MEKTUBUN MUHABBETİ

Somuncu Baba

"Mektuplarla nice dostluklar kurulmuş¸ nice sevgiler gelişmiştir.
Mektuplar vuslatı zor olanların gönüllerindeki sevgi ve muhabbetin
tercümanı olmuştur. Birinden mektup gelmesi sanki onunla
kavuşmak gibi anlaşılmıştır."

Duygu ve mana yüklü bir mektup… Yazandan yazılana sevgi taşıyan güvercinin yükü¸ sevda semasında¸ kanatların üzerinde inci taneleri… Allah'ın  (c.c.) ismi¸ besmele ve selam… Daha sonra hal hatır sormalar gerçek nasihatler¸ özlü duygular. Bazen güzelliklerin¸ iyiliğin ve hayrın telkinini yapar¸ bazen de kötülükten uzaklaştırmak için hakikatleri bir bir açıklar mektuplar. Her haliyle gizli ve sırlı olmasına rağmen herkese hitap edebilecek¸ herkesin ortakça paylaşabileceği ruhtan akseden cümlelerden ve manalardan müteşekkildir.


Bu gerçek¸ sevgi ve muhabbetle yazılan gönül ve ruh mektupları¸ için geçerlidir. Hak aşkını ve hakikat kelamlarını ihtiva etmeyen kelimeler bütününün bir kıymeti yoktur.


Kaleme yemin eden Cenab-ı Hak tarafından Peygamberimize nazil olan¸ hükmü ve manası kıyamete kadar bâki kalacak olan¸ kalemle kâğıda yazılmışların en mukaddesi Kur'an-ı Kerim'dir. İnsanlığın kurtuluşu için kalem ve kâğıt büyük bir vazife ile muvazzaftır.


Mektuplarla nice dostluklar kurulmuş¸ nice sevgiler gelişmiştir. Mektuplar vuslatı zor olanların gönüllerindeki sevgi ve muhabbetin tercümanı olmuştur. Birinden mektup gelmesi sanki onunla kavuşmak gibi anlaşılmıştır. Mektuplar ulaşınca nice yanık gönüllere su serpilmiş¸ nice hasret ve ayrılıklar¸ acı ve ızdıraplar bir an olsun unutulup¸ yerine sevinç ve mutluluklar kâîm olmuştur.


Mektuplaşmanın birçok alanda kullanıldığını biliyoruz. Birini davet etmek¸ bir konuda haberdar etmek¸ bir davayı¸ meseleyi izah etmek¸ bazı sorulara cevap vermek v.s. gibi vesilelerle yazılan mektuplar kültür tarihimiz bakımından oldukça önem arz etmektedir. Metinlerde konuşma lisanından çok daha edebî ifadeler kullanılması¸ manzûm ve mensûr bir hayli kelâm-ı kibâra yer verilmesi dil ve edebiyat tarihimiz açısından birer belge vasfını da taşımaktadırlar.


Edebiyat tarihimizde birçok şair ve edibin mektupları ifade ettiğimiz açılardan önemine binaen neşredilmiştir. Bu mektupların zamanın birtakım olaylarına ışık tuttuğunu¸ bazı tarihî şahsiyetlerin kimlerle ne derece alâkalı olduğunu veya olayların meydana gelmesine nelerin hangi ölçüde sebep olduğunu tespit etme imkânı sağlamaktadır.


Edebiyat tarihinde olduğu gibi tasavvuf sahasında da mektupların önemli yer tuttuğu inkâr edilmez.  Bu hususta İmam Rabbânî Hazretlerinin Mektûbât'ını başta zikredebiliriz. Daha bunun gibi birçok mutasavvıfın mektupları bulunmaktadır. Bazı mürşidler¸ müridlerini¸ müntesiplerini mektuplarla irşad ederken¸ kendilerine sorulan sorulara verdikleri cevaplarla âdeta birer tasavvufî kaynak eser meydana getirmişlerdir.[1]


Son çağda etrafına hizmet eden manevî önderlerimizden Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin (k.s.) Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî adlı eseri yukarıda arz ettiğimiz hakikat düsturlarına uygun bir eserdir.


Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî adlı bu şaheser¸ hakikat kelamların edebî bir dille yazılmış en nadide örneklerdendir. Duygu ve nasihat deryasından bizlere yakut misali kıymetler veren eserin¸ edepli¸ terbiyeli¸ ecdadın mirasına ve değerlerine sahip¸ millî kültürümüze aşina nesiller yetiştirmesine katkısı büyüktür.


