MARAŞ'TA YAŞANAN HATIRALAR

Somuncu Baba

Askerlik hatıraları asla unutulmaz. İnsanın gençlik yıllarında¸ zihnin berrak zamanlarında¸ yeni bir ortamda¸ yeni arkadaşlarla geçirmiş olduğu zaman dilimleri tatlı hatıralar olarak dilden dile anlatılır. Sohbet ortamlarının samimi duyguları olarak paylaşılır. Hele de büyük zatların hayatlarının birer parçası ise¸ her ânı örnek davranışlarla dolu¸ taze ve canlı hatıralardır. Biz de bu yazımızda Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretlerinin Kahramanmaraş'ta bıraktığı hatıraları yâd edeceğiz.

Hulûsi Efendi (k.s.)'nin 04.10.1940 tarihinde içtiması ve 05.1

Askerlik hatıraları asla unutulmaz. İnsanın gençlik yıllarında¸ zihnin berrak zamanlarında¸ yeni bir ortamda¸ yeni arkadaşlarla geçirmiş olduğu zaman dilimleri tatlı hatıralar olarak dilden dile anlatılır. Sohbet ortamlarının samimi duyguları olarak paylaşılır.  Hele de büyük zatların hayatlarının birer parçası ise¸ her ânı örnek davranışlarla dolu¸ taze ve canlı hatıralardır. Biz de bu yazımızda Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretlerinin Kahramanmaraş'ta bıraktığı hatıraları yâd edeceğiz.


Hulûsi Efendi (k.s.)'nin 04.10.1940 tarihinde içtiması ve 05.10.1940 tarihinde de sevki VII. Kolordu Muhabere Taburu'na yapılmıştır.[1] Acemi birliğini Diyar­ba­kır'da tamamlamış¸ oradan da Kahraman­maraş'a gelmiş ve askerliğini orada bitirmiştir. Darendeli asker arkadaşı çoktur¸ ancak en çok bilinen şahıslar şunlardır: Şa­mil Yaz¸ (Mercan) Mehmet Ali Türkyıl­maz¸ Ömer Aydoğan¸ Mustafa Güleç ve Hacı Musta­fa Erdemir'dir. As­kerlikte başlayan ahbaplığın daha sonra da devam ettiği göz önünde tutu­lursa¸ Osman Hulûsi Efendinin vefa duygusu­nun çok güçlü olduğunu görülür.


 


Bir İlahinin Doğuşu


Asker Arkadaşı H. Ömer Aydoğan bir sohbet esnasında askerlik hatıralarından şöyle bahset­mişlerdir: "Diyarbakır'dan hüzünle ayrıldık¸ Maraş'a geldik. Orada da geniş bir arkadaş çevremiz oldu. Bir gün çarşı iznine çıktık¸ arkadaşım dedi ki: ‘Osman Hulûsi Efendi¸ ben çay¸ semaver temin ettim. Bir camiinin bahçesine gidelim¸ orada oturalım.' Ben de ‘belki bir şey diyen olur' dedim. Fakat arkadaş ısrar edince¸ onu kıra­ma­­dım. Camiinin bahçesine girdik¸ arkadaş semaveri yakmaya başladı. Ben de şadırvanda abdest alıyordum. Biraz sonra caminin müezzini söylenerek geldi. Hakaretler etmeye başladı. Arkadaşa eşyaları toplamasını söyledim. O anda bir ilâhî yazdım. Arkadaşa verdim¸ ‘bunu müezzine ver¸ arkana bak­ma­dan dön gel' dedim. Camiden ayrıldık. Müezzin yazıyı okumuş¸ arkamız­dan koşarak¸ Asker Efendi! Asker Efendi! diye çağırdı. Ama dönüp bak­ma­dık. Orada şu ilâhî doğdu:


Bî-çâre hâfız gönlümüz


Ayîne-i Rahmân bizim


Bilsen serâpâ sînemiz


Hep menşed-i Kur'ân bizim[2]


Bu ilâhîde Osman Hulûsi Efendi gönüllerini inciten insana hitaben: "Ey Kur'an'ı ezberleyip manasından habersiz olan ve gönülleri inciten kişi. Sen bizim sinemizde Hakk'ın tecelliyatını¸ Kur'an'ın ulvî ve manevî süsünün ol­du­ğunu bilsen bize böyle yapmazdın." demek istemektedir.


