MANEVİ BİRLİKTELİK

Somuncu Baba

"İnsanlar dünyada da ahirette de salih insanlarla¸ sevdikleriyle beraber
olmak ister. İşte civarında binlerce gönül ehlini toplayan¸ sevilen¸
manevî birlikteliğinden zevk alınan Allah dostlarından biride Mahmûd
Encîrfağnevî Hazretleridir."

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'nin ziyaretine giden bir arkadaş¸ sohbet esnasında Hazrete sorar: "Efendim ahirette de böyle bera­ber olup¸ soh­be­tinizde bulunacak mı­yız?" Hulûsi Efendi (k.s.) de şöyle buyu­­rur: "Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) Efendi­miz ashabıyla sohbet ederler­ken¸ sahabiden biri sordu: ‘Ya Rasûlallah (s.a.v.)¸ kıyamet ne zaman kopa­cak?' Rasûlullah (s.a.v.) da ona: ‘Kıya­met için hazırlığın nedir?' diye sordu. O saha­be: ‘Hazırlı­ğım muhabbet-i Allah (c.c.)¸ muhabbet-i Rasûlullah (s.a.v.)' deyince¸ Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz iki elinin şehadet par­maklarını birleştirerek: ‘O hâlde kişi sevdiği ile beraberdir.' buyur­urlar."


İnsanlar dünyada da ahirette de salih insanlarla¸ sevdikleriyle beraber olmak ister. İşte civarında binlerce gönül ehlini toplayan¸ sevilen¸ manevî birlikteliğinden zevk alınan Allah dostlarından bir de Mahmûd Encîrfağnevî Hazretleridir.


 


Buhara'nın üç fersah/takriben 21 km. kuzeyindeki Vabkeni ilçesinin (şimdiki adı Vabkent) Encîrfağne Köyünde (Bu köy şimdi Encirbağ adıyla anılmaktadır) dünyaya gelir. Babasının adı Emir Yahya'dır. Peygamber neslinden geldiği nakledilir. Encîrfağne'de doğup büyüyen Hâce Mahmûd¸ sonradan Vabkeni'ye taşınıp orada ikâmet eder. Dülgerlik¸ inşaat ustalığı ve sıvacılık yaparak geçimini sağlayan Mahmûd Encîrfağnevî¸ elinde dülgerlik âletleri¸ taş ve toprağı karıştırmakla meşgul olur.[1] Köyünden ötürü Encîrfağnevî olarak anıldığı gibi¸ bazı kaynaklarda "Encer/Encir" kelimesinin lakabı olduğu da belirtilmektedir. "Encer" kelimesi gemi demiri demektir. Tarikatı şeriat esaslarıyla demirleyen bir mürşid olduğu için kendisine bu lakabın verilmiş olabileceği beyan edilmektedir.[2]


Ârif Rivgerî (k.s.)'ye intisap ederek seyr ü sülûkünü tamamlar ve onun halifesi olur. Artık bina inşa etmek yerine gönül inşa etmeye koyulur. Vabkeni mescidinde yıllarca halkı irşad eder¸ müridler yetiştirir.


Mahmûd Encîrfağnevî (k.s.)'nin 685/1286 tarihinde vefat ettiği belirtmektedir.[3] Kabri doğduğu köyünde¸ Encirbağ Köyündedir. Kabri yanında bir mescit ile su kuyusu bulunmakta ve bu suyun şifalı olduğuna inanılmaktadır.


Kendisinin bazı söz ve menkıbeleri¸ müellifi bilinmeyen Makâmât-ı Seyyid Emir-i Hord-i Vâbkenevî adlı eserde toplanmıştır. Hâcegân tarikatını Nakşbendîyye'ye bağlayan ana kol halifesi ise kendisinden sonra Ali Râmîtenî Hazretleri ile devam etmiştir.[4]


Mahmûd Encîrfağnevî (k.s.)¸ orta boylu¸ güleç yüzlü¸ çekme burunlu¸ genişçe ağızlıydı. Teni beyaz¸ sakalı siyahtı. Beyaz sarık sarardı. Musa (a.s.) meşrebinde ve kerameti zâhir bir kâmil velîydi. Esası hafî zikir olan yolun usûlünü hâl ve cezbe galebesiyle¸ mürşidinin işaret ve müsaadesiyle cehrî yapmıştı. Dolayısıyla Encîrfağnevî¸ Hâcegân tarikatında cehrî zikri ilk başlatan kişidir.