Bir Mektup Bir Şiir


Bu yazımızda Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretlerine hitaben yazılmış iki mektuptan bahsedeceğiz. Birinci mektubumuz şöyledir:


 "10.8.1954


Çok Muhterem Hulûsi Bey Kardeşimize¸


Darende'de misafir bulunduğum sırada Belediye Reisi Çomuzade Ahmet Bey'le beraber Kutb-ı a'zam Şeyh Hamid-i Velî Hazretlerini ziyaret ve o münasebetle zâtı âlinizle de bir ikindi namazını beraber kılmıştık. Onu müteakib de ârâm-gâhınız ve devlethanenizde kıymetli çayınızı içerek bize yapılan ikram ve hüsn-i iltifatınıza teşekkür ve bizde bir derin intiba bırakmıştır.


Bilhassa o çok muhterem ve merhum Hatib Hacı Hasan Efendi'nin evladı olup da aynı zamanda mübarek evliyanın terbiyesi başta mukaddes vazifeyi ifada devamınız ve feyz-yâb olmanız şayan-ı takdiridir. Ve iftihar ettiğim şu vesile ile de sizinle uzun zaman sohbet ve görüşmek benim için bulunmaz bir fırsattı. Fakat çabuk ayrılmak zorunda idim. Şu arizam sevgimin tercümanı olacaktır ve bundan böyle de muhabere teatisine bir esas teşkil edecektir.


Mülaki olduğumuz bayramınızı candan tebrik ederek gözlerinizden hasretle öperim muhterem hocam. "Darende İftirâkı" diye irticalen tasarladığım birkaç mısra-ı manzumu da hatıra olarak mektubuma leff ediyorum. Ba'demâ sizden feyz ve ilham alarak daha içli kelimelerle huzurunuza çıkmayı ümit ederim ve devamlı iltifat-nâmenizi hasretle bekler bütün yurdun büyük ve küçüklerine selâm ve saygılarımı sunmak tavassutunda bulunmanızı rica eder sonsuz selâm ve sevgilerimin kabulünü dilerim muhterem kardeşim.


Sarih Adres:


Abdullah Özkent


İzmir / Karşıyaka – Soğukkapı Caddesi 106 no.da"


 


DARENDE İFTİRAKI


Semaya boy salmış yeşil servisi


Zemine serilmiş çemen halısı


Uzaktan duyulur bülbülün sesi


Tatlı bir rüyadır şehr-i Darende


 


Seherde Tohma'sı akarken çağlar


Pembe gardile süslenmiş dağlar


Ruha neşe verir ve ferah sağlar


Mahzunu güldürür şehr-i Darende


 


Görünür karşıdan akşam yıldızı


Bir hülya sembolüdür bayırı düzü


Mest eder görünce mehtabın yüzü


Hastaya şifadır şehr-i Darende


 


Zaviyede açılır vird-i zebanın


Rüyaya dalar sanki zamanın


Bir lahza huzurunda dur evliyanın


İlham kaynağıdır şehr-i Darende


 


Çeşmeleri akar soğuk suları


Meyvesi mebzuldür götürmez dalı


Bir şehr-i elvandır yurdun her yanı


Meşher-i ma'nâdır şehr-i Darende


  Abdullah Coşandil


İzmir / Karşıyaka Hukukçu Caddesi No. 106


Evliyalar Yurdu Darende


Yukarıdaki mektup ve şiiri okuduktan sonra¸ aynı muhtevayı biraz açmak adına H. Hamidettin Ateş Efendi'nin Darende ile ilgili şu güzel tespitlerine bakmak gerekiyor:


