MEHMET AKİF'İN ASIM'I YAHUT : İDEAL GENÇLİĞİN VASIFLARI

“Âkif¸ şiirlerini topladığı Safahat külliyatının altıncı cildini işte böyle bir meseleye¸ gençlik meselesine¸ ayırır ve bu bölümün adını Âsım koyar.”
“Bir Gençlik…Bir Gençlik….”
Her millet gençlik meselesine çok özel bir önem verir. Çünkü bir milletin geleceği gençlerle şekillenir. Bu yüzden gençler ve gençlik meselesi¸ bir milletin varlık-yokluk meselelerinin en başında gelir. Toplumu için güzel ve hayırlı gelişmelerin olmasını arzu eden yazarlar-şairler de eserlerinde mutlaka bu meseleye temas ederler. Yazının başına aldığımız “Bir gençlik…Bi

“Âkif¸ şiirlerini topladığı Safahat külliyatının altıncı cildini işte böyle bir meseleye¸ gençlik meselesine¸ ayırır ve bu bölümün adını Âsım koyar.”
“Bir Gençlik…Bir Gençlik….”
Her millet gençlik meselesine çok özel bir önem verir. Çünkü bir milletin geleceği gençlerle şekillenir. Bu yüzden gençler ve gençlik meselesi¸ bir milletin varlık-yokluk meselelerinin en başında gelir. Toplumu için güzel ve hayırlı gelişmelerin olmasını arzu eden yazarlar-şairler de eserlerinde mutlaka bu meseleye temas ederler. Yazının başına aldığımız “Bir gençlik…Bir gençlik…Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! şuurunda bir gençlik…” diyen Necip Fazıl bunlardan biridir. O¸ bir “Büyük doğu” nesli hayal etmektedir. Keza Sezai Karakoç’un “Diriliş nesli” hayali vardır. Kurtuluşumuzun böyle bir neslin oluşumuna bağlı olduğunu düşünür.
“Âsım ve Âsım’ın Nesli…”
Bu tür yazar-şairlerden biri de Mehmet Âkif Ersoy’dur. Âkif¸ şiirlerini topladığı Safahat külliyatının altıncı cildini işte böyle bir meseleye¸ gençlik meselesine¸ ayırır ve bu bölümün adını Âsım koyar.
Şiirde Âkif’in babasının talebelerinden Köse İmam’ın oğlu olarak tasvir edilen Âsım¸ aslında gerçek bir şahsiyet değildir. Hayal edilen gençliğin sembol ismidir. Başka bir ifadeyle Âsım¸ ideal Müslüman-Türk gencidir. Memleketi¸ içinde bulunduğu zor durumdan kurtaracak ve onu geleceğe taşıyacak bir neslin örnek tipi olarak tasvir eder.
Âsım’ın yazıldığı yıllarda ülkemiz¸ çok zor durumdadır. Balkan savaşı sürecindeki ayrılıkçı hareketlerle büyük yara alan Osmanlı Devleti¸ ardından Ortadoğu bölgesinde benzer ayrılıkçı hareketlerle karşılaşır. Doğusunda ve Batısında bu tür felaketlerle yüz yüze gelen ülke işgal edilmeye başlanır. Saldırılar¸ artık devletin kalbine İstanbul’a ve Anadolu’ya yönelmiştir.
İlk bakışta ortada gerçekten de karamsar bir tablo vardır. Ardından Milli Mücadele’nin başlaması Âkif’i yeniden ümitlendirir. Şiirlerindeki karamsar havanın yerini umutlu bir hava alır. İşte Âsım¸ böyle bir dönemde yazılır. Ona göre Âsım¸ Milli Mücadeleyle ümitlerin yeniden yeşerdiği böyle bir dönemde Osmanlıyı dolayısıyla İslâm âlemini kurtaracak ideal neslin¸ hayal edilen gençliğin adıdır.
“Mektepli Gençler…”
Âkif’e Âsım’ı düşündüren ve yazdıran mesele ise 1. Dünya Şavaşı sırasındaki gelişmeler bilhassa Çanakkale savaşında gösterilen kahramanlıklar olmuştur. Çünkü bu savaşlarda düşmanla çarpışan ve onları geri püskürten askerlerin büyük bir bölümü 2. Abdülhamid’in açtığı yeni okullarda tahsil gören gençlerdir. Kaynaklara göre şehit olan gençlerden on binden fazlası yüksek tahsilli ve yetmiş bin kadarının lise tahsilli olduğu düşünülecek olursa savaşa katılanların çoğunun mektepli gençler olduğu sonucu ortaya çıkar.
Bunlar¸ vatanları tehlikeye girdiğinde okullarını bırakıp cepheye koşmuşlar¸ her türlü zorluğa ve fedakârlığa katlanarak ülkeleri ve kutsal bildikleri değerler uğruna savaşmışlardır. Âkif¸ bu neslin Çanakkale’de gösterdiği fedakârlığı Çanakkale şehitleri şiirinde takdirle anlatır.
Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu¸ çiğnetmeyecek.
“Âsım’ın Özellikleri…”
İşte  burada Âsım’ın özellikleri ortaya çıkmaya başlar. Âkif’e göre Âsım¸ memleketi tehlikeye girdiğinde canını vermekten çekinmeyecek yüksek bir fedakârlık anıtıdır. Vatanseverdir. Bağımsızlık şuuruna sahiptir. Kendi şahsi geleceğini değil ülkesini düşünen insandır.