 


Hakk'a Yönelten Zikir


Mahmûd Encîrfağnevî zikir ve gönül ehli bir kimse olmakla birlikte ilim meclislerini sever ve zaman zaman oraları ziyaret eder. Yine bir gün Şemseddin Halvânî ve Şeyh Hâfizuddin gibi âlimlerin bulunduğu ilim meclisine varır. Şemseddin Halvânî¸ Şeyh Hâfizuddin'e der ki: "Mahmûd Encîrfağnevî'ye sor bakalım¸ tarikatlarının esası hafî zikir olduğu halde¸ cehrî zikri hangi niyetle yapıyorlar?"[5] Buhara'nın önde gelen âlimlerinden Hâfizuddin Kebîr Buharî de Encîrfağnevî'ye hangi niyetle cehrî zikir yaptığını sorunca ondan şu cevabı alır: "Uyuyanlar uyansın¸ gafiller kendine gelip hakikat yoluna yönelsin¸ istikamet ile şeriat ve tarikata girsinler¸ bütün hayırların anahtarı ve mutlulukların aslı olan hakikî tevbeye ve Hakk'a yönelmeye rağbet etsinler diye cehrî zikir yapıyoruz." Hâfizuddin bu cevabı beğenip "Sizin niyetiniz doğrudur ve bu iş size helâldir." der.[6] Çünkü değişen ve değiştirilen bir şey yoktur ortada. Temel anane yolundadır. Bu tecelli onlarda bir hâlet ve bir hikmet gereğidir. Gizli zikir yolundan aldıkları zikri şimdi açıktan dağıtmaya memur olmuşlardır.[7] Şeyh Hâfizuddin bir başka gün Encîrfağnevî'ye cehrî zikrin kimlere caiz olup kimlere caiz olmadığını¸ gerçek bir zikir ile sahtesinin nasıl ayrılacağını sorar. Encîrfağnevî şu cevabı verir:


"Cehrî zikir ancak¸ dili yalan ve gıybetten¸ boğazı haram ve şüpheli şeylerden arınmış¸ kalbi riya ve gösterişten¸ gönlü de Hak'tan başkasına yönelmekten temizlenmiş olan kişi için caizdir."


 


Ölüm Yaklaşırken Sevdiğiyle Beraber Olanlar


Anlatıldığına göre Gucdevânî'nin halifelerinden Evliya-yı Kebir Buharî'nin talebesi olan Şeyh Dehkan Kılletî hastalanmıştır. Mahmûd Encîrfağnevî¸ onun ziyaretine varır. Şifa dileklerinde bulunduktan sonra huzurundan ayrılır. Encîrfağnevî çıktıktan sonra Şeyh Dehkan şöyle dua eder: "Allah'ım¸ ölümüm yaklaştı. Ölümüm sırasında velî kullarından birini bana gönder de bana yardım etsin¸ işimi kolaylaştırsın." Şeyh Dehkan duasını tamamlar tamamlamaz Mahmûd Encîrfağnevî tekrar içeri girer ve "Ölünceye kadar sana hizmete geldim." der ve vefatına kadar yanından ayrılmaz.


Bu mealde birkaç hatıra da Hulûsi Efendi Hazretlerinin hayatında yaşanmıştır…


Darende'nin yaşlı ihvanlarından Alo Emmi hastalanmış yatağında son anlarını yaşamakta çocukları başında Kur'an okumaktadırlar. Ölüm hali gelip çatmıştır. Çocukları ağlamaya başlarlar. Bu arada Alo Emmi¸ "Susun evlatlarım beni biraz doğrultun¸ Peygamber Efendimiz ve yanında Hulûsi Efendi teşrif ettiler¸ ağlayıp huzuru rahatsız etmeyiniz. Benim sevdiklerim geldi sevgiliye gidiyorum." diye evlatlarını teselli eder.


 


Elbistanlıların bulunduğu bir sohbet esnasında Hu­lûsi Efendi Hazretleri; "Elbistan'da sevdiğimiz Bostan Emmi var. Bize deseler ki: Elbistan'ı mı alırsın¸ yoksa Bostan'ı mı? Biz Bostan Emmiyi alırız." Bu konu ile alâkalı bir de beyit vardır:


Bize Bostan gerek Bostan¸


Bin türlü bostan olsa da Elbistan


Bir defasında Bostan Emmi Darende'ye ziyarete gelerek Osman Hulûsi Efendi'ye "Efendim ben gidiciyim. Ne olur cenaze namazımı siz kıldırın." der. Aradan birkaç gün geçer bir sabah erkenden henüz hiçbir haber verilmediği hâlde Osman Hulûsi Efendi "Oğul arabayı hazırlayın Elbistan'a gidiyoruz. Bostan Emmi vefat etti. Bize vasiyeti var cenaze namazını kıldıracağız." der. O gün Elbistan'a gidilir ve Bostan Emminin cenazesi teşyi edilir.


