MÜSLÜMAN ŞAHSİYET

Somuncu Baba

Bir Müslüman'ın¸ Rabbine¸ kendisine¸ ailesine¸ yakın çevresine ve içinde yaşadığı topluma karşı sorumlulukları vardır. Müslüman'ın diğer insanlarla sevgi ve saygıya dayalı ilişkiler kuran bir şahsiyete sahip olması için gerekli hususlar Kur'ân ve sünnette açıkça belirtilmiş¸ büyüklerimizin hayatında yaşanarak örnek gösterilmiştir. “Müslüman şahsiyeti” eşsiz ve örnek insan tipidir. Kur'ân ve sünnetin ortaya koyduğu bu değerlerle donanan bir Müslüman¸ toplum içinde üstün özelliklere sahip birey olarak seçkin bir konuma yükselmiş olur.

Bir Müslüman'ın¸ Rabbine¸ kendisine¸ ailesine¸ yakın çevresine ve içinde yaşadığı topluma karşı sorumlulukları vardır.  Müslüman'ın diğer insanlarla sevgi ve saygıya dayalı ilişkiler kuran bir şahsiyete sahip olması için gerekli hususlar Kur'ân ve sünnette açıkça belirtilmiş¸ büyüklerimizin hayatında yaşanarak örnek gösterilmiştir.  “Müslüman şahsiyeti” eşsiz ve örnek insan tipidir. Kur'ân ve sünnetin ortaya koyduğu bu değerlerle donanan bir Müslüman¸ toplum içinde üstün özelliklere sahip birey olarak seçkin bir konuma yükselmiş olur.


Şahsiyetiyle ve duruşuyla mümtaz bir kişiliğe sahip olan "Altın Silsile"den Cafer-i Sâdık Hazretleri hayatının her safhasını itimat üzere yaşamıştır. 17 Rebîulevvel 80/23 Mayıs 699 tarihinde Medine'de dünyaya gelen Cafer-i Sâdık (k.s.)¸ Muhammed Bâkır (ö.114/733)'ın büyük oğludur. Künyesi Ebû Abdillah¸ lakabı Es-Sâdık'tır. O¸ sözlerinin doğruluğu ve hiçbir zaman yalan söylemediği için Sâdık lakabını almıştır.[1] Onun soyu baba tarafından Hz. Peygamber (s.a.v.)'e¸ anne tarafından Hz. Ebû Bekir (r.a.)'e dayanır.[2] İlimle meşgul olan Cafer-i Sâdık¸ ortaya koyduğu görüşleriyle fıkıh¸ hadis ve kelâm alanlarında önemli bir yere sahiptir.


İkinci Abbasî halifesi Ebû Cafer Mansur'un kendisini sık sık ziyaret ettiği ve fikirlerine başvurduğu rivayet edilmektedir. Nakledildiğine göre¸ bir gün Halife Mansur'un yüzüne bir sinek konar. Halife Mansur¸ her ne kadar sineği kovarsa da onu uzaklaştırmaya muvaffak olamaz. O sırada Cafer-i Sâdık Halife'nin yanına gelir. Halife Mansur: "Allah (c.c.)'ın sineği yaratmasındaki hikmet nedir?" diye sorunca¸ Cafer-i Sâdık: "Zalimlere ve kendine güvenenlere¸ bir sineğe bile güç yetiremediklerini göstermektir." cevabını verir.[3]


Cafer-i Sâdık¸ 25 Şevval 148/16 Aralık 765 tarihinde¸ Medine'de vefat etmiş ve Bâki' mezarlığına defnedilmiştir.[4]


Sâdıkane Öğütler


Cafer-i Sâdık¸ ahireti; "İlâhî adaletin gereği bir başka yaşayışın yaratılması" olarak tanımlar. Ona göre¸ kıyamet gününde kimin iyilikleri kötülülerinden çoksa o cennete girer¸ şirk olmaksızın kimin iyilik ve kötülükleri eşitse kolay bir hesapla hesaba çekilir¸ kimin de günahı çoksa ve eğer Muhammed ümmetinden ise o kimse biraz azaptan sonra şefaate nail olur."[5]


Beş kimsenin arkadaşlığından sakınmayı öğütlerdi:


Fayda yerine zarar veren ahmakla evlenmekten sakının. O sahibine belâdır. Onun çocuğu da belâdır.


Yalancı ile arkadaş olma. Çünkü serap gibidir¸ uzağı yakın gösterir¸ yakını uzaklaştırır.


Fâsıkla beraber olma¸ çünkü o yeme içmeye seni değiştirir.


Cimri ile yoldaş olma¸ çünkü seni ihtiyaç duyduğu şeyle değiştirir.


Aç olan kişi ile beraber olma¸ çünkü o¸ diyet için seni teslim eder.[6]


Şahsiyetin Şekillenmesindeki İlkeler


Kazanılan eğitimle kişide kişilik gelişimine önem veren Cafer-i Sâdık¸ sohbetlerinde İslâmî şahsiyetin şekillenmesinde şu ilkelerin benimsenmesini şart koşmuştur:


Bir iyiliğin tamamlanması için yapılanları gözde küçük görmek¸ etrafa yaymayıp gizlemek ve acele davranmak gerekir.


Akıl gibi kendisine ihtiyaç duyulan bir mal yoktur.


Danışmaktan daha büyük yardımcı olmaz.


Kime dua ettiğinin farkında olmayanın duası kabul olmaz.


Kötülerin girip çıktığı yere uğrayan ayıplardan kendisini kurtaramaz.


Diline sahip olmayan pişmanlık duyar.


Faizin haramlığının gerçek yönü¸ insanlara iyiliğin ulaşmasını engellemesindendir.


Bir günlük dostluk¸ gidip gelmeyi gerektirir. Bir aylık dostlukla akrabalık oluşur. Bir yıllık dostluk ise kan bağı bulunan kesin bir akrabalık gibidir. Bu şekilde olan insanlarla gidip gelmeyi terk eden kimse¸ Allah (c.c.)'ın rahmetinden uzaklaşır.


Kendi özünde maddeye karşı ilgi duymayan¸ geçici şeylere bağlılığını kesen gerçek mutlu kimsedir.


Geçimi zora düşen kimse¸ Allah (c.c.)'tan bol bol bağışlanma dilesin.[7]


Yalancının mürüvveti olmaz.


Başkasının iyiliğini çekemeyen hasetçi rahat yüzü göremez.


Cimrinin dostu olmaz.


Dünyasından bezmiş kişilerin kardeşliği görülmez.


Huyu kötü olana hürmet edilmez.


Allah (c.c.)'ın âbid kulu olmak¸ harama el uzatmamaya ve Allah (c.c.)'ın emirlerine sarılmaya bağlıdır.


Gerçek Müslüman olmak¸ Allah (c.c.)'ın nasip ettiği kısmete rıza göstermekle gerçekleşir.


İnsanların¸ seninle nasıl arkadaş olmalarını arzu ediyorsan¸ onlarla o şekilde dostluk kur¸ o zaman güvenilen bir insan olursun.[8]


Kuşeyrî'nin naklettiğine göre¸ hacılardan birisi Medine'de uykuya dalar. Kalkınca parasının çalındığını zanneder. Parasını aramak üzere etrafına bakınınca¸ Cafer-i Sâdık Hazretlerini görür ve onun yakasına yapışıp "Benim paramı sen götürdün." diye çıkışır. Cafer-i Sâdık ona: "Kemerinde ne kadar para vardı?" deyince¸ adam; "Bin dinar vardı." der. Cafer-i Sâdık onun elinden tutup evine götürür. Ona bin dinar verir. Adam konağına dönünce odasına girer. Kemerini odasında bulur. Bu sefer Hz. Cafer'den özür dilemek için onun yanına varır ve paralarını iade etmek ister. Fakat Cafer-i Sâdık Hazretleri parayı kabul etmez. "Elimden çıkardığım bir şeyi geri alamam." der. Bunun üzerine adam¸ onun Cafer-i Sâdık olduğunu öğrenince büyük üzüntü duyar.[9]


Hulûsi Efendi(k.s.) buyurur ki: "Bir gün Gürünlü Hüssük geldi. Elinde bir kartvizit: ‘Efendim Hüsnü Dayı bu kartı yazdı¸ filana¸ filana gi­der­sin onlar sana yardımcı olurlar.' dedi. ‘Ben de falan ağaya gittim¸ o da bana arık bir davar verdi. Davar hastaymış yola dayanamadı öldü. Ondan son­ra da filan ağanın yanına vardım. Kartı okudu¸ ‘Gardaş bizim de bize göre ihtiyaçlarımız var.' dedi. Ben de size geldim dedi. Yeğenim İbrahim Efen­di'yi çağırdım. ‘Oğul ahırdan keçileri çıkar¸ pazarda sat parasını Hüssük Emmiye ver.' dedim. Çocuklarımın nafakasını temin ettiğimiz iki keçiyi satıp yirmi lira vermiş. Hüssük'ün yol parası iki buçuk lirayı da¸ İbrahim cebinden vermiş. Demek ki oğul biz nemiz varsa vermişiz." buyurmuşlardır.


Sonra Hüssük Emmi bir ara parayı vermeyi teklif eder. Ancak Hulûsi Efendi (k.s.) "Büyükler verdiklerini geri almazlar." buyurur. İşte Müslüman şahsiyeti…


Cafer-i Sâdık¸ ehl-i sünnetin "Dil ile ikrar kalb ile tasdik" anlayışının aksine imanı; "dil ile ikrar ve amel etmek" olarak açıklamaktadır. Cafer-i Sâdık¸ sözle imanın olamayacağını¸ ancak takva ile olabileceğini bildirmektedir.[10] Takvâ hususunda Hulûsi Efendi (k.s.)'nin şu beyanları da dikkate şayandır: "İttika¸ Allahu Teâlâ'dan korkmak¸ haramdan ve şüpheli şeylerden sakınmaktır. Böyle bir hâle takva da denir. Sahibine de muttakî denilir. Muttakî olan bir zat emin¸ itimada layık bir insan demektir ki¸ kendisinden hiçbir kimseye zarar gelmez. Müslümanlık nazarında insanlar¸ esasen birbirlerine müsâvî olup¸ imtiyazları ancak takva itibariyledir."[11]


Es-Seyyid H. Hamidettin Ateş Efendi de şöyle buyurmuşlardır:


"Takvâya sahip olmak isteyen günahları tamamen terk etmek zorundadır. Çünkü âsînin kalbinde takvâ gülü açmaz. Allah korkusu olmayan kalp¸ taştan daha serttir. Taşın üzerine gökten ne kadar rahmet yağsa da taşın üzerinde gül ve sümbül bitmez. Allah korkusu demir gibi kalbi hamura¸ taş gibi gönlü toprağa çevirir."[12]


Takvayı şiar edinip günahlara karşı duyarlı olmamızı tavsiye eden Cafer-i Sâdık Hazretleri¸ şu sözleri ile sevenlerini günah felaketine karşı uyarmaktadır:


"Eğer bir günah işlersen¸ hemen Allah (c.c.)'tan bağışlanmanı iste. Zira işlenen günahlar¸ henüz yaratılmadan önce¸ insanların boyunlarına asılan yaftalara benzer. Sakın günah işlemekte ısrar etme ve Allah (c.c.)'tan bağışlanma isteğini asla terk etme."[13]


Hulûsi Efendi Hazretleri de bir sohbetlerinde "Hakiki Müslüman¸ bir kötülük işle­ye­cek veya bir haksızlık yapacak olursa; hemen Al­lah'ı hatırlayarak O'n­dan af ve mağfiret diler¸ yaptığına pişman olur." buyurmuştur. Bu mealdeki beyitleri ise şöyledir:


Fikr-i hevâdan kalb-i riyâdan


Geçüp sivâdan Hakk'ı zikr eyle


"Boş düşüncelerden ve gösterişten uzak kal. Zikir insanı kötülüklerden korur. Günahlardan geçip¸ kötülüklerdin uzaklaşıp¸  Hakk'ı zikret."


Hulûsî hâs ol ehl-i ihlâs ol


Bahra gavvâs ol Hakk'ı zikr eyle[14]


"Hulûsi¸ zikir seni seçkin kılacaktır. Zikir insana samimiyet ve bağlılık verir. Hakikat denizine dalanlardan olabilmek için Hakk (c.c.)'ı zikret."


Yazımızı Hamid Hamidettin Ateş Efendinin bizler için hayatî önem taşıyan ve aklımızdan hiçbir zaman çıkarmamamız gereken öğütleriyle bağlayalım:


"Dünya hayatı ile iktifa etmek cehalet ve zilletine düşmeyiniz. Fani günlerin kahkahaları içinde gizli ebedî azap alevlerini hatırlayınız. Birkaç günlük dünyanın lezzet sağanakları altında aldanıp ahiretin devamlı ateş yağmurlarını üzerinize yağdırmayın. Allah'ın yasaklarından kaçın¸ emirlerini tutun. Allah'tan korkun; takva hayatı yaşayın. Zira Allah korkusu günahları eritir. Yüz aklığı getirir¸ ecir ve sevabı artırır¸ İlâhî azaptan kurtarır. Kalpleriniz tam bir bütünlük içinde Allah muhabbetine bağlı bulunsun. Allah'ın sevdiklerini sevin¸ sevmediklerine düşman olun. Dünya meşguliyeti yakanızı sarmadan önce ibadetlere¸ amel-i sâlihaya koşun. Ölmeden evvel fani günlerinizi ahiret saadetine iliştirmeye bakın. Allah'ın zikrinden geri kalmayın¸ ibadetinden uzaklaşmayın. Gaflet uykularından uyanıp fani günlerin sonu için hazırlanın."[15]


 


 






[1]   Mustafa Öz¸ "Ca'fer es-Sâdık"¸ DİA¸ İstanbul 1993¸ c. VII¸ s. 1.



[2]   Mehmet Atalan¸ Şiiliği Farklılaşma Sürecinde Ca'fer es-Sâdık'ın Yeri¸ Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü¸ Basılmamış Doktora Tezi¸ Ankara 2004¸ s. 65.



[3]   Muhammed b. Abdullah el-Hânî¸ Âdâb¸ çev.: Ali Hüsrevoğlu¸ Erkam Yay.¸ İstanbul 2008¸ s. 43.



[4] Ünal¸ "Câfer es-Sâdık-Ebû Hanîfe Münasebeti"¸ Büyük İslâm ve Tasavvuf Önderleri¸ s. 29. Bkz: Özköse Kadir-Şimşek Halil İbrahim¸ Altın Silsileden Altın Halkalar¸ Nasihat Yay. Ank. 2009¸ ss.77-91.



[5]   Aynı eser¸ s. 82-83.



[6]   el-Hânî¸ Âdâb¸ s. 43.



[7]   Abdülmecid Hânî¸ Hadâikü'l-verdiyye Nakşbendîlerin Gül Bahçeleri¸ çev.: Mehmet Emin Fidan¸ Yasin Yay.¸ İstanbul 2007¸ s. 155-157.



[8]   Nakşbendî¸ Necmeddin b. Muhammed¸ Altın Silsile (Hulâsatü'l-Mevâhib¸ haz.: İbrahim Tozlu¸ Semerkand¸ 4. Baskı¸ İstanbul 2008¸ s. 106.



[9] Aynı eser¸ s. 230.



[10] Mehmet Atalan¸ "Cafer es-Sâdık'da Tanrı¸ Bilgi¸ İnsan ve Âlem"¸ Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi¸ Elazığ 2000¸ Sayı:5¸ s. 623.



[11] Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Şeyh Hamid-i Veli Minberinden Hutbeler¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz) Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006.¸ s. 243.



[12] H. Hamidettin Ateş Hutbe Arşivi¸ 21.05.1986.



[13] Nakşbendî¸ Hulâsatü'l-Mevâhib¸ s. 106.



[14] Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz)¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006.¸ s.265.



[15] H. Hamidettin Ateş Hutbe Arşivi¸

Sayfayı Paylaş