"NERDESİN SÜREKLİ SAADET BAHŞEDEN EY YÜCE KUR'AN?"

Somuncu Baba

"Kur'an bütün Müslümanların tek sığınma kaynağı oldu. İlhamı ondan aldık¸ feyze onunla ulaştık. Onun işaretiyle hayatımıza yön verdik."

Yüce Kur'an'ın inzalinin 1400. yılını idrak ettik. Bu süre boyunca Kur'an bütün Müslümanların tek sığınma kaynağı oldu. İlhamı ondan aldık¸ feyze onunla ulaştık. Onun işaretiyle hayatımıza yön verdik. Beşerî vasıflarımızı yıkayan billur bir rahmet kaynağı olan bu kitaba bizim dışımızdaki dünyanın insanları nasıl bakıyorlar. Biz bir fikir vermesi bakımından 18. asrın ortalarında yaşamış bir büyük şairin¸ Goethe'nin bu konudaki görüşlerini ilgilerinize sunalım istedik.


Johann Wolfgang Von Goethe¸ 18. asrın ortalarında doğmuş¸ muhtemelen gençlik döneminden itibaren İslâm'a sıcak ve samimi bir yaklaşım içinde olmuştur.  Onun¸ bir şiirinde¸ kilise için söylediği: "Kilisenin midesi büyüktür:/Bütün memleketleri yiyip bitirdi¸/Yine de kendine gelemedi./Sevgili hanımlar¸ yalnız kilise/Haram malı hazmedebilir." mısralarının arkasından Kur'an için yaklaşımı bir sığınma duygusuna dayanır:


 (Nerdesin ey yüce Kur'an¸ nerdesin ey sermedi saadet?) diye bitirir. Şair¸ burada sığınma duygusuyla arayış içerisindedir. Timur'un ağzıyla anlattığı bu şiiri Türkçe söylenişiyle verirsek mesele daha net anlaşılır sanırım:


 


"Vaktiyle tilavet edilen Kur'an'ı Kerim


Sûre ve âyet olarak tavsif edildi.


Müslümanlar da bu kitaba hakkıyla layık olmaya çalışınca


Vicdanında hürmet¸ huzur ve sükûnu hissetti.


Yeni dervişân pek vâkıf olmadıklarından meseleye


Çene çalar dururlarken (bu cedîd¸ bu kadîm) diye


Şaşkınlık ve telaş da her gün giderek büyür.


Neredesin sürekli saadet bahşeden ey yüce Kur'an?


Neredesin ey sermedi saadet!"


 


Goethe'nin şiirin bütünlüğü içerisinde iki mısrada da olsa bu ifadesinin özel bir önemi vardır. Kilise'den yakınan bir insanın¸ onun arkasından Kur'an'ı arayışa girmesi Almanya gibi Hıristiyan camiasında¸ reform hareketini başlatmış bir ülkenin insanına böyle hitap etmesi oldukça anlamlıdır:


 


"Kelamullah (Kur'an) kuşatmıştır her şeyi


Apaçık beyan eder¸ hiçbir şey kalmaz geride


Artık her ne ise¸ ardındaki tesiri samimi bir huzurla


İtiraf edersin. İşte ben itiraf ediyorum bunu! Ben de!"


 


İtiraf edilen nedir? Kur'an'ın her şeyi kuşatmış olması¸ kim itiraf ediyor Goethe? Kime karşı itiraf ediyor? Koyu Hıristiyan¸ dindar bir halkı olan Almanya'ya.


Peki¸ Şair bununla yetinir mi? Elbette ki hayır. Büyük İslâm şairi Hafız'la girdiği diyalogda¸ onun ağzıyla da şunları söyler:


 


Şair


 


"Muhammed Şemseddin¸ söyle bana


Senin milletin¸ niye sana


Hafız diye¸ asil bir lakap taktı?"


 


Hafız


"Soruna cevap vererek


Seni taltif edeyim.


"Kur'an'ı Kerim'in emrine vakfederek kendimi


Kuvvetli hafızama baştan sona harfiyen


Nakşettim Kelam-ı Kadim'i;


Böylece zühd ve takva üzere yaşarken


Gelip geçen günlerin fitne¸ fesadı


Bana ne değdi¸ ne bulaştı."


 


Yazar burada¸ Hafız'ın bu yorumuna kendi yorumunu katar. Gerçek kimliği¸ niyeti¸ kararlılığı burada çıkar ortaya:


 


Şair


"Bana öyle geliyor ki ey Hafız¸ işte bunun için


Benim gönlüme kalsa¸ asla ayrılmam senden.


Zira biz¸ diğer insanlar gibi düşünürsek


Aynen onlara benzemiş oluruz.


Oysa ben¸ senin tıpatıp bir benzerinim.


Mukaddes kitaplarımızın kitabı Kur'an


Azametli tavsiyeleriyle fetheyledi kalbimi."


 


Tabii bununla da yetinmez¸ belki çevre baskısı altındadır. Açık söyleyememiştir. Bütün bunlara rağmen¸ belki de açıktan "Ben Müslümanım" diyememiştir¸ ama hep böyle göndermelerle Müslümanlığını ifşa etmekten geri duramamıştır. Bakınız o¸ daha net tavrını belirleyen bir şiirinde Kur'an'dan hareket ederek neler söylüyor:


 


"Kur'an ezelî mi¸ değil mi?


Ben onu araştırmıyorum!


Kur'an yaratılmış mıdır?


Bunu da bilmiyorum!


O'nun¸ kitapların kitabı olduğuna


Müslümanlık icabı inanıyorum."



Yine de bir açıklık getirmesi için bir İngiliz yazarın; Thomas Carleyle'nın tespitini nakletmekle yetinelim:

"Goethe¸ ‘Eğer İslâm buysa¸ hepimiz bu İslâm'ı yaşıyoruz'¸ der." Böyle bir ifadeyi yorumlamak için fazla söze gerek yoktur sanırım. Çünkü söz kendi yorumuyla açık bir şekilde ortadadır.

Sayfayı Paylaş