"Darende; münbit Anadolu topraklarının bereketli¸ manevî bir havanın teneffüs edildiği aynı zamanda tarihî derinlikleri haiz güzide bir mekândır. Her karışı şüheda kanları ile yoğrulmuş¸ başta Taceddin-i Velî¸ Abdurrahman Erzincanî ve Şeyh Hamid-i Velî (Somuncu Baba) gibi¸ bilge kişilerin¸ evliyaların yaşadığı¸ elhasıl manevî ışıklarıyla aydınlattıkları bölgeye¸ misk-i anber gibi güzel kokular saçan¸ çevreyi gül bahçesine çeviren ulvi dinamiklerimizin yetiştiği topraklardır. Temiz¸ pak necip¸ mümtaz şahsiyetleri içinde barındıran¸ "Şerefi'l-mekân¸ bi'lmekîn." yani "Yerin şerefi oturanın şerefi ile kaimdir." sözü ile geçmişi gelecekle bütünleştiren ve burcu burcu Anadolu kokan bu belde¸ yoğun bir tarihî hareketlilik göstererek çeşitli medeniyetleri sinesinde misafir etmiştir. İlim¸ irfan merkezi olmuş¸ büyük âlimleri¸ devlet adamlarını yetiştirmiştir. Tarihî eserlerin çokluğu¸ bu beldenin Romalılar¸ Bizanslılar¸ Danişmendler¸ Selçuklular¸ Kadı Burhaneddin¸ Dulkadirliler ve Osmanlılar döneminde bir tarih ve kültür şehri olduğunun göstergesidir. Osmanlı döneminde "Belde-i hamse-i mutahhara"dan yani temiz¸ seçkin beş beldeden biri olan Darende¸ şehirlerle birlikte gönüller imar eden erenlerin¸ maneviyat sultanlarının bahçesidir.


Mübarek Anadolu'nun güzel bir köşesi olan Darende;  üzerine düşman ayağı basmamış bir diyardır. Ülke savunması için binlerce evladını şehid veren¸ veliler ve erenler yurdu Darende¸ aynı zamanda başarılı¸ atik¸ girişimci insanların yetiştiği önemli bir kültür ve eğitim merkezidir.


Osmanlı döneminde sekiz medresesinden ayrı ayrı yetişen âlimler¸ değişik coğrafyalara ilim yaymış¸ bilgi meşalesi olarak etrafı aydınlatmışlardır.


Bugün ticarî sahada şöhret sahibi binlerce insanımız var. Sahalarında şöhret sahibi doktor¸ ekonomist¸ hukukçu birçok beyinlerimiz var.


Darendeliler olarak bizim insanımız köklerini iyi bilir. Millî ve manevî bilgilerle donanmış bir neslin evlatları olarak¸  ahlâkî kurallara uymayı fazilet addeder. Kendi nefsini başka insanlara faydalı olabilmek için feda etmesinin İslâm'ın bir temel emri olduğunu anlatan velîlerin torunları olarak¸  fedakârlığı ve hizmeti iyi bilir."


Şeyh Hamid-İ Veli'nin Kabri Darende'dedir


Hulûsi Efendi Hazretlerine hitaben yazılan ikinci mektup da Şeyh Hamid-i Velî/ Somuncu Baba Hazretleriyle alâkalıdır:


 "11.8.1968


Çok muhterem Hacı Hulûsi Efendi¸


Kısa ziyaretimiz esnasında gösterdiğiniz alaka ve kadirşinaslığınıza karşı teşekkürlerim pek sönük kalacaktır. Bu yüksek hasletinizle daim ve bâki olunuz. Sizden ayrıca bir istirhamda bulunacağım. Şeyh Hamid-i Velî Hazretlerini tercüme-i hâline sarih bilgiyi ne gibi vesikalar varsa matbu bedellerini ödemek kaydıyla elde etmek istiyorum.


Mevsuk olmayan rivayetlere nazaran medfun bulunduğu yerin Bursa'da olduğu ve bir müddet Kayseri'de ikamet etmesi hasebiyle orada kaldığı zayıf ihtimallerle bahsedilir. Bütün bunlara ben şahsen ehemmiyet vermiyorum ve Darende'de ikamet ve irtihal buyurduklarına katiyetle kaniyim. Ancak daha yakinen bilgi sahibi olmak istiyorum.


Peder merhum vaktiyle bana anlatmıştı. Bursa'da Somuncu Baba namıyla anılan Şeyh Hamideddin Hazretleri¸ bugün herkesçe malum olan bir camiin açılış günü Cuma hutbesini okuduğu ve halk tarafından fazl u kemali bilindiği cihetle o gün Bursa'dan Ankara'ya geldiği¸ Hacı Bayram'ı irşad ettikten sonra da Kayseri'ye ve oradan da Darende'ye gittiği menkıbeyi anlatmıştı. Hulâsa elde mevcut delâilden ne var ise lutf ederseniz minnettar kalacağım.


Geçen sene Darende'ye geldiğimde hatıra olarak çektiğimiz birkaç fotoğrafı da takdim ediyorum. Bazı karışık durumlar oldu¸ kimi bırakıldı özür dilerim.