 


Hulûsi Efendi (k.s.) yine bir sohbetlerinde şöyle anlatırlar:  "Bir Cuma günü Darende'nin ileri gelenlerinden Korkmaz Hafız geldi. ‘Hulûsi Efendi¸ ben yolcuyum¸ cenazemi yıka demeyeceğim. Fakat namazımı sen kıldır¸ kabir taşıma da iki satır kitabe yaz' dedi. Hafız Ağa¸ Allah (c.c.) sana uzun ömürler versin¸ daha çok çay içeceğiz dedim. O da ‘Ben rüyamı gördüm¸ ben yakında yolcuyum' dedi. Üç gün sonra¸ Pazartesi günü vefat etti. Cenaze musallaya konulunca etrafta başka hoca efendiler vardı¸ ben sesimi çıkarmadım. Tam o sırada Hacı Esat Efendi yüksek sesle; ‘Hulûsi Efendi¸ Korkmaz Hafız'ın vasiyeti vardır¸ cena­ze namazını sen kıldıracaksın' dedi. Sonra namazını kıldırdık¸ kita­besini de yazdık." diye buyururlar.[8] Kitabe şöyledir:


 


Muhibb-i hanedân-ı âli Ahmed


Korkmaz-zâde Hacı Hâfız Muhammed


Fenânın koydu fâni lezzetini


Bekânın buldu bâki izzetini


1371 (1952)[9]


 


Köy âşıkları etrafça sevilen hatta yarı ermiş kabul edilip¸ hürmet edilen insanlardır. Çünkü onların sözleri genellikle hakikati yansıtır¸ gerçekleri içerir. Onları "Hakk'ın söylettiğine" inanılır. Kelime hazineleri farklılık arz eder. Genellikle yaşanılan çevre ve hayatın önemli etkenleri tekrar konusu olabilir.


 


Bu tip âşıklardan biri ancak gönlü zengin¸ mütevazı¸ Hakk vergisi bir şair olan Âşık Mevlüt'le 6 Ağustos 2000 tarihinde tanışmıştık. Daha önceden ismini duymuştum ama birkaç kez haber göndermemize rağmen bir türlü fırsat bulup gelememişti. Hulûsi Efendi'ye yazmış olduğu bir şiirini ve bazı şiirlerini daha önce kendinden dinleyen Muhterem H. Hamidettin Ateş Efendi'den duymuştum. Kendilerinin isteği doğrultusunda bu âşığımızın şiirlerini derlemek üzere bir araya geldik uzun röportajlar yaptık. Çeşitli vesilelerle yayınladık.


Âşık Mevlüt; 9 Eylül 2012 Pazar günü yakalandığı mide kanseri hastalığı vesilesiyle son bir kez Somuncu Baba'yı¸ H. Hamidettin Ateş Efendi'yi ziyaret için Darende'ye gelmişti. Bu son arzusunu Allah nasip etmiş¸ çocukları yerine getirmişti. H. Hamidettin Ateş Efendi ile görüştü¸ çay içti¸ sohbet etti. Hasta olmasına rağmen¸ şiir okudu¸ hatıralardan bahsetti… Son olarak¸ "Efendim Allahu âlem vadem yakın son demimde sizi ziyaret etmek¸ duanızı almak istedim¸ artık ölsem de gözlerim açık gitmez¸ sizi gördüm¸  sohbetinize katıldım. Allah bilir ama yakında bu dünyadan göçerim. Cenazemle ilgilenir misiniz?" diyerek ayrılmıştı. 24 Eylül 2012 tarihinde Âşık Mevlüt Hakk'ın rahmetine kavuştu¸ ahirete göçtü. Vefat haberi H. Hamidettin Ateş Efendi'ye ulaşınca müteessir oldu. 15 gün önce âşığın kendisine arz ettiği şekilde¸ vefa borcu olarak birkaç arkadaşımızı görevlendirdi. Bu arkadaşlarımız Âşık Mevlüt'ün köyüne giderek¸ cenaze ve defin işlemleriyle ilgilendiler. Ailesine ve sevenlerine H. Hamidettin Ateş Efendi'nin taziye mesajını ve selamını götürüp¸ âşığın son isteğini yerine getirmeye çalıştılar.


 


Maneviyat Gökyüzünde Kanat Süzenler


Mahmûd Encîrfağnevî (k.s.)'nin kerametleri zâhirdir. Bir gün halifesi Ali Râmîtenî(k.s.) ihvana zikir yaptırırken başucundan geçen beyaz bir kuşun gagasından aynen şu lafızlar duyulur: "Ey Ali! Mert ol! Yapıştığın eteği sımsıkı tut! Mürşidine bağlan! Ahdini bozma!" Zikir halkasında bulunan müridleri şaşkına çeviren ve kuşun ağzından dökülen bu cümlelerin ardından Ali Râmîtenî der ki: "Bu şeyhimiz Mahmûd Encîrfağnevî'nin sesidir. Bizi uyarıyor ve âgâhlığa çağırıyor." Encîrfağnevî'nin beyaz büyük bir kuş şeklinde havada uçtuğu ve halifesi Ali Râmîtenî ile konuştuğu anlatılmaktadır.


Kuş şekline girme motifine Türk velîlerine ait menkıbeler arasında da sıkça rastlanır.[10] Yazımızı aynı gerçekleri hatırlatan birkaç hatıra ile bağlayalım:


H. Hamidettin Ateş Efendi¸ vakıfta odasında bulunduğu bir sırada bir su bülbülü gelir odanın penceresine vurur. H. Hamidettin Efendi görevli arkadaşları çağırarak ‘Bülbülü takip edin' buyurur. Takip edildiğinde kuşcağızın yuvasının böcekler tarafından talanmış olduğu görülür¸ yavruları zor durumdadır¸ himmetleriyle yuva böceklerden temizlenir. Su Bülbülü ise bu işlemden sonra¸ pencereye gelerek birkaç kez vurur ve döner. Aslında bu bir teşekkürdür.


Yine H. Hamidettin Ateş Efendi¸ 2011 yılındaki Umre ziyaretinde¸ Mescid-i Nebevî'nin müezzini Üsam Buhari'yle sohbeti sırasında¸ "Göreviniz esnasında harikulade olaylarla karşılaştınız mı?" diye sorar. Üsam Buhari şöyle cevap verir: "Birçok olayla karşılaştım ama birini örnek vereyim. Bir gün sabah ezanını okurken¸ ezan esnasında¸ Babus-selamdan beyaz renkli kanatları açık şimdiye kadar hiç görmediğim bir büyük kuş içeri girdi. Peygamberimizin hücre-i saadetini ziyaret ederek Bâkî kapısından çıkıp gitti. Aslında biz kuş gibi gördük ama Allahu â'lem bir kâmil insan ruhu veya kuş suretinde melekti."


Aynı yıl H. Hamidettin Ateş Efendi ve bazı arkadaşlar otel odasında otururlarken¸ gökyüzünde Kâbe-i Muazzama'nın etrafında tavaf eder gibi uçan büyük kuşları görürüler. H. Hamidettin Ateş Efendi yanındakilere "Bunları kuş gibi görmeyin¸ insanlara çok şey anlatıyor." diye buyurur.


Mevlânâ Celaleddin Rumî Hazretleri de kendi üstadını devlet kuşuna benzetiyor ve şöyle diyor…



"Tebrizli Şems devlet kuşu¸ padişahın kutluluk göğünde¸ yücelere doğru uçuyor da uçuyor."


Maneviyat gökyüzünde kanat süzen yüce ruhlara selam olsun…






 






[1]   Hamid Algar¸ "Fağnevî"¸ DİA¸ İstanbul 1995¸ c. XII¸ s. 73.



[2]   H. Kamil Yılmaz¸ Altın Silsile¸ Erkam Yay.¸ 1994¸ s. 93.



[3]   Harîrî-zâde¸ Tibyân¸ c. III¸ vr. 201a.



[4]   Kadir Özköse-H.İbrahim Şimşek¸ Altın Silsileden Altın Halkalar¸ Nasihat Yay.¸ Ankara¸ 2009¸ s. 187.



[5]   Yılmaz¸ Altın Silsile¸ s. 93.



[6]   Safî Ali b. Hüseyin Vaiz el-Kaşifî¸  Reşahâtu ayni'l-hayât¸ Çev. Mehmet Rauf Efendi¸ İstanbul 1291¸ s. 51-52.



[7]   Yılmaz¸ Altın Silsile¸ s. 94.



[8]   S.B.A.K.M. Arşivi¸ Röportajlar Dosyası¸ nr. 9/93-5.



[9]   Osman Hulûsi Ateş¸ Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul 2006¸ s. 231.



[10] Necdet Tosun¸ Bahâeddîn Nakşbend: Hayatı¸ Görüşleri¸ Tarikatı¸ İnsan Yay.¸ İstanbul 2002¸ s.  59.

Sayfayı Paylaş