KALBİN DOĞRULUĞU

Somuncu Baba

""Kişi hangi makam ve meşrepte ise herkesi de
kendisi gibi görür. Mesela mavi cam güneşi mavi¸
kırmızı cam da kırmızı gösterir. Tıpkı bunun gibi kimin
işi kötülükse herkesi kötü sanır."

Mevlânâ Hazretleri Mesnevi'de insanları farklı renkteki camlara benzetir ve “Kişi hangi makam ve meşrepte ise herkesi de kendisi gibi görür. Mesela mavi cam güneşi mavi¸ kırmızı cam da kırmızı gösterir. Tıpkı bunun gibi kimin işi kötülükse herkesi kötü sanır. Sen âlemin bir parçasısın ve âlemi kendi renginde görürsün. Sen dönsen başın döner ve evi de dönüyor sanırsın yahut gemiye binsen sahilin hareket ettiğini sanırsın. Gönlün bir sıkıntıyla daralsa bütün dünya daralmış gelir¸ dostlarla beraber olunca da her yer sana gül bahçesi görünür. Şam'a ve Irak'a giden birçokları orada küfür ve nifaktan¸ Hind ve Herat'ta alışverişten¸ Çin ve Türkistan'da ise hileden başka bir şey görmezler. Öküz Bağdad'ı baştanbaşa gezse onun göreceği sadece karpuz kabuğudur¸ eşeğinse gözü samana bağlanmıştır… ” der. Mevlânâ'nın bütün bu fikirlerini onun aşağıdaki beyitleriyle özetleyebiliriz:


Ger büved firdevs ü enhâr-ı behişt


Çün füsürde yek sıfat şüdgeştzişt


Çenber-i dîd-i cihânidrâk-i tüst


Perde-i pâkân-ı his nâ-pâk-ı tüst


Müddeti hisrâbi-şûz'âb-ı ayan


Inçünindâncâme-şûy-ı sûfiyan


Çünşüdi tu pâk perde ber-künend


Can-ı pâkân-ı hîşber-tu mizenend 


Bir sıfatta gönlü donup kalan¸ cennette¸ cennet ırmaklarıyla da olsa orası kendisine çirkin gelir.


Dünyayı görmen idrak penceren kadardır. Kirli hislerin temiz şeyleri görmene mani olur. O halde görme hissini görüş suyuyla yıka. Bil ki sûfilerin çamaşır yıkaması böyledir. Zira sen temizlenince perde kalkar ve temiz canlar sana koşarlar.


 


Sevgili okuyucu! Bütün bu tespitlerden sonra istersen bir an için okumaya ara ver ve kendini bir yokla. Eşin¸ dostun¸ ailen¸ çevren hâsılı bütün bu âlem senin gözüne nasıl görünüyor? Beyaz mı¸ siyah mı¸ mavi mi? Eğer her şey kötü ve çekilmez geliyorsa¸ kötülükler iyiliklerden fazla görünüyorsa senin de yukarıda bahsedilen tarzda bir göz banyosuna ihtiyacın var demektir. Öyle ki bu banyo neticesinde kâinat senin gözlerine de Haşim'in aşağıdaki mısralarında tasvir ettiği şekilde görünmeye başlasın:


Seyreyledim eşkâl-i hayatı


Ben havz-ı hayalin sularında


Bir aks-i mülevvendir anınçün


Arzın bana ahcâr u nebâtı


Şair ezcümle şöyle diyor: Ben hayatın bütün hadiselerini önce kendi hayal havuzumdan geçirerek¸ onun renklerine boyayarak seyrettim. Bu sebeple yeryüzünün bitkileri ve taşları bana gerçek renkleriyle değil bu havuzun renkleriyle görünürler. Demek oluyor ki;  her göz¸ eşyayı istediği renge boyayan bir ressam gibi dış dünyayı değiştirerek algılamaktadır. Bu algılama gerçeği iki türlü değiştirebilir. Sözgelimi suizan beyazı siyah görmektir¸ hüsn-i zan ise bazen siyah olanı beyaz gösterir. Şüphesiz ikincisi daha erdemli olmakla birlikte bunların ikisinde de hakikate aykırılık ihtimali mevcut… Bu yüzden Mevlânâ beyaz ve renksiz camı¸ gerçeği daha doğru belirttiği için diğer camların imamı kabul ediyor. İşte hakikati olduğu gibi gösteren din rehberleri böyle beyaz cam gibidirler. Hz. Mevlânâ aşağıdaki hikâyede beyaz cama benzeyen ulu insanların önce kendi kusurlarını görmelerine ve düzeltmeye kendi kendilerinden başlamalarına şu örneği veriyor:


