MUHTEŞEM BİR SULTAN, MUHTEŞEM BİR ŞAİR: KANÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN

MUHTEŞEM BİR SULTAN, MUHTEŞEM BİR ŞAİR: KANÛNÎ SULTAN SÜLEYMAN

Asıl adı Süleyman… “Muhteşem Süleyman” yahut “Süleyman-ı evvel” olarak da bilinir. Muhteşemliği üstün yönetici şahsiyetinden ve devrinde Osmanlı’nın en muhteşem günlerini yaşamasından gelir. Devlet yönetimi, askerî başarıları Osmanlı tarihi için tam bir yüz akı olan olaylardır. Bunu anlamak için 46 yıl süren saltanatının (1520-1566) ilk yıllarında Batı’ya seferler düzenlediğini, Belgrat (1521) ve Mohaç (1526) zaferlerinden sonra Safevilere karşı Irakeyn, Tebriz ve Nahcivan seferlerini düzenleyerek Bağdat, Tebriz, Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Irak-ı Acem’i Osmanlı topraklarına kattığını söylemek yeterli olacaktır. Bununla da kalmamış, fetih ve zaferlerle süslenen yönetim tarzı, mimariden şiire kadar hemen her alanda Osmanlı’nın en görkemli zamanını oluşturmuştur. Öyle ki etrafı ilim ve sanatkârlarla dolu olup her biri eserleriyle bu muhteşem devri daha da taçlandırmışlardır. Yüzyılın en önemli şairlerinden Bakî bu devri anlatırken şöyle der: “Her yâneden ayağına altun akup gelür/Eşcâr-ı bağ himmet umar cûybârdan.” Bu anlatım her şeyi özetlemeye yeter, fakat bunları uzun uzun anlatmak tarihî içerikli bir yazının konusu olacağından bunu bir yana bırakıp biz onun şairliğine bakacağız.

Edebî Yönü ve Şairliği

Kanûnî, büyük dedesi Fatih, dedesi II. Bâyezîd ve babası Yavuz gibi şiir sanatıyla yakından ilgilenmiş bir isimdir. Öyle ki Osmanlı edebiyatının padişah şairleri ve diğer Divan şairleri arasında en çok şiir yazanlar içerisinde üç bin civarındaki şiiriyle ilk sırada yer alma başarısını göstermiştir. Mesele elbette şiirlerinin sayısal çokluğu değildir. Bu şiirlerin gerek kendi devrinde gerekse sonraki zamanlarda büyük bir beğeni ile karşılanmış olmasıdır. Yazdığı aşk, heyecan, kahramanlık ve tefekkür şiirleri zamanında ve sonraki asırlarda büyük bir beğeni ile karşılanmıştır.

Bu, elbette şiire verilen ciddi bir emeğin neticesidir. O, ilk zamanlarında dil, duygu ve içerik açısından henüz olgunlaşmamış örnekler ortaya koysa bile daha sonra çevresinde bulunan önemli şairlerle yakınlığı, onlarla yaptığı şiir sohbetleri ve tartışmaları neticesinde büyük bir şair olmanın imkânlarına da kavuşmuştur.

Kanûnî şiiri, gelişmiş Osmanlı Divan şiirinin bütün özelliklerini taşır. Her şeyden önce bu metinler, duygu ve fikir dünyasının zenginlikleri bakımından dikkate değer metinler olarak karşımıza çıkar. Onda da temel duygu aşktır. Ama yazan bir sultan olunca bu temayı kahramanlık, iyi yetişmiş bir kişim olduğu için de bilgelik ve duygulu yüreğinden dolayı heyecan öne çıkan vasıflar olmuştur. Hatta bunlar arasında atasözü gibi dilden dile dolaşan şiirler de vardır. Mesela; “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” beytiyle başlayan muhteşem gazeli buna örnek olarak gösterilebilir ki bu ve benzeri gazelleri zamanı aşarak günümüze kadar aynı ilgi ve beğeni ile okunan metinler olmuştur.

Eserleri

Şiirlerinde Muhibbî bazen de Muhib, I. Süleyman, Meftunî, Âcizî mahlaslarını kullanan Kanûnî, önceden de söylediğimiz gibi Divan edebiyatında en fazla gazel yazan şairdir. Bu şiirleri bir Divan’da toplanmış ve Divan ilk defa Âdile Sultan tarafından bastırılmıştır (İstanbul 1308). Çeşitli kütüphanelerde pek çok yazma nüshası mevcuttur. Muhibbî’nin biri Farsça olmak üzere dört divançesi vardır.

Bugün de Sevilerek Okunan Bir Gazeli

Muhibbî’nin aşağıdaki gazelinin matla beyti Türk şiirinde çok ilgi görmüş, her zaman sevgiyle karşılanmış ve bu beyit Türk halkı arasında dilden dile dolaşarak bir atasözü değeri kazanmıştır. Sadece bu gazel bile Muhibbî’nin ne kadar güçlü bir şair olduğunun ispatı olmuştur. “Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi/Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” beytiyle başlayan bu gazelin bu girizgâhı “sağlık” konusunu öne çıkarır. Ona göre sağlıklı yaşamak, devlet kademesinde itibarlı bir mevkide olmaktan daha iyidir. “Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdur/Olmaya baht u saadet âlem-i vahdet gibi” beytinde ise saltanatın gelip geçiciliğine vurgu yapar. Kişi, ona göre böyle bir kavganın insanı olmak yerine kişinin kendi köşesine çekilerek kendi kendinin efendisi olmak işin en doğrusudur. “Ko bu ayş u işreti çünkim fenadur akıbet/Yâr-i baki ister isen olmaya tâat gibi” beytinde ise dünyavileşmeye bir itiraz görülür. Buna göre kişi eğlenceyi, yeme içmeyi bırakmalı, yok olmayan baki bir sevgiliye ibadet etmelidir. “Olsa kumlar sayısınca ömrüne hadd ü aded/Gelmeye bu şişe-i çarh içre bir saat gibi” beyti de ömrün faniliğinden söz eder. Bu yüzden ömre kıymet verilmemelidir. Son beyit olan “Ger huzur itmek dilesen ey Muhibbî fâriğ ol/Olmaya vahdet cihanda kuşe-i uzlet gibi” beyti de öncekilere bağlı olarak huzur kaçıran her şeyin terk edilmesini öğütler. Burada aynı zamanda “Vahdet, birlik olma düşüncesinin peşinde ol” denilerek vahdet-i vücut anlayışına göndermede bulunur.

Diğer İki Önemli Şiiri

Bunlardan ilki onun ne kadar duygulu bir yürek olduğunu gösteren şiirleridir. Bunlar, büyük bir aşkla bağlı olduğu Hürrem Sultan’a yazılmış metinlerdir. Bunlar arasında en meşhur olanı “Celîs-i halvetim varım habîbim mâh-ı tâbânım/Enîsim mahremim varım güzeller şâhı sultânım” beytiyle başlayan ve “Kapında çünki meddâhım seni medh ederim dâim/Yürek pür-gam gözüm pür-nem Muhibbî’yim hoş hâlim” beytiyle biten gazelidir.

Sözünü edeceğimiz diğer şiiri ise oğlu şehzade Bâyezîd’le ilgili olanıdır. Şehzade, annesinin ölümünün ardından yalnız ve korumasız kalmış, bu esnada kardeşi Şehzade Selim ile giriştiği taht kavgaları ve mücadeleleri sonucunda mağlup olarak babasından af dilemiş fakat bu özür kabul görmeyerek asi olduğu gerekçesiyle babasının emriyle 23 Temmuz 1562’de boğdurularak öldürülmüştür. İşte bu olayın öncesinde aralarındaki manzum yazışmalar da bir hayli trajik metinlerdir. Bir fikir vermesi açısından Bâyezîd’in af dilediği şiirin ilk bölümüyle Kanûnî’nin ona verdiği cevabi şiirin ilk bölümünü buraya alıyoruz. Şehzade Bâyezîd, “Ey seraser âleme Sultan Süleyman’ım baba/Tende Canım, Canımın içinde cananım baba/Bayezîd’ine kıyar mısın benim canım baba” derken babası da ona şöyle demiştir: “Ey demâdem mazhar-ı tuğyan ü isyanım oğul/Takmayan boynuna hergiz tavk-ı fermanım oğul/Ben kıyar mıydım sana ey Bâyezîd Han’ım oğul/Bîgünahım dime bari tevbe kıl canım oğul/.”

Sonuç Olarak

Kanûnî Sultan Süleyman, iyi yetişmiş bir şehzade, başarılı bir sultan ve yine iyi bir şair olarak müspet özellikleriyle anılması gereken bir padişahtır. Fakat evlatlarıyla yaşadığı hadiseler, dün de bugün de sorgulanmaktadır. Oğlu Mustafa’nın idamından sekiz sene sonra, 1561’de bir başka oğlunu, Şehzade Bâyezîd’i beş çocuğu ile beraber boğdurması izahı mümkün olmayan bir trajik durumdur zira. Bu durum, Osmanlı tarihinde Cem Sultan hadisesinden sonra yaşanan en hüzünlü hadiselerden biri olarak kayda geçmiştir. Ama bizim asıl konumuz şairliği olduğu için sözü şöyle bağlayalım. Yaptığı fetihleri, adına açılan Süleymaniye Medreseleri ve devrinde yaptığı kültürel gelişmeleri kendisinin de oldukça başarılı sayılabilecek şiirleri ile süsleyen Kanûnî, divan sahibi Osmanlı sultanlarının en önemlilerinden biri olarak edebiyat tarihimizde de anılması gereken önemli bir isimdir. Sözü Ahdî’nin Kanûnî’nin şairliği ile ilgili şu sözü ile bitirelim: “Türkî dilinde eş’âr-ı bî-nihâyesi hûb ve zebân-ı risîde-güftâr-ı bî-gâyesi mergûbdur.”

Kaynakça

Coşkun Ak, “Süleyman I (Edebî Yönü)”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, C. 38, s. 74-75. İstanbul, 2010
Kemal YAVUZ, Orhan YAVUZ, Muhibbî Dîvânı (Bütün Şiirleri), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, İstanbul, 2016.
Reşad Ekrem KOÇU, Âşık ve Şair Padişahlar, Doğan Kitap, İstanbul, 2016

Sayfayı Paylaş