Yine Kahramanmaraş'taki askerlik vazifesinde de rütbeli subayların¸ asker arkadaşlarının ve halkın teveccühünü kazanmıştır.


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi örnek kişiliğini her ortamda sergileyen hâl ve tavırlarıyla dikkat çeker.  K.Maraş'ta¸ Bölük komutanı¸ Hulûsi Efendi'yi çok güvenilir ve dürüst bulduğu için bütün malzemelerin bulunduğu ve dağıtıldığı depoya onu görevlendirir. Daha önce bölük komutanları depoculara yapacağı işi kendileri tarif edermiş. Hulûsi Efendi depoyu o kadar intizamlı bir şekilde düzenlemiş ve yerleştirmiş ki bölük komutanları görünce hayret içinde kalmışlar.


Depo görevlisi ol­ması hasebiyle¸ güvenilir olduğu kadar¸ tertip ve düzen konusunda subaylar tara­fından örnek gösterilmiştir.[3] Bu hususta Osman Hulûsi Efendi bir soh­bet­te buyururlar ki:


"Maraş'ta depo sorumlusu olduk. Bir gün bir hemşehrim geldi¸ potin bağı istedi. Müsaadesiz veremeyeceğimi söyledim¸ cebimden yirmi beş kuruş verdim¸ çarşıdan alırsın dedim. Depodan veremedim; çünkü depoda bulunan her şey emanet idi."


 


Maraş'taki Askerlik Günlerinde


Askerlikle alâkalı olarak yaşamış olduğu ilginç bir hatırası da şöyledir:


Hulûsi Efendi (k.s.)'nin¸ K.Maraş'taki askerlik günlerinde bir binba­şı­sı vardır¸ zaman zaman kendisiyle sohbette bulunur. Pazar günü olduğunda askerlerin büyük bir çoğunluğunun Hulûsi Efendi'nin peşine gittiğini ve onun sohbetlerine katıldığını görür. Binbaşı buna çok  sevinir. Bin­başı başka bir mürşide intisaplı olduğu için¸ kendi mürşidine Osman Hu­lûsi Efendi'den bahseder;


"Efendim bizim bölükte bir er var¸ Pazar günü tatil olduğu zaman koyu­nun tuza gittiği gibi¸ askerler peşinden gidiyor." deyince mürşidi de binbaşı­ya: " Öyleyse getir bir de biz görelim." karşılığını verir.


Bir gün kumandan¸ du­rumu Hulûsi Efen­di'ye anlatır ve bera­ber­ce binbaşının mürşidinin yanına gitmek için yola çık­arlar. Yolda¸ sohbet es­­na­sında Osman Hulûsi Efen­di¸ binbaşıya "Sizin mür­şidinizin derecesi kalp­te." diye söyler. Daha son­ra gidecekleri yere var­ılır ve huzura çık­ılır. Komutanın mürşidi¸  Osman Hulûsi Efendi'ye: "Size ders tarif edelim de onunla meşgul olursunuz." der.  Osman Hulûsi Efendi de "Efendim¸ bir evin mutfağında suyu olsa¸ banyosunda suyu olsa¸ hatta ve hatta bütün oda­larında su bulunsa¸ o evin suya hiç ihtiyacı olur mu?" sorusunu yö­nelt­ir. Komutanın mürşidi durumu anlar¸ sükût eder. Daha sonra ab­dest taze­lemek için dışarı çıkan komutanın mürşidi döndüğünde Osman Hulûsi Efendi'ye yaklaşarak: "Evet¸ benim mürşidim¸ bana kalbe kadar ders tarif etti¸ benim dersim kalpte." diye söyler. Askerlik zamanında yazıldığı bilinen ilâhîlerden


 


Ey abd-i makbûl dönme sağ u sol


Budur doğru yol Hakk'ı zikr eyle[4]


 


beyitiyle başlayan ilâhîsinin yazılması şöy­le anlatılmak­ta­dır: Bir haf­ta sonu K.Maraş Çarşı­başı Camii'n­de öğ­le na­mazını kılmak için gi­den Hulûsi E­fen­­di¸ ab­dest alırken bir doğuş olur ve şa­dır­vanın mer­me­rine bu beyitleri ya­zar. Da­ha sonra bir kâğıt ka­lem bulunca oradan o yazıyı siler.