Şeyh Muhyiddin Efendi'ye¸ Bedreddin Efendi'ye ve bütün ihvana selâm ve hürmetlerimin iblağını rica eder selâmet ve afiyet temenni eylerim aziz kardeşim.


Mustafa Altın"


Bu mektubun içeriğinde daha çok kabr-i şerifi ve evlatları Darende'de bulunan Şeyh Hamid-i Velî/Somuncu Baba Hazretleri hakkında bilgi verilmekte¸ tafsilatlı bilgi istenmektedir.


Huzur ve Sükûn Mekânı


Bu satırları okuyunca¸ 1977 yılında neşredilen Somuncu Baba Hazretleri'nin Hadis-i Erbain / Kırk Hadis adlı eserinin takdim yazısı hatırımıza geldi. 18.3.1973 tarihinde Hukukçu M. Yılmaz Çoban'ın kaleme aldığı yazıyı¸  konuyla mütenasip olması hasebiyle¸ söz konusu eserin takdim yazısından bazı satırlarla bu yazımız bitirelim:


"Tuhfetü'l-İhvan isimli eseri bir takriz için bana verdiğinde bir sene evvel ilk defa ziyaret ettiğim Şeyh Hamid-i Velî Camii¸ türbesi ve civarı birden gözlerimin önünde canlandı.  Bu eser büyük velî ve zamanının kutb-ı âzamı olan Somuncu Baba ismiyle mâ­ruf Hamideddin-i Veli Hazretlerine âit idi. Bu büyük Allah (c.c.) sevgilisinin¸ Darende ilçesi Zaviye Mahallesindeki camii¸ türbe ve külliyesini bir sene evvel üç-dört arkadaşla birlikte ziyaret etmiştim. O zaman; ruhumda si­linmez ve derin bir te'sir icra eden manevî¸ lâtif bir ha­va içimi tutuşturmuş; muhteşem ve müstesna tabiat gü­zellikleri arasında göklere yükselen yekpare sarp kaya­ların arasından kevser suyu misali akan Tohma suyunun tepelere doğru yükselen buharı ile birlikte ruhumda yük­selmiş¸ yükselmiş ta her şeyden arınıp o yerin ruhaniyeti ile yıkandıktan sonra bir tüy hafifliğinde Balıklı Havuz'a düşmüştü. Günlerce; bu tasfiye edilmiş ruh hali ile huzur içinde manevî âlemlerde seyr ettim. Bu yerlerden ayrıl­dıktan sonra da uzun müddet ruhuma dolan huzur ve sü­kûnun lezzeti ile yaşadım. Bu eşi bulunmaz huzur evini bugünkü hâle getiren; burasını kendine has zevk ve ti­tizlikle ihya ve imar eden Somuncu Baba'nın ahfadından Hacı Hulûsi Ateş Beyefendi ile tanışmak benim için bü­yük bir şans ve iftihar vesilesi oldu. Bu mütevazı¸ âlim ve fazıl zat bu yeri; geceli gündüzlü devam eden ihlâslı gayretleriyle benzerleri içinde emsalsiz ve mutena bir âşıklar ve ihvanlar ocağı haline getirmiş. Allah (c.c.) ken­disinden ebediyyen razı olsun.


İşte; muhterem kardeşim Şeyhmus Alkoç¸ bu eseri elime tutuşturduğu zaman¸ ben de: Kayseri'de dünyaya gelmiş¸ Erdebil'de Alâaddin-i Erdebilî'den ilim ve feyz al­mış¸ Bursa'da Somuncu Baba ve Ekmekçi Koca ismiyle şöhret bulan ve meşhur ve mâruf Hacı Bayram-ı Velî Haz­retlerini irşâd eden¸ hacdan avdetlerinden sonra küçük oğlu Halil Taybî yanında olduğu halde Darende'ye yerle­şen ve hicrî 815 yılında burada irtihâl-i dârü'l-beka eyleyen Şeyh Hamid-i Velî Hazretlerinin (k.s.) aşkıyla tutuştum. Bu aşkla bu kıymetli ter­cümeyi tedkik ettim. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin kırk seçme hadîs-i şeriflerinin mâna ve iza­hını ihtiva eden hacmen küçük fakat mânen çok büyük bu tercümenin¸ okuyucular için kıymetli bir rehber olaca­ğı inancındayım."


 


 


 


 






[1] Mehmet Akkuş¸ İhramcızade Sempozyumu

Sayfayı Paylaş