LATÎFE LATÎF GEREK

Somuncu Baba

"Haber veriniz ki: O¸ Cennete koca karı
olarak girmeyecek! Çünkü yüce Allah "Biz¸
cennet kadınlarını¸ dünyadaki yaratılışlarına
benzemeyen bir yaratılışta yarattık. Onları¸
bâkireler kıldık. Onlar¸ kocalarına gönülden
âşıktırlar ve hepsi de birbirinin yaşıtıdır." (Vâkıa
suresi¸ 35-37) buyuruyor¸ diye haber gönderir.

Latîf olsa latîfe hoştur elbet


Velâkin hâriç olmaya edebden


 Kastamonulu Beyânî


(Latife güzel olunca¸ edep dairesinin dışında olmayınca güzeldir¸ hoştur.)


 


İnsanlar yaratılışının gereği birbirleriyle zaman zaman şaka yapma gereği de duyar. Şaka¸ hayatın bir nevi tadı tuzudur. Fakat şakanın mutlaka bir dozu olmalıdır. Başkasına maddî veya manevî bakımlardan zarar verecek davranışlar şaka olamaz. Başkasının hoşuna gitmeyecek söz ve hareketler de şaka değildir. Muhatabının¸ duyduğu zaman hoşlanmayacağı¸ üzüleceği isimlendirmeler¸ lakap takmalar da şaka değildir. Eskiler güzel bir ölçü koymuş bunun için: Latife latif gerek. Yani yapacağımız latifeler insanda bir güzellik duygusu uyandırmalı¸ ince bir düşünce olmalı latifede.


Müslümanlar için bir ölçü olan Peygamber Efendimiz "Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkasına yapma." buyurmuş ve rivayetlere göre O da zaman zaman latifeler yapmıştır. İşte Peygamber Efendimizden iki güzel latife:


Cennete Kocakarılar Giremez


Bir koca karı¸ Peygamberimize gelip "Ya Resûlallah! Beni¸ Cennete koyması için Allah'a dua et!" dedi. Peygamberimiz "Ey Ümmü filan! Yüce Allah¸ koca karıyı¸ Cennet'e koymaz!" buyurdu. Namaz vakti girince¸ Peygamberimiz¸ namaza çıktı. Peygamberimiz¸ namazdan dönünceye kadar¸ kadıncağız¸ ağladı durdu. Hz. Aişe¸ Ya Resûlallah! "Koca karı¸ Cennete girmez!" dediğin için¸ bu kadıncağız¸ ağlayıp duruyor¸ dedi. Peygamberimiz¸ güldü. "Haber veriniz ki: O¸ Cennete koca karı olarak girmeyecek! Çünkü yüce Allah "Biz¸ cennet kadınlarını¸ dünyadaki yaratılışlarına benzemeyen bir yaratılışta yarattık. Onları¸ bâkireler kıldık. Onlar¸ kocalarına gönülden âşıktırlar ve hepsi de birbirinin yaşıtıdır." (Vâkıa suresi¸ 35-37) buyuruyor¸ diye haber gönderir.


Gözlerdeki Beyazlık


Peygamber Efendimizin dadılığını yapmış bulunan Ümmü Eymen¸ bir gün Peygamber Efendimize gelerek O'na:


-Ya Resûlullah¸ kocam sizi çağırıyor¸ der. Bunun üzerine Peygamber Efendimizle dadısı arasında şu konuşmalar geçer:


Allah Rasûlü:


-O da kim¸ hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?


Ümmü Eymen¸ heyecanlanır:


-Kocamın gözlerinde beyazlık yok¸ yâ Resûlullah! Fahr-i kâinât efendimiz ısrar eder:


-Evet¸ gözlerinde beyazlık var!


Bir anda beti benzi atmış olan Ümmü Eymen:


-Vallahi yok¸ ya Resûlallah!" diye yeminler etmeye başlar. Âlemlere rahmet¸ o güzel nebî¸ dadısının bu nükteyi anlayamadığını fark ederek¸ onu tesellî eder:


-Hiçbir insan yoktur ki¸ gözlerinde beyazlık bulunmasın!



Bazı Dîvân şairleri şiir yoluyla latife yapmışlardır. Edebiyatımızda çokça örneği bulunan bu latifelerin bir kısmı içinde estetik güzellikler de bulunan latifelerdir. Bu tür şiirlere hezl (hezel) deniyor. Hezellerde incitme¸ yerme¸ kötüleme amacı yoktur. Hatta bazı kendinden habersizleri kendine getirme düşüncesi vardır.


Hâkî¸ Dîvân edebiyatının nüktedan şairlerinden biridir. Anlaşılan bir vezire kaside yazıyor¸ fakat bunun karşılığında umduğunu alamıyor. Bunun üzerine şöyle bir beyit söylüyor:


Gel beyim sen vezareti bana ver


Beni medheyle gör atâ nic'olur


(Gel beyim sen vezirliği bana ver. Beni öv de bağış nasıl olurmuş gör.)


Latifenin bazı insanları kendine getirmek için de bir araç olarak kullanıldığını söylemiştik. Mesela Dîvân şairlerinden biri olan Kebirî¸ son derece gururlu biri olduğu için çağdaşı şairlere kibrinden dolayı önem vermezmiş. Bu yüzden onlar da Kebirî'yi şairden saymazlar¸ şiirlerine değer vermezlermiş. Kâtip Şevkî isimli bir şair Kebirî hakkında şu kıtayı söylüyor:


Kebirî şi'r-gûlar arasında


Hemîn ta'dâd içinde sıfra benzer


Tezâyüd verir a'dâda egerçi


Hesâba saymaz anı ehl-i defter


(Kebirî¸ şairler arasında¸ sayılar içindeki sıfıra benzer. Sıfır¸ sayılara fazlalık verse de muhasipler onu hesaba katmaz.)


Nüktede mutlaka incelik olmalıdır. İncelik için de zekâ gerektiği muhakkak. Zararsız ve zekice yapılan latifede estetik vardır¸ diğerleri kaba şakadır.


İznikli Celilî¸ günahlarının çokluğunu biliyor¸ dolayısıyla günahların karşılıksız kalmayacağını da anladığı için kurtuluş yolunu deliliğe vurmakta buluyor. Hani deliler mükellef olmaktan kurtuluyor ya!


Dopdolu harf-i cünûndur nâme-i âmâlimiz


Ey kirâmen kâtibîn mâzûr dut ahvâlimiz


(Amel defterimiz baştanbaşa cinnet harfleri ile doludur. Ey yaptıklarımızı yazan kâtip¸ bizim halimizi hoş gör.)


Bir başka şairimiz de amel defterinin olumsuz anlamda kabarık olduğunu bildiği için Allah'tan kendisinin yerine amel defterinin yakılmasını arzu ediyor. Güya günahlar kendinin değil de günahların yazılı bulunduğu amel defterinin…


Bakma ya Râb sevâd-ı defterime


Ânı yak ateşe benim yerime


(Ya Rab¸ benim günahlarla kararmış bu siyah defterime bakma. Ne olur¸ benim yerime onu ateşe –cehenneme- at!)


Kastamonulu Beyânî¸ insanların latîfeye de ihtiyacının olduğunu biliyor. Fakat latîfenin ince olması¸ insanda güzellik duygusu uyandırması gerektiğini söylüyor. Hele bir şart daha var onun hiç ihmal edilmemesi gerekir ki o da edep dairesinde olmalı. Şair şunu demek ister: Edep¸ hayâ duygularını zedeleyen sözler¸ fıkralar¸ şakalar insanları bir anlık güldürse bile bunları konuşmanın da dinlemenin de bedeli olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir.

Sayfayı Paylaş