 Kendini Düzelt ki Her Şey Düzelsin


Bir keresinde Hz. Süleyman'ın tahtına tersinden bir rüzgâr esti. O da:


– Ey rüzgâr doğruluktan ayrılmasana¸ diye onu ikaz etti. Rüzgâr:


– Ey Süleyman¸ asıl sen doğruluktan ayrılma. Sen doğru oldukça ben ters esemem¸ karşılığını verdi.


Sonra Hz. Süleyman bir baktı ki başındaki tacı da eğilmiş… O¸ tam sekiz defa tacını düzeltti ama her keresinde taç kendiliğinden eğiliyordu. Sonunda taç şöyle dedi:


– Beyhude gayreti bırak! Beni yüz kere de doğrultsan sen doğrulmadıkça ben de doğrulmam.


Bunun üzerine Hz. Süleyman kendi kalbine nazar etti ve gördü ki orada bir (Peygamberlere mahsus hatalardan sayılan zelle) beşerî eğrilik var. Hemen tevbe edip onu doğrulttu. Bundan sonra başındaki taç düzeldi. Öyle ki Süleyman denemek için onu kasten eğrilttikçe taç kendiliğinden doğrulurdu. Eğer sende de bir gam zuhur ederse sebebi kendinde ara başkasını itham etme! Firavun gibi olma ki o dışarıdaki çocukları öldürüyor ama kendi düşmanını/ Hz. Musa'yı/ sarayında besliyordu. Ey Firavun sen ne zamana kadar suçsuzları öldürecek¸ düşman nefsini besleyeceksin! Ne zamana kadar aybı dışarıda arayacak kendi aybını büyüteceksin! 


Hz. Mevlânâ'nın her şeyin insanın kendini düzeltmesine bağlı olduğuna örnek olmak üzere anlattığı¸ Hz. Musa zamanında Mısır'da geçen ikinci bir hikâye ile yazımızı tamamlayalım:


 Kıpti ve Su


Hz. Musa'yı inkârına ceza olmak üzere Allah'ın¸ Firavun ve onun halkına verdiği cezalardan biri de şu idi: Nil¸ İsrailoğulları içerken su idi ama bir Kıpti tasını daldırınca kan kesiliyordu. Susuzluktan helak olma derecesine gelen bir Kıpti eski arkadaşı olan bir Yahudi'ye halinden şikâyet ederek;


– Ne olur¸ geçmiş dostluğumuzun hakkı için benim tasımı al¸ kendin için doldur ve sonra da bana ver¸ dedi. Yahudi tası doldurdu ve yarısını içti öbür yarısını arkadaşı olan Kıpti'ye verdi. Ancak Kıpti ağzına götürür götürmez tastaki su yine kara kana döndü. Adam bu işe şaştı kaldı ve çaresini sordu. Yahudi ona dedi ki:


– Bu küfür sende mevcutken suyu içemezsin. Onu takva sahiplerinden başkası içemez; çare senin Firavun yolunu bırakıp Musa'ya intisap etmendir.


Bunun üzerine Kıpti berikinden kendisi için hidayet duası talep etti. Yahudi daha duasını bitirmeden Allah'ın hidayeti tecelli etti. Kıpti suyu kendisine uzatan arkadaşına şöyle dedi;


– Artık gözümde o suyun bir kıymeti kalmadı. Hak bana öyle bir şerbet lutfetti ki bana ta kıyamete kadar susamak yok. 

Sayfayı Paylaş