Âkif’e göre Âsım’ın özellikleri bunlardan ibaret değildir. Âsım ve arkadaşlarının asıl vazifesi savaştan sonra başlayacaktır. Cephede saldırgan düşmana karşı verilen mücadele bu defa içerdeki meselelerle ilgili olarak verilecektir. Gençlerin içerde boğuşmak zorunda oldukları meseleler ise bilgisizlik¸ tembellik¸ ahlaksızlık¸ içki¸ fuhuş¸ yönetimdeki bozukluluklar¸ millet fertleri arasındaki nifak gibi meselelerdir. Bu tür problemler¸ savaş yıllarının olağanüstü şartlarında ne yazık ki fazlalaşmakta ve milletin geleceğini tehdit eder hale gelmektedir.
Savaş sonrasında Âsım ve arkadaşlarını bu meselelerle mücadele ederken görürüz. Biraz da savaş şartlarından henüz çıkmış olmanın da etkisiyle bu gençler¸ problemleri kaba kuvvetle çözmeye uğraşırlar öncelikle.. Mesela vurguncuları döverler¸ meyhaneleri basarlar. Toplum için zararlı gördükleri kişileri cezalandırırlar. İşte Âkif¸ bu noktadan itibaren Âsım’ın nesli dediği gençliğin ideal vasıflarını¸ onda olması gereken olumlu özellikleri ve olmaması gereken olumsuz özellikleri anlatmaya başlar.
Buna göre Âsım¸ bu tür hareketlerinde aslında haklıdır. Savaştan çıkmış bir toplumda bu tür kötü hareketler toplumu içten içe çürütür. Âkif¸ Âsım’a bu tepkisel davranışında hak verir ama kullanılan yöntemi tenkit eder. Çünkü problemler¸ ferdî tepkilerle çözülmez. Ortada devlet veya hükümet adı verilen sosyal bir organizasyon ve onun kurumları vardır. Suç varsa bunu cezalandırması gereken adalet kurumudur. Eğitimsizlik söz konusuysa bu işle vazifeli olması gereken eğitim kurumudur.
“Bilgili¸ Erdemli¸ Çalışkan Gençlik…”
Bu durumda ne yapılacaktır? Âkif¸ şunu iyi bilmektedir. Kurumları yönetecek¸ bir toplumda adaleti¸ eğitimi¸ refahı sağlayacak olan insanlardır daha doğrusu gençlerdir. Öyleyse asıl mesele ideal vasıflarla donanmış gençlerin yetişmeleridir. Bunun yolu da o dönemin şartları içerisinde ilim ve fen öğrenmekten geçmektedir. Çağdaş ilim ve fennin öğrenilebileceği yerler ise Avrupa’dadır. Bu durumda Âsım ve arkadaşları Batı’ya gidecek orada ciddiyetle ilim ve fen öğrenecek¸ sonra memleketine dönüp milletinin ve devletinin kalkınması için mücadele edecektir.
Bütün bu hayali gerçekleştirecek olanlar ise Âsım ve arkadaşlarıdır. Yani gençlerdir. Onlar hem bedenen¸ hem ruhen sağlıklı¸ bilgili¸ yüksek ahlâkî değerlerle donanmış kişilerdir. Bu nitelikler¸ onların beden sağlıklarını korumak için spor yapmalarından¸ içki¸ uyuşturucu vb. beden ve akıl sağlığını tehdit eden her türlü kötü alışkanlıklardan uzak durmalarına bağlıdır. Mesele bunlarla da sınırlı değildir elbette… Çünkü kötü alışkanlıklar sadece bunlar değildir. Kendi toplumunun değerlerinden¸ inancından¸ tarihinden uzaklaşmak hatta ona düşman olmak da gençlik için zararlı davranışlardan sayılmalıdır.
İşte Âkif’in vurguladığı bu son mesele çok önemlidir. Kötü alışkanlık yahut davranış denilince akla sadece içki¸ kumar vs. gelmemelidir. Beden sağlığı kadar ruh sağlığının korunması da önemlidir. Bunun için de gençlere inanç değerlerinin benimsetilmesi¸ ahlâkî özelliklerin kazandırılması¸ onların bilgili insanlar haline getirilmeleri daha önemli bir meseledir.
Bizim¸ Âkif’in Âsım’ına bakarken bugün için alacağımız asıl mesaj bu ikincisi olmalıdır. Çünkü ne ve nasıl olması gerektiğini öğretemediğimiz birine ne ve nasıl olmaması gerektiğini asla öğretemeyiz. Önce müspetler öğretilmelidir gençliğe. Bu sağlandığında onlar¸ hangi tür alışkanlıklardan davranışlardan uzak kalmaları gerektiğini zaten anlayacaklardır.

Gençlik meselesi¸ bu günün de önemli bir meselesidir. Biz de Âkif gibi¸ inandığımız değerler¸ yaşadığımız ülke adına bir gelecek tasavvuru içerisindeysek Âsım’ı yeniden okumak yeni neslin nasıl yetiştirilmesi gerektiği konusunda eminim büyük faydalar sağlayacaktır.

Sayfayı Paylaş