Yine nöbet ânın­da nöbetçi kulübesinde askerle­rin çeşitli olumsuz yazılarını görünce; nasihat mahiyetli olarak;


 


Nefsin başı hoş olur gerçi bî-namâz ile


Sen namâzı bırakma mi'râc et namâz ile[5]


beyitiyle başlayan ilâhîsini yazdığı bilinmektedir.


Asker arkadaşı Hacı Ömer Aydoğan anlatıyor:


"Bir gün Hacı Fevzi diye bir arkadaşla çarşıya çıktık. Çarşıda arkamızdan biri seslendi. Gittik baktık ki Hulûsi Efendi tabur komutanıyla birlikte sivil bir kıyafetle dondurmacıda oturuyorlar. Biz tabur komutanını görünce biraz çekindik. Tabur komutanı¸ “Gelin evladım¸ gelin.” diye bizi çağırdı. Tabur komutanı da tarikatlı imiş onun için görüşüyorlarmış.


Bir gün içtima alındı. Askerin biri de namazda olduğu için gelmedi. Kumandan askerin yanına giderek bunu çizmesiyle dövdü. Bunu gören Hulûsi Efendi hemen askerin yanına gitti. Olayı duyunca tabur komutanı bir yer tahsis etti ve bütün ihtiyaçları almak üzere Hulûsi Efendiyi görevlendirdi. Hulûsi Efendi lazım olan malzemeleri temin ederek namaz kılınacak bir yer oluşturdu. Tabur komutanının emriyle herkes rahatça namazını kılabildi."


İşte Hulusi Efendi Hazretlerinin tesis ettiği mescid hâlen namaz kılınan bir mekân olarak hizmete açıktır. H. Hamidettin Ateş Efendi çeşitli vesilelerle Maraş'ı teşrif ettiklerinde o mescidi ziyaret edip¸ o unutulmaz hatıraları yâd etmektedir.


Askerlik yıllarında beraberinde olan¸ Darendeli asker arkadaşlarıyla Diyar­bakır'da¸ Kahramanmaraş'ta her cumartesi¸ pazar günü buluşup¸ onun etrafına toplanarak sohbette bulundukları ve arkadaşlarının müşkül­lerini halletmeye çalıştıkları bize iletilen nakillerden anlaşılmak­tadır.[6]


 


Hizmet Ehline Vefa


Askerlik vazifesinden sonra da K. Maraş'la olan irtibatını her zaman canlı tutan Hulûsi Efendi Hazretleri¸ çeşitli hizmetler ve sohbetler vesilesiyle birçok kez Maraş¸ Elbistan¸ Afşin¸ Göksun¸ ve Alişar'a ziyaretlerde bulunmuş oralarda tatlı hatıralar bırakmıştır. Askerlikten yıllar sonra Maraş'ta yaşanan bir hatırayı bir arkadaşımız şöyle naklediyor:


Hulûsi Efendi Hazretleri K. Maraş'ı bir teşriflerinde Mağaralı Camiinde öğle namazını kıldık eve doğru çıkarken yukarı doğru baktı. "Oğul¸ eğitim yaptığımız yere ev yapmışsınız." dedi. Ben de "Efendim sizin ayağınızın bastığı yerler ihvana nasip oldu." dedim. Maraş'ta şu anki bulunan sosyal tesis ve yurt binası yeri de Hulûsi Efendi Hazretlerinin eğitim yaptığı yerlerde inşa edilmiştir. Eve geldik sohbette: "Oğul¸ askerliğimiz burada geçti¸ biz askerdeyken nöbet yerine yakın bulunan baraka tahtalarının dışına askerler ayıp yazılar yazmışlar. Bunu da tabur komutanı görmüş. Biz nöbet tutarken ayıp yazıları sildik¸ yerine o anda gönlümüze doğan ‘Nefsin başı hoş olur gerçi bî namaz ile/Sen namazı bırakma miraç et namaz ile' ilâhîsini tahtalara yazdık. Nöbeti devrettik. Kollarımı sığadım¸ matarayı yan tarafıma bıraktım¸ ellerimi göğsüme bağladım duruyordum. Tabur komutanı gelmiş tahtalara yazdığımız ilâhîyi okumuş. Arkamızdan gelip mataramızı alıp arkamıza durmuş. Döndüm matarayı alıp abdest almak için¸ baktık ki matara tabur komutanının elinde¸ ani olarak elinden almak istedim. Matarayı bağrına basıp¸ ‘Hulusi Efendi bizi eline su dökmeye de mi layık görmüyorsun?' dedi ve ağladı. Elimize su döküp bize abdest aldırdı." Maraş'ta bazı aileler¸ Tabur komutanı Binbaşı'yı evlerine davet ederlermiş. Binbaşı "Bundan böyle Hulusi Efendi olmadan davetlerde lokma haram olsun." demiş. Davete gelenlere¸ "Gidin Hulusi Efendiye söyleyin peki derse olur yoksa yok." dermiş. Bir gün Şirikçi İbrahim Efendi davet etmiş¸ peki demiş akşam namazını Çarşıbaşı Camiinde kılıp gidecekler. Efendi Hazretleri camiye erken varmış¸ camiinin şadırvanında abdest alırken beyit doğmuş bakmış üzerinde kâğıt yok¸ kalemi çıkarmış şadırvanın dışına¸


 


Ey abd-i makbul dönme sağı sol


Budur doğru yol Hakkı zikreyle


 ilâhîsini yazmış. Abdesti tamamladıktan sonra camiye girmiş. Binbaşı iki kişiyle beraber gelmiş¸ bakmış şadırvanın dışında ilâhî yazılı¸ yanındakilere dönerek "Hulusi Efendi bizden önce gelmiş." demiş. Akşam namazını kılıp çıkınca tabur komutanı olan Binbaşı Efendi Hazretlerine "Efendim ne hikmet bu ilâhîyi buraya yazdınız?" demiş. Efendi Hazretleri de "Kâğıt yoktu." diye buyurmuşlar. Bir kâğıt bulup ilâhîyi kâğıda geçirip şadırvanın dışından silmişler.[7]


Hulûsi Efendi Hazretleri yine K. Maraş'ı bir teşriflerinde bir evde otururken başını kaldırıp "Öğle namazını Ulu Camide kılalım olur mu oğul?" diye buyurur. Peki¸ Efendim derler. Kalkıp Ulu Camiye gidilir. Caminin avlusuna girildiğinde musalla taşında bir cenaze vardır. Efendi Hazretleri cenazeye yakinen durur. Tabutun başında hafif durup¸  tabuta bakıp dua eder. Namaz eda edildikten sonra cenaze namazı kılınır¸  Efendi Hazretleri hafifçe geriye döner¸ yanında beraber gittiği arkadaşa "Oğul¸ bu hanım askerliğimizde bize bir gün hizmet etmişti." der. Camiden çıkıp tekrar eve gelinir.


 


Örnek kişiliği ve sevecen tavırlarıyla askerlik hizmetini tamamlayan Hulûsi Efendi askerden memlekete dönüşünü de şöyle anlatırlar:


"Üç yıllık askerlik vazifemizi tamamlayarak terhis olup geldik. Fakat 350 Türk Lirası borçla geldik. Babam kızdı¸ oğlum niçin bu kadar borçlu gel­din¸ dedi. Ben de; baba evet borçlu geldim ama alnım açık¸ yüzüm ak geldim¸ dedim. O zaman babam ağlayarak: "Aferin¸ oğlum!" dedi¸ beni bağrına bastı."[8]


 


 








[1] S.B.A.K.M. Arşivi¸ Dosya nr. 12/9.



[2] Ateş¸ Dîvân¸ c. I¸ s. 237.



[3] S.B.A.K.M. Arşivi¸ Röportajlar Dosyası¸ nr. 9/112 ayrıca bkz. Tektaş¸ a.g.e.¸ s. 13.



[4] Ateş¸ Dîvân¸ s.290.



[5] Ateş¸ Dîvân¸ s.306.



[6] S.B.A.K.M. Arşivi¸ Röportajlar Dosyası¸ nr. 9/58.



[7] İsmail Demir ile yapılan röportajdan



[8] S.B.A.K.M. Arşivi¸ Röportajlar Dosyası¸ nr. 9/113.

Sayfayı Paylaş