Medet Yâ Şefiü’l-Müznibîn

Kutbü’l ârifînsin, kutb-ı risâlet;
Medet yâ resûl-i Kibriyâ medet!

Âdem ilk öncüdür, sürgün kimlikli;
Tâ levh-i mahfuzdan yansır bu hâlet.

Senden önce gelen tüm peygamberler
Senin nurun ile doğruldu kâmet.

Her hasta gönüle şifa Sendedir,
Şefiü’l- müznibîn, Sensin asâlet.

Bize Sen bellettin komşu hakkını;
Sana komşu olmak gerçek saadet…

Kur’an Sana indi, Sensin son elçi;
Âdilsin, cömertsin, âleme rahmet…

Er geç kopacaktır kızıl kıyamet;
Medet yâ şefiü’l- müznibîn, medet!
Geçen ay Hakk’a uğurladığımız, şiirimizin “Ak Saçlı Kartalı” olarak bilinen Bahaeddin Karakoç’un günümüz şairleri içinde müstesna bir yeri vardır. O, tam anlamıyla söz ve şiir avcısıdır. Ömrünün sonuna kadar şiir avlağında avladığı taze şiirlerle okuyucusuna estetik ziyafetler sunmuştur.
Karakoç’un en güzel şiirlerinden biri “Beyaz Dilekçe”dir. Bu şiiri ile münacat şiirleri yarışmasında birincilik kazanmıştır.
Bahaeddin Karakoç, tek bir tür ve konu üzerinde yoğunlaşmamış; sosyal hayatta insanlar neyi yaşıyor, neyi düşünüyor, neyi konuşuyorsa bunlarla ilgili yazmıştır. Bir sohbetimizde “Uydurma kelimeleri de kullanıyorsunuz şiirlerinizde.” dediğimde bana şunları söylemişti: “Ben, şiirimde anlatmak istediğim konuya en uygun kelimeyi bulana kadar günlerimi, aylarımı harcarım; onu bulduğum zaman da gerekirse gavurcayı bile kullanırım.”
Bu kısa hatıra sanıyorum, onun şiir hassasiyeti hakkında bir ipucu verebilir. Karakoç, gerçekten de işlediği konuya uygun kelimeler seçmekte, bir romancının canlandırdığı kahramanının yöresi ve mesleğine göre konuşmasında gösterdiği titizliği gösterecek kadar teknik hususlara dikkat eden bir şair. Özellikle son zamanlarda yazdığı şiirlerde bu husus daha çok dikkati çekiyor.
Karakoç, na’t türünde de çok sayıda şiir yazmıştır. Peygamber Efendimiz için güzel beyitler, dörtlükler kaleme alan şairin:
Kuma gömülürken günahsız kızlar,
Eyvallah demiş ki, Seni beklerler.

Köleler, fakirler, dullar, yetimler
Gör Allah demiş ki, Seni beklerler.

Sağa çevir, sola çevir
İncil’i tüketti devir
Ne âhenk kaldı ne nevir
Her şeye ihtilâç geldi

Giden dönmezken seferden
Kumlar çiçeklendi birden
Âşıklar ıslandı terden
Dediler ki ilâç geldi
gibi şiirlerinde zaman zaman hüzünlü; zaman zaman coşkulu ve heyecanlı bir ruh hâleti hissedilir.
‘Medet yâ şefiü’l- müznibîn’ medet başlığını taşıyan şiirde şair, Peygamber Efendimiz’in günahkârlara, suçlulara karşı şefaatçi olacağı sıfatını kullanıyor. Başlık ve muhtevadan da anlaşılacağı gibi bu şiir bir şefaat-nâmedir. Şair, Hz. Muhammed (s.a.v.)’den kıyamet gününde kendisine şefaat etmesini arzulamaktadır. Çünkü O, Şefiü’l- müznibîndir. Yani günah işleyen Müslümanlara şefaat edicidir.
Klâsik edebiyattan günümüz şairlerine kadar gelen bir gelenek de na’tlerin tamamında ya da bir bölümünde şairin bir fırsat bularak mutlaka Peygamber Efendimiz’den şefaat talebinde bulunmasıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz, bir hadisinde şöyle buyurmuştur: “Her peygamberin kendine has ve kabule mazhar olan bir duası vardır. Onunla Allah’a dua etmiştir. Ancak ben, duamı âhirette ümmetime şefaat için saklıyorum.”
Böyle bir hadisi bilen bir Müslüman O’nun şefaatine nail olmak için elbette yardım dileyecektir Ondan.
Şiire dikkat edilirse, peygamberler de dâhil olmak üzere, insanların eksik ve hatalı yönlerine dikkat çekiliyor, sonra da mükemmel insan ve mükemmel peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e iltica ediliyor. Şair, Peygamber Efendimiz için kutbü’l-ârifîn ve kutb-ı risâlet tabirini kullanarak O’ndan medet diliyor. Yani O, âriflerin ve peygamberliğin/peygamberlerin kutbudur, serveridir. Yalnız sıradan insanlar değil, peygamberler de Peygamber Efendimiz’den yardım isteyeceklerdir. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) hâriç diğer peygamberler de zelle denilen, hiç olmazsa küçük hatalar yapmışlardır ki bu, ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem’le başlıyor. İşlediği hatadan dolayı Hz. Âdem cennetten sürgün edilmişti.
Hz. Muhammed (s.a.v.), son peygamber olmasına rağmen rûhu en önce yaratılan insan ve peygamberdir. Bir hadisinde şöyle buyuruyor Hz. Rasûl: “Âdem su ile çamur arasında iken ben peygamberdim.” Benzer bir hadiste de “Önce benim rûhum yaratıldı.” buyuruluyor. Şiirde bu hadislere telmihte bulunulmuş.
Bize Sen bellettin komşu hakkını;
Sana komşu olmak gerçek saadet…
Şiirin en güzel beyitlerinden birisi bu. Şair burada aslında Hz. Muhammed (s.a.v.) ile cennette komşu olma isteğini o kadar ustaca gizleyerek ve ifadenin yönünü başka tarafa çevirerek söylüyor ki…
Dualarda hep O’na komşu olmayı dileriz. Hayırlı bir iş yapana da “Peygamber Efendimiz’e komşu olasın.” derler Anadolu’da. Çünkü bu samimi dua ile dünyada kötü davranış ve amellerden; âhirette de cehennem azabından uzak olunması niyaz edilir. Ona komşu olmak iki cihanın âbâd olması demektir. Karakoç, burada sözü her iki anlama gelecek şekilde söylüyor.
Hz. Muhammed (s.a.v.), İslâm’ı anlatırken, İslâm’ın hayata tatbik edilmesi gereken bir din olduğunu hem sözleriyle hem de yaşantısıyla göstermiştir. Komşu hakkı da İslâm’ın sosyal prensiplerinden biridir. Peygamber Efendimiz ashabına karşı sık sık komşu hakkına riayet etmenin lüzumuna değinmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) komşuların haklarını anlatırken o kadar çok üstünde dururlarmış ki, ashâb-ı kirâm, komşularına miras düşüp düşmeyeceği hususunda şüpheye düşerlermiş. Demek ki komşu hakkı bu kadar dikkat edilmesi gereken bir hak.
Şiirde Peygamber Efendimiz ile ilgili vasıflar da sayılıyor: Kur’an-ı Kerim’in O’na indirilişi, son peygamber oluşu; adaleti, cömertliği ile âlemlere rahmet olarak gönderilişi hatırlatılıyor. Şiirin sonunda şair, kıyamet koptuğu zaman kendisine de şefaat edici olanın Hz. Muhammed (s.a.v.) olacağı için, O’ndan şefaat dilemektedir.
Nazım birimi beyit olan bu şiir, biçim olarak klâsik nazım şekillerinden gazele benzemektedir. İlk beyit kendi arasında kafiyeli, diğer beyitlerin ilk mısraları serbest, ikinci mısraları ise birinci beyitle aynı kafiyededir. Yalnız son beytin ikinci mısraı da aynı kafiyededir. Şiirde âhenk kafiyelerin yanı sıra sağlam duraklarla da (6+5) sağlanmıştır.
Bahaeddin Karakoç’un diğer na’ti:
Yedi Kat Gökten Yücesin
Ey, Allah aşkı ekseni,
Tek dost kapı bildik seni!

Ey, her putu kıran bilek,
Ey, her işi sağ ve dölek;

Ey, esenlik saçan rüzgâr,
Ey, halktan Hakk’a intizar!

Ey, doğarken erce doğan
Ezel-ebed birce doğan!

Ey benim Mükrim Efendim,
Hakkadır zikrim, Efendim!

Ey çöle inen sağanak
Mahşer günü tek sığınak!

Ey ak sevdam, ey Sevgili!
Ne ağacım var dikili,

Ne mal derim, ne mülk derim
Senden ümmetlik dilerim.

Yedi kat gökten yücesin,
Oğuldan- kızdan öncesin;

Şefâatin şemsiyemiz,
Açılmazsa neyleriz biz?

Sensin âşıklar kapısı,
Sende kurtuluş tapusu

Milyarlarca pervaneden
Sana âşık biriyim ben.

Seni bilen nasıl uyur?
Sığınç geldim, kabul buyur,

Reddetme yâ Rasûlullah,
Yandım bismillah bismillah…

Sayfayı Paylaş