yücelikleri ve güzel sesleriyle öğretmek… Onları, böyle bir dilin sihirli ifadelerine yükselterek; her an, daha çok duyan, düşünen, anlayan ve yaratan insanlar olarak yetiştirmek… Dilin, böylesine tılsımlı vâsıta olduğunu bilmek ve bütün bunları, bilerek, severek yapmak…”

Çocuklara dil öğretmek sadece dil ve edebiyat öğretmenlerinin vazifesi değildir. “Muallimler, hangi dersin hocası olurlarsa olsunlar, Türk çocuklarına her şeyden çok Türkçeyi öğretecek, onlara, anadillerinin ses ve söz güzelliklerinden, ifade ve mana zenginliklerinden güfteler ve besteler vereceklerdir.”

Dili güzel ve doğru öğretmek sadece öğretmenlerin görevi de değildir.

“Öğretmen değil de anne ve baba iseniz, abla ve ağabey iseniz, bu sizin daha sevgili vazifenizdir. Yavrularınıza, sözlerini halk dehâsının yarattığı ve bestesi yine halk sanatından yükselen ninniler söylemekten başlayarak, öğreteceğiniz en güzel şey, Türkçedir.”

Türkçe incelikleri olan bir dildir. Bu yüzden de öğrenilmesi bir ömür sürer. Nihad Sami Banarlı bu gerçeği şöyle ifade eder:

“Burada dillerin derinliklerini öğrenme melekesi kazandıklarından, dil öğrenme hâdisesi, fakülteler hatta doktoralar bittikten sonra da bir ömür boyu devam eder. Neden? Çünkü dillerin, işte bu kadar çok insan tarafından bu bitmez tükenmez zaman içinde meydana çıkarılacak daha birçok incelikleri, derinlikleri, yücelikleri vardır.”

c) Dilin Türk Milletinin Hayatındaki Yeri

Nihad Sami Banarlı, dili millî bir servet olarak görür ve bu servetin milletin fertlerini birbirlerine bağlayan önemli bir faktör olarak tanımlar.

“Çünkü diller, milletlerin en aziz, en tılsımlı, en kıymetli servetleridir. Çünkü dillerin bir ses güzelliği ile dalgalanıp bir duyurma, anlatma ve inandırma gücüne ulaşmaları, kısa zamanda olmamıştır. Çünkü yeryüzünde diller kadar millet fertlerini birbirlerine bağlayan, onlara birbirlerini sevip anlamakta, hele sevgilerini dile getirmekte aziz yardımcı olan başka kuvvet mevcut değildir.”

d) Dil, Toplulukları Harekete Geçiren En Güçlü Mefhumlardan Biridir

Nihad Sami Banarlı, dilin gücünü ifade ederken tarihten örnek verir:

“Bir tarih boyunca ordu ordu insanları, savaş meydanlarından geçirerek, zafere, gazi veya şehit olmaya koşturan cihangirler, büyük başarılarını, birçok da, savaşçılara duyurabildikleri hitabet dilinin büyüleyici güzelliğiyle kazandılar. Bizim tarihimizde, ‘Bu denizler, bu ırmaklar bize yetmez! Daha deniz, daha ırmak istiyoruz! Yurdumuzu öylesine büyültelim ki gök kubbesi ona çadır, güneş de bayrak olsun!’ diyen Oğuz Han; yine böyle bir hitabeyle, kendisine isyan etmiş bir orduya Çaldıran gibi zafer kazandıran Yavuz Sultan Selim ve daha nice cihangirler, bu tarihî zaferlerini, birçok da, kütlelere söz söyleyişlerindeki inandırıcı lisana borçludurlar.”

e) Türk Dilinin Bir Medeniyet Dili Olduğunu Anlamak Gerekir

Nihad Sami Banarlı milletlerin dilleri üzerinde söz sahibi olacakların; dili milletten ve millî maziden ayrı bir varlık gibi görmelerini bugün bir gaflet olarak niteler ve der ki:

“Böyle kimselerin, millî dillerini her şeyden çok sevmeleri ve sevmekten de üstün bir duyuş ve düşünüşle o dili anlamaları beklenir. Meselâ Türkçeyi sevmek ve anlamak için, önce Türk milletini sevmek; milletimizin bir tarih boyunca emek vererek meydana getirdiği her millî eseri sevmek ve anlamak lâzımdır. Bunun için, milletimizin tarihte ve coğrafyada kurduğu medeniyetlerin karakterini bilmek ve Türk Dili’nin, Türk medenî karakterine aykırı olduğunu veya olabileceğini sanabilecek kadar büyük ilim hatalarına düşmemek icap eder.”

f) Medeniyet Dilleri de Başka Dillerden Kelime Alabilir

Banarlı, Bir dilin ihtiyaç halinde ve dili zenginleştirme adına başka dillerden kelime almasını çok büyük bir tehlike olarak görmez. Hatta bunları imparatorluk dili diye tarif eder ve alınan kelimeleri de vergi gibi görür.

“Bir kısım diller de vardır ki yalnız bir vatanda değil, birçok vatanlarda devlet kurmuş, hâkimiyet kurmuş, büyük milletlerin dilidir. Bu diller, pek tabiî olarak, medeniyet ve hâkimiyet götürdükleri ülkelerin dillerinden derlenmiş kelimelerle de zengin, büyük dillerdir. Bir başka söyleyişle, bunlar, alelâde devlet dilleri değil, imparatorluk dilleridir. İmparatorluk dilleri, milletlerin hâkim oldukları topraklardan vergi alır, baç alır, mahsul toplar gibi, kelime de alırlar. Hem bu alışın ölçüsü de yoktur. Kendilerine lâzım olduğu kadar veya canları istediği kadar alabilirler. Bir taraftan kendi kültür, sanat ve iktidarlarını bu ülkelere yayar; dünyanın dört bucağında kendi hükümlerinin geçtiğini görüp kendi dillerinin konuşulduğunu duymanın; kendi bayraklarının dalgalandığını görmenin hazzını, gururunu tadarlar. Öte yandan, aynı ülkelerden derledikleri lüzumlu kelimeleri kendi dillerinin gramerine, estetiğine ve fonetiğine göre millîleştirerek kendi kelimeleri yaparlar. Biz, bunlara, öteden beri, fethedilmiş ülkeler gibi, fethedilmiş kelimeler diyoruz.”

Nihad Sami Banarlı Türkçeyi de bir imparatorluk dili olarak Latince, Arapça, İngilizceden sonra sayar ve şunları söyler:

“Türk diline içeriden ve dışarıdan musallat olanların, gafletle veya kasıtla, görmek istemedikleri bir hakikat de budur ki, Türkçe, daha Orta Asya’daki kuruluş asırlarında bile, öz dil değil, bir imparatorluk diliydi. Bir dilin doğuşunda, karakterinde, an’anesinde ve dehâsında, başka dillerden derlenmiş kelimeleri millîleştirme hayatı ve kudreti varsa, artık o dili öz dil yapmaya kalkmak, dili kendi tabiatından ve dehâsından uzaklaştırmaktır ki bunu ancak cehaletin ve dalâletin elleri yapar. Türk milleti, Asya kıtasında, başka milletleri, bir devlet ve iktidar olarak, idare vazifesini almıştı. Bu vazifeyi şiddetle benimsemiş ve bütün ömrünce yapmıştı. Türk dilini anlamak için, yalnız bu noktaya dikkat etmek kâfidir.”

Dipnot

1.    Bkz: Nihad Sami Banarlı, Türkçenin Sırları, s. 14, 26. Baskı, İstanbul 2008

Sayfayı Paylaş