İSTANBUL'UN ŞAİR FATİHİ

Somuncu Baba

“Selâtin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller¸ mürettep kasideler ve kıt’alar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.”

“Selâtin-i muazzama-i Osmaniye içinde mükemmel gazeller¸ mürettep kasideler ve kıt’alar inşası ile ibtida tertib-i divan eden Hazret-i Fatih’dir.”
Âşık Çelebi
Osmanlı sultanlarından söz ederken II. Mehmed denildiğinde aklımıza öncelikle kuvvetli ve kudretli bir hükümdar gelecektir. Böyle olması da son derece doğaldır; çünkü onun Osmanlı sultanları içerisinde çok özel bir yeri vardır. İstanbul’u fethederek¸ bir çağı(orta çağı) kapatıp başka bir çağı(yeni çağı) açarak cihan tarihinin en mühim olaylarından birini gerçekleştirmiştir. Bu önemli olayda onun siyasî ve askerî dehası çok büyük bir rol oynamış¸ bu durum haklı olarak ona “Fatih” ve “Sultan-ı İklim-i Rum” unvanlarını kazandırmış¸ artık II. Mehmed olarak değil Fatih Sultan Mehmed olarak anılmasını sağlamıştır.
Fatih’i büyük ve önemli kılan bir hususiyeti ise onun şairliğidir. Bu durum en başta¸ pek çok Osmanlı sultanı gibi onun da ilim¸ kültür ve sanat meseleleriyle ne kadar ilgili olduğunu gösteren bir durumdur. Osmanlı devleti Fatih ve onun gibi bu konulara önem veren çalışmalarıyla sadece askerî ve ekonomik anlamda güçlü bir devletin sultanları olmamışlar¸ Osmanlı kelimesini bir devletin adı olmanın yanı sıra bir kültür ve medeniyetinin de adı yapmışlardır. Bugün Osmanlı şiiri¸ Osmanlı kültürü yahut medeniyeti derken bu başarının Fatih ve onun gibi ilim¸ kültür ve sanat ehli sultanların sayesinde gerçekleştiğini belirtmek bir vicdan borcu olacaktır.
Fatih’i hem sultan hem de sanatkâr yapan hususlar¸ o daha küçük yaşlarında iken başlamıştır. Her şehzade gibi çok ciddi bir eğitimden geçmiş¸ Şeyhülislam Molla Gürani¸ Ak Şemseddin¸ Molla Husrev¸ Sinan Paşa¸ Ciriaco Anconitano¸ Maria Angiolle gibi ünlü isimlerden dersler alarak kendini çok iyi yetiştirmiş ve bu durum ona “Osmanoğullarının gelmiş geçmiş en bilgin sultanı” unvanını kazandırmıştır. Üstelik bu eğitim sadece İslami bilgilerle sınırlı olmamış¸ o hemen her konuda eğitim görmüştür. Onun Arapça ve Farsça’nın yanında Yunanca¸ Latince¸ İbranice¸ Sırpça ve İtalyanca bildiğini söylemek ilim ve kültür dünyasının genişliği hakkında bize yeterli fikri verecektir.
Fatih’in eğitim gördüğü alanlar içerisinde ise güzel sanatların bilhassa edebiyat¸ musikî ve resmin daha özel bir yeri vardır. Küçük yaşlarından itibaren kendini bir edebiyat ortamı içerisinde bulan Fatih¸ Osmanlının fikir ve sanatta bereketli bir çağında yaşadı. Bu gelişme doğal olarak saraya da yansıdı. Himayesi altına aldığı ünlü şairlerle sarayını bir anlamda bir “şiir akademisi” haline getirdi. Böylece devrinde Ahmed Paşa¸ Sinan Paşa¸ Melihi¸ Kabuli¸ Hamidi ve Necati gibi büyük üstadlar Osmanlı şiirini zirveye taşıyan isimler oldular. Onun şairlere verdiği değeri anlamak için Kınalızâde’nin şu cümlelerine bakmak yeterli olacaktır: “Zât-ı saâdet penâhi¸ şuara-yı zemân ile sohbet edüp bu tâifeye küllî meyl ü rağbet ederler idi.”
Fatih¸ yaratılışından da gelen böyle bir şiir kabiliyeti ile böylesine zengin ve bereketli bir edebiyat ortamında şiirler yazmaya başladı. “Avni” mahlasıyla yazdığı bu şiirler ve sonunda tertip ettiği Divan’ı Türk edebiyatı içerisinde önemli bir yerde değerlendirilir. O¸ her şeyden önce bir şiir heveslisi değil¸ ustalık kazanmış bir şairdir. Yazdıklarında taklitçilik¸ devrinin ünlü şairlerine özenme gibi bir durum görülmez. Mısraları son derece sağlam¸ dış güzelliğe sahip¸ mazmun ve mevhumları yerli yerinde kullanan bir şair hüviyetindedir. Şiirlerinde vezin aksamaları neredeyse yoktur. Üslubu ise devrinin özelliğini de yansıtacak şekilde oldukça süslüdür.
Fatih’in şiirleri¸ bu yüzden kendini çok iyi yetiştirmiş bir sanatkârın duygu ve düşüncelerini çok içten yansıtan mısralardan oluşur. Bilhassa bilgi ve hayal unsurları bakımından son derece zengindir. Bu zenginlik içerisinde tasavvufi duyuş ve düşünüş de hemen dikkati çeken bir özelliktir. Bir cihangirden sade bir dervişin tavrı ve yaşayışı beklenemez ama bu şiirlerde son derece belirgin bir tasavvuf meyli hemen dikkati çeker. Cihangir olarak muhteşem duruşu¸ şiirlerinde mütevazi bir hale döner. Burada aşk karşısındaki teslimiyetçi tavrı¸ onun şiir yazarken bir hükümdar olarak değil¸ duyan¸ düşünen¸ üzülen¸ sevinen herhangi bir insanın pisokolojisi hâkimdir. Böylece lirizm¸ mecaz ve sembolizm bütün büyük şairlerde olduğu gibi onda da en belirgin hususiyete dönüşür.
Fatih’in sayıca çok fazla olmayan bu şiirleri sonradan Divan haline getirilmiştir. Bu Divan’ın yazma nüshası Ali Emiri Efendi tarafından bulunmuş olup sonradan Latinize şekilleriyle de yayımlanmıştır. Bu anlamda ilk çalışma fethin 500. yılı münasebetiyle Saffet Sıtkı Bilmen tarafından hazırlanan ve 1944 yılında basılan nüshadır. Bir başka çalışma ise 1946 yılında Kemal Edip Kürkçüoğlu tarafından yapılmıştır. Fatih’in şiirleriyle ilgili çalışmalar sonraki yıllarda da devam etmiş¸ 1922 yılında Ahmet Aymutlu¸ 2001’de İskender Pala ve son olarak da 2004 yılında Muhammed Nur Doğan tarafından bu şiirler neşredilmiştir.
Fatih¸ cihangirliği kadar şairliği yönüyle de günümüz kültür ortamına taşınması gereken isimlerdendir. Çünkü onun şairliği orta seviyede bir şairlik değildir. Tek işinin şiir olmaması sebebiyle onu bir Şeyhi¸ bir Ahmed Paşa¸ bir Necati olarak göremesek bile yine de devrinin edebiyat ortamı içerisinde büyük şairler zümresinden saymak gerekir. Zira onun şiirleri doğu ve batı kültürlerini çok iyi özümsemiş¸ devrinin bütün ilmî¸ kültürel¸ siyasî¸ felsefî ve entelektüel birikimini yansıtan metinlerdir. Son derece orijinal söyleyişe sahip oldukları için Mesela Fuzuli¸ Nevai gibi şairleri etkilemiş bir isimdir. Şu örnek bu durumun müşahhas bir delili sayılmalıdır:
Aşk içinde kimi yâr idem kime hâlim diyem
Düşmen oldular senün-çün dostum âlem bana
(Fatih)
Dostum âlem senün-çün ger olur düşmen bana
Gam degül zîrâ yetersin dost ancak sen bana
(Fuzuli)
Devrinin tezkirecilerinden Sehi Bey’in şu sözleri bu büyük hükümdar-şairin sanat gücünü göstermeye yetecek ifadelerdir: “Suhengüzarlığı ile fesâhat ve belâgatlerin şerh ve tavsif etmek murâd olunsa haşredek itmâma yetişmez.”

Sayfayı Paylaş