KUR’ÂN-I KERİM’DEKİ VAKF İŞARETLERİ SECAVEND

Somuncu Baba

“Vakf; mânâyı tamamlamak için kurrâ’nın tesbit ettiği yerlerde durmak; mânânın bozulmayacağı belirli yerlerden başlamak sûretiyle kırâatde edâ keyfiyetinin bilinmesini sağlayan yüce bir ilimdir.”

Kur’ân-ı Kerim¸ bütün İslâmî ilimlerde olduğu gibi Türk-İslâm Edebiyatı’nın da ilk temel kaynağıdır. Türkler¸ İslâm dinini kabul etmeleriyle birlikte yeni bir edebiyat oluşturmuşlar ve bu edebiyat çerçevesinde meydana getirmiş oldukları edebî ürünlerin tamamında Kur’ân-ı Kerim’den doğrudan veya dolaylı bir şekilde yararlanmışlardır.


Şairlerimiz¸ tertip etmiş oldukları Dîvân ve Mesnevî türü eserlerde¸ işledikleri konuya ilişkin âyetlerden lâfzî ve mânevî iktibaslar yapmışlar¸ ayrıca Kur’ân-ı Kerim’le ilgili edebî türler de oluşturmuşlardır.


Kur’ân-ı Kerim’de yer alan peygamber kıssalarından hareketle oluşturulan Yûsuf u Züleyh⸠Süleyman-nâme¸ Halil-nâme isimlerini taşıyan müstakil mesnevîler dışında¸ manzum esmâ-ı hüsnâlar¸ manzum kırk âyet ve müstakil sûre tercümeleri[1]¸ sûrelerdeki âyet sayılarıyla ilgili mesnevîler[2]¸¸ şairlerimizin Kur’ân-ı Kerim’le ilgili meydana getirmiş oldukları edebî eserlerden bazılarıdır. “Bazılarıdır” diyoruz¸ çünkü yapılan yeni araştırmalarla birlikte yeni belge ve bilgilere ulaşılmaktadır. Bu makalede üzerinde duracağımız “secâvend”le ilgili manzûme de buna bir örnek mâhiyetindedir. 


Harflerin mahrec ve sıfatlarına uymak sûretiyle Kur’ân-ı Kerim’i hatasız okumayı öğretmek üzere meydana getirilen Tecvîd ilmi[3]¸ Kur’ân okuyuşu ile ilgili çeşitli hususları ihtiva eden bir ilim dalıdır. Bu ilim içerisinde yer alan konulardan birisi de Vakf ve İbtidâ’dır.


“Vakf”; mânâyı tamamlamak için kurrâ’nın tesbit ettiği yerlerde durmak; mânânın bozulmayacağı belirli yerlerden başlamak sûretiyle kırâatde edâ keyfiyetinin bilinmesini sağlayan yüce bir ilimdir[4]. Bir başka tarifi de şöyledir: “Okumaya tekrar başlamak sûretiyle¸ nefes alacak zaman kadar sesi kesmeye vakf denir.”[5] “İbtidâ” ise vakfın zıddı olup bir şeye ilk defa başlamaya denilir. Bu durum hem Kur’ân okumaya başlama hem de durduktan sonra tekrar başlama olarak ifade edilir.


Bilindiği üzere Kur’ân-ı Kerim’de nokta ve virgül gibi noktalama işaretleri bulunmamaktadır. Bu da durma ve durmama noktasında bazı problemler ortaya çıkarmaktadır. Durulması gereken yerde durmamak ya da durulmaması gereken yerde durmak âyetin anlamına zarar verecektir. Bundan dolayı vakf¸ âyetlerin anlaşılması veya yanlış anlaşılmaması yönüyle önemlidir. Kur’ân okuyan herkesin Arapça bilemeyeceği¸ dolayısıyla Arap dilinin inceliklerine vâkıf olamayacağı yönüyle bakıldığında vakf işaretlerinin önemi anlaşılacaktır. Bu nedenle kırâatla ilgili eser meydana getiren yazarlar bu konu üzerinde önemle durmuş¸ Kur’ân okuyuşu sırasında durulması ve durulmaması gereken yerlerle ilgili bir takım işaretler geliştirmişlerdir. Vakf ve ibtidâ ile ilgili ilk eser el-Kisâî (ö. 804)’nin hocası Muhammed b. Hasan er-Ruâsî’e aittir.[6] Aynı konuyla ilgili birçok müellif tarafından eserler yazılmış olmasına rağmen Muhammed b. Tayfûr es-Secâvendî (ö. 1165) tarafından düzenlenen işaretler kabul görmüş ve İslâm dünyasında kullanılmıştır. Bu sebeple vakf işaretlerine müellifin ismine nispetle Secâvend denilmiştir. Bu işaretlere bazı kıraat âlimleri tarafından ilaveler de yapılmıştır.[7] 


Süleymaniye Kütüphanesi Dârü’l-Mesnevî Bölümü no: 4’te kayıtlı bir yazma içerisinde 331b yaprağında bulunan ve altı beyitten oluşan bir manzûme secavendle ilgilidir. Manzûmenin şairi belli değildir ve şiirde mahlas da kullanılmamıştır. Şiire bir başlık verilmediği gibi¸ manzûmenin telif tarihi de bulunmamaktadır. Öğreticilik vasfı bulunan manzûmenin dili oldukça sade ve anlaşılır özelliktedir.  Fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün vezniyle ve mesnevî nazım şekliyle kaleme alınan bu manzûmede altı vakf harfine yer verilmiştir. Bu harfler şunlardır: Cim¸ Ze¸ Tı¸ Sâd¸ Mîm ve Lâmelif.


Cim harfi¸ durulması câiz olan işaretlerden olarak bildirilir. Bu harfte durmak evlâ geçmek ise câizdir.


Ze harfi¸ “vakf-ı mücevvez” olarak bildirilmektedir. Bu harfte geçmek¸ durmaktan daha evlâ olarak görülmektedir. 


Tı harfi¸ “vakf-ı mutlak”ın alâmeti olarak görülmektedir. Her nerede bu harf varsa orada durmak gerekir. Şair¸ bu harfte geçilmemesini tavsiye eder.


Sad harfi¸ “vakf-ı murahhas” olarak bildirilmektedir. Bu harf¸ çaresizlik halinde (âyetin uzun olması ve nefesin yetmemesi gibi zorunluluk durumlarında) durulmasında ruhsat olan bir harftir.


Mim harfi¸ mutlaka durulması gereken bir yerin işaretidir. Şair¸ bu harfin bulunduğu yerde durmayıp geçildiğinde (âyetin anlamı bozulacağından) şüphesiz küfre düşme korkusu vardır demektedir.


Lâmelif harfi¸ durulmaması tavsiye edilen ve geçilmesi önerilen bir harftir.


Bu altı harfin dışında da vakf işaretleri kullanılmakta olmasına rağmen[8] şair sadece altı harften bahsetmiştir. Bu yönüyle baktığımızda şairin yaptığı bu tasnif¸ Muhammed b. Tayfûr es-Secâvendî’nin yaptığı tasnife uymaktadır. Bahsettiğimiz manzûme şöyledir.


 


 


Fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün


 


Cim câiz geçme andan hem revâ


Durmağın evlâdurur bilsen sana


 


mücevvez anda dahi durdular


Geçmeği durmakdan evlâ gördüler


 


nişân-ı vakf-ı mutlak oldı bil


Kande bulsan tur andan geçme gil


 


Sâd vakfında murahhas didiler


Hâlet-i dermândelikde durdılar


 


Mîm lâzım vakfdan oldı nişân


Geçse havf-i küfr vardır bî-gümân


 


Lâmelif gelse revâ geç durma gil


Hîç tevakkuf kıluben dem urma gil


 






[1] Bkz. Alim Yıldız¸ “Prof. Dr. Nusret Çam’ın ‘Şiir Diliyle Kur’an-ı Kerim Meali’ Münasebetiyle Kur’an’ın Şiirle Meali Üzerine”¸ Kur’an Mealleri Sempozyumu Sempozyumu¸ Ankara 2007¸ C. II¸ s. 87-103.



[2] Bkz. Alim Yıldız¸ “Şakir Ahmed Paşa’nın “Tertîb-i Nefîs” Mesnevîsi”¸ C.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi¸ Sivas 2008¸ XII/2¸ s. 179-223.



[3] Bkz. İsmail Karaçam¸ Kur’ân-ı Kerîm’in Fazîletleri ve Okunma Kâideleri¸ 15. Baskı¸ İstanbul 2009¸ s. 165.



[4] Nihat Temel¸ Kur’ân Kırâatında Vakf ve İbtid⸠İstanbul 2001¸ s. 41-42.



[5] Abdurrahman Çetin¸ Kur’an Okuma Esasları¸ 7. Baskı¸ Bursa 2009¸ s. 259.



[6] İsmail Karaçam¸ age¸ s. 321.



[7] Konuyla ilgili tasnif yapanlar için bkz. Nihat Temel¸ age¸ s. 65-79.



[8] Diğer harflerle ilgili bkz. İsmail Karaçam¸ age¸ s. 327-337; Nihat Temel¸ age¸ s. 73-81; Abdurrahman Çetin¸ age¸ s. 268-270. 

Sayfayı Paylaş