İSTANBUL BENİM CANIM…

Somuncu Baba

Geçtiğimiz Mayıs ayında fethinin 552. yılını kutladığımız İstanbul¸ Hz. Peygamber’in -bizzat- işaret ettiği¸ dünyanın en önemli şehirleri arasında sayılmasının yanı sıra¸ belki de hakkında en çok yazı ve şiir yazılan medeniyet kavşaklarından biri. Örneğine az rastlanır bu mazhariyet¸ şehrin jeopolitik konumundan çok¸ dünya medeniyet tarihi için üstlendiği anlam ve bu medeniyete kattığı değerle de ilgilidir.

Geçtiğimiz Mayıs ayında fethinin 552. yılını kutladığımız İstanbul¸ Hz. Peygamber’in -bizzat- işaret ettiği¸ dünyanın en önemli şehirleri arasında sayılmasının yanı sıra¸ belki de hakkında en çok yazı ve şiir yazılan medeniyet kavşaklarından biri. Örneğine az rastlanır bu mazhariyet¸ şehrin jeopolitik konumundan çok¸ dünya medeniyet tarihi için üstlendiği anlam ve bu medeniyete kattığı değerle de ilgilidir.

Günümüzde yaşanan “sömürge” fetihlerinden çok¸ üstün ve medeniyet yayıcı bir fetih anlayışıyla Türk topraklarına dahil olduktan bu yana¸ başta şehrin gerçek fatihi Sultan II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed¸ “Avnî” mahlasıyla şiirler yazıp bir Divan’da da toplamıştı) başta olmak üzere yüzlerce şairin binlerce şiirine konu olmayı -her dönemde- başarmıştır.

Hem payitaht olarak Osmanlı’ya uzun yıllar başkentlik yapması¸ hem yeryüzünde örneğine az rastlanır güzelliği¸ hem de jeopolitik konumu dolayısıyla dikkat çekici bir ilgiyi yüzyıllardır üzerinde toplayan İstanbul¸ gerçek bir ilim ve kültür merkezidir de…

İstanbul hakkında şiir kaleme alanların bir envanteri niteliğinde olan Doç.Dr. Hasan Akay’ın “Fatih’ten Günümüze Şairlerin Gözüyle İstanbul” (İşaret Yayınları¸ 1997) isimli çalışmasında yer alan 289 şaire ait 672 şiir¸ bu anlamda¸ en dikkat çekici derleme olarak güncelliğini koruyor.

Daha önceki yıllarda Asaf Halet Çelebi’nin hazırladığı “Divan Şiirinde İstanbul”¸ Necat Birinci’nin şiir ve yazılardan yola çıkarak hazırladığı “İstanbul Ufku” ve bunların yanı sıra Kemal Özer¸ Enver Ercan¸ T. Karabacak veya İsmail Aykanat’ın hazırladıkları küçük çaplı İstanbul şiirleri antolojilerinden farklı olarak¸ Akay¸ şairlerin her dönem gözdesi olmuş şehrin şiirdeki karşılığını ortaya koymaya çalışıyor.

Sana Dün Bir Tepeden Baktım
Klasik ve çağdaş edebiyatın en önemli ustaları kadar halk veya hamasî şiir yazan şairlerin de İstanbul’dan kopamadıkları gözleniyor.

İstanbul’un ruhuna¸ çok yönlü katmanına¸ taşıdığı anlama ve bugüne getirdiklerini daha iyi anlamak ve onları farklı yorumlamak adına kaleme alınan şiirler¸ şehrin şair gözüyle nasıl görüldüğünü ve algılandığının ipuçlarını da veriyor şüphesiz.

Klasik dönem şiirimize baktığımızda¸ İstanbul “Ebü’l-feth” (fethin babası) Sultan II. Mehmet’le birlikte anılıyor. Abdülhak Hamid¸ bu büyük hükümdarı ve fütuhatını anlatmak için şu mısraları söylüyor:

Her dem sana açıktır ebvâb-ı arş-ı rahmet
Türbendir en azîmi fethettiğin diyârın.

Muallim Naci’nin “Lisan-ı Fatih”i¸ üstad Abdülhak Hamid’in “Merkad-i Fatih’i Ziyaret” ve yüzlercesini bu açıdan bakarak yeniden ve yeniden okumak gerekiyor¸ sanırım. Sadece şiirleri değil¸ Bursa¸ Edirne ve özellikle İstanbul’u içine alan şehrengizleri de… (Agah Sırrı Levent’in “Türk Edebiyatında Şehr-engizler ve Şehr-engizlerde İstanbul” isimli eserinde sözü edilen kitaplara bakılabilir.)

Cumhuriyet devrinin büyük üstadı Yahya Kemal Beyatlı¸ İstanbul’u en iyi anlatan şairlerimizden biri. İstanbul’u neredeyse bir şiir şehir olarak sunan Beyatlı’nın şu mısraları¸ klasik şiirimizin bıraktığı yerden¸ okurunu şehre yeniden bağlıyor adeta:

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul¸
Görmedim gezmediğim¸ sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul¸
Sâde bir semtini sevmek bile bir ömre değer…

Yine güçlü şairlerimizden Arif Nihat Asya da¸ İstanbul’u fetihle birlikte anlatıyor; coşkuyla ve her bir hecesini titizlikle kaleme aldığı şiirinde:

Yelkenler biçilecek¸ yelkenler dikilecek¸
Dağlardan çektirilen¸ kalyonlar çekilecek¸
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek.
Yürü¸ hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın…

Bu çarpıcı mısralarla başladığı güçlü şiirine¸ günümüz gençlerine de seslenerek devam ediyor şair:
Delikanlım¸ işaret aldığın gün atandan¸

Yürüyeceksin¸ millet yürüyecek arkandan
Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan’dan
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın…

İstanbul Bir Sevgilidir
İstanbul¸ bir sevgili şehirdir aslında. Fetihle taçlandıktan sonra bütün dünyanın gıptayla seyrettiği bu tarih hazinesi¸ bütün sokaklarını adım adım gezenleri eskinin güzellikleriyle kucaklar adeta. Sezai Karakoç’un¸ “Sultanahmet

Çeşmesi” isimli şiiri¸ bizi vuruyor¸ fakat şehri hırpalanmış yanlarıyla sunuyor dikkatlerimize:

Su yerine süs akıyor deliklerinden
Eğilmiş ölümsüz ince bilekli
Cariyeler bakıyor
Derinlerden geliyor sesleri

Önünde dokuz minare
Aynalar kadar aydınlık yüreği
Kilise öte yanda yara bere
İçinde kendini sessiz oluşa bırakıyor
Değiştiriyor deri
Tramvayın köşeleri sarıdır
Ortasında oturmuş mesut bir sağır
Bütün gün türkü çağırır
Erir çeşmenin iki gözbebeği
Ben o kanlı kızgın
Gözyaşlarıyım çeşmenin.

Eskimiş Güz Lodosları…
Şehri hâlâ aynı güzelliğiyle görmeye çalışan şairlerimizin sayısı da oldukça fazladır. Bu şairler için İstanbul¸ değerinden hiçbir şey kaybetmemiş gibidir. Boğaz¸ neredeyse aynıdır; yalılar da öyle. Bütün bozulmuşluğuna¸ yorulmuşluğuna¸ tükenmişliğine rağmen İstanbul¸ ilk dönemlerdeki heybetiyle karşılamaktadır herkesi. Ali Ulvi Kurucu¸ şehri anlatırken ufukta uçuşan tuğları yeniden görmektedir sanki.

Şahane yaratmış güzel İstanbul’u Yezdan¸
Fatih geçiyor sanki¸ donanmayla Boğaz’dan…

Canlanmada hâlâ o cihanlar dolu ünler¸
Bir bayrağın üç kıt’aya hükmettiği günler…

“Garip” şiir akımının öncü ismi Orhan Veli Kanık da en güzel İstanbul şiirini söyleyen şairlerimiz arasındadır. Sokaklarıyla¸ kadınlarıyla¸ kokularıyla¸ mavnalarıyla¸ çocuklarıyla¸ sesleriyle İstanbul¸ onun şiirinde başka bir anlama bürünmekte¸ sanki bir fotoğraf gibi yer etmektedir okurlarının gönlünde. İstanbul’u gözleri kapalı dinleyen şair¸ şöyle diyor o meşhur şiirinin bir yerinde:

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı¸
Önce hafiften bir rüzgar esiyor
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda¸
Uzaklarda¸ çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları¸
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı…

“Hisar” dergisi şairlerinden İlhan Geçer ise¸ İstanbul’u “eski”¸ “çamurlu sokaklı” bir şehir olarak kaydediyor mısralarına; “Şimdi büyük şehrin artıkları vuruyordur/ Eskimiş güz lodoslarıyla Samatya kıyılarına/ Şimdi işleri iyi gitmeyen küçük esnaflar/ Yorgun argın dönüyorlardır/ Yapışkan çamurlu sokaklarına…”

Ruh Kadar Eski Şehir
Tevfik Fikret’in “Sis”ler arkasında yitirip¸ beddualarda bitirdiği; Yahya Kemal’in güzelliğini her seferinde başka bir tepeden seyrettiği; Orhan Veli’nin gözleri kapalı iken dinlediği; Necdet Evliyagil’in renk renk-nakış nakış işlediği; Necmettin Halil Onan’ın “