MÜJGÂN MÜJGÂN ÜSTÜNE

Asırlar boyunca varlığını sürdüren Divan edebiyatında, tek bir eseriyle anılan ya da tek bir eseriyle meşhur olan pek çok sanatçımız vardır. Bu tabii şöhretin oluşmasında ortaya konulan eserlerin, vücuda geldiği çağın sınırlarını aşması büyük rol oynamıştır. Sanatkârlar öyle bir ilhamla eserlerini kaleme almıştır ki bu eserler yüzyıllar boyunca dillerden düşmemiştir. Yûnus’un Risâletü’n-Nushiyye’si, Mevlânâ’nın Mesnevi’si, Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-Necât’ı ve Fuzûlî’nin “Su” redifli kasidesi bu eserlerden yalnızca birkaçıdır.
18. yüzyılda yaşayan Râsih Bey de tek bir eseriyle meşhur olmuş Divan şairlerimizden biridir. Bir nazire olarak kaleme aldığı “üstüne” redifli şiiriyle bir anda dikkatleri üzerine çeken şair, kendisinden sonra da bu redifle nice şiirin yazılmasına vesile olmuştur. Özellikle Nedîm’in Râsih Bey’in naziresinden etkilenip bu eseri tazmin etmesi, eserin şöhretini bir kat daha artırmıştır.
Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstine
Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstine
Dilde gam var şimdilik sen gelme lutf it ey sürûr
Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstine
Yârdan mehcûr iken düşdük diyâr-ı gurbete
Dehr gösterdi bize hicrân hicrân üstine
Rîze-i elmâs eker her açdığı zahma o şûh
Lutfı var olsun eder ihsân ihsân üstine
Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkına
Eylemişler Râsih’e bühtân bühtân üstine
Râsih Bey’in kaleme aldığı “üstüne” redifli bu gazel, vezin ve redif açısından yeni bir şiir değildir. O da kendinden önceki şairler gibi “üstüne” redifli gazeli tanzir etmiştir. Ancak bu tanzir, kendinden önce ve sonra bu vezin ve redifle yazılmış olan yüzlerce nazireyi gölgede bırakmıştır. Râsih Bey’in naziresi, aralarında Necatî Bey, Bâkî, Muhibbî, Zâtî, Lâmi‘î Çelebi ve Nedîm gibi büyük üstadların nazireleri bulunmasına rağmen oldukça başarılı bulunmuş ve yüzyıllar sonra da adından bahsettiren bir eser olmuştur.
Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
Urma zahm-ı sîneme peykân peykân üstüne
(Ey sevgili! Gözlerini süzme, kirpik kirpik üstüne gelmesin; sinemde açtığın yaraya ok üstüne ok gelmesin.)
Gazel, kelimelerin anlamları düşünülmeden okunduğunda dahi okuyucuya edebî bir zevk vermektedir. Kelimelerin birbiriyle olan uyumu ve ikilemelerin kullanılması, söz ve musikinin birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunun anlaşılması açısından önemlidir.
Gazelin ilk beyti olan bu beyitte, bir ânın tasavvuru söz konusudur. Sevgili, etrafı temaşa ederken bir an bile olsa bakışları âşığın bulunduğu tarafa doğru yönelir. Sevgili, bunu farkında olmadan yapar ancak âşık, bu durumu böyle yorumlamaz. Bakışların kendisine olduğunu zanneder. Hâlbuki sevgili, âşıktan bîhaberdir. Tam bu anda, aşk ateşi âşığın gönlüne düşer. Bu ateş, öylesine yakıcıdır ki âşık kendinden geçer.
Aşkın kavurucu ateşini hisseden âşık, sevgiliye seslenir. Ondan bir istekte, bir niyazda bulunmak ister. Çünkü âşık, aşkla birlikte acı çekmeye başlamıştır. Acı çekmesinin sebebi; sevgilinin kirpiklerinin birer ok gibi âşığın gönlüne doğru fırlatılmasıdır. Divan şiirinde güzellik unsurlarından biri olan kirpikler, aynı zamanda birer oktur. Bu okların hedefinde de âşığın gönlü bulunmaktadır. Oklar gönle doğru fırlatıldıkça âşığın acısı artmaktadır. Henüz aşkın ne olduğunu bilmeyen âşık, sevgiliye bakışlarını çekmesi için niyazda bulunur.
Sevgilinin bir anlık bakışıyla birlikte fırlatılan oklar, âşık için hem bir dert hem de bir devadır Lakin âşık, dermanın dert içinde gizli olduğunu, henüz aşk yolunun başında olduğu için idrak edememektedir. Sevgilinin fırlattığı okların uçunda bulunan sivri demir parçası yani temren, yapımı sırasında su kullanılan bir parçadır. Bu parçanın sivri olması, hedefini delip geçmesini sağlar. Hedef, hiç şüphesiz âşığın gönlüdür. Temren, âşığın gönlüne saplanır ve bu âşığa acı verir. Derdin içindeki derman ise temrenin yapımındaki suda gizlidir. Temrendeki su, âşığın acısını hafifletmekte ve ona ferahlık vermektedir.
Aşk acısına bir müddet sabredebilen çömez âşık, bir anlık gafletle acısını dindirmek için sevgiliden bakışlarını çekmesini dilemektedir. Hâlbuki sevgiliden gelen her türlü eza ve cefa, âşık için birer ihsan velütuftur.
Hem mey içmez hem güzel sevmez demişler hakkına
Eylemişler Râsih’e bühtan bühtân üstüne
(Râsih için hem şarap içmez hem de güzel sevmez demişler, lakin onlar ancak Râsih’e iftira etmişler.)
Gazelin bu son beytinde şair, meşrebinin ne olduğunu sanatkârane bir üslupla dile getirmiştir. Kim oldukları belli olmayan ancak âşığın iyiliğini istemeyen bir güruh, şair yani âşık için hem şarap içmez hem de güzel sevmez, demiştir. Âşığın deyimiyle bu kimseler iftirada bulunmuşlardır.
Divan şiirinde, sevgili ve âşıktan başka, bir de rakip tipi vardır. Bu tip, âşığın sevgiliye ulaşmasını engelleyen, yoluna taş koyan, düşman hüviyetli kimse ya da kimselerdir. Rakip, âşığı sevgiliden uzak tutmak için her türlü yolu kendisine mubah görmektedir. Beyitte, rakiplerin yani âşığı çekemeyen kimselerin, âşığa iftira attığı söylenmektedir. Amaç; âşığı değersiz gösterip sevgilinin gözünde küçük düşürmektir. Âşığın mey içmeyip güzel sevmemesini iddia etmek, rindâne meşrep olan âşık için haksızlıktır. Çünkü mey içmeyip sevgiliyle ilgilenmeyen kişi, divan şiirindeki zahid tipidir. Ve bu tip ibadetlerindeki gösteriş ve sadece cennet beklentisi içinde olması dolayısıyla sevilmeyen bir tiptir. Rind meşrep âşık ise beşerî anlamda mey ve sevgiliye sürekli meyli olan bir kimse gibi gözükse de tasavvufî manada inancını huşu ve aşk içinde yaşayan bir kimsedir.
Âşık, burada sevgiliye seslenerek rakiplerin söylediği gibi bir kimse olmadığını, onların kendisine iftira attıklarını söylemektedir. “Ben hem mey içerim hem de güzel severim.” demek istemiştir. Burada güzel kelimesi de hem sıfat hem de zarf anlamıyla birlikte kullanılmıştır. Âşık, hem güzel olan sevgiliyi severim hem de güzel olan sevgiliyi güzel severim, demektedir.

Sayfayı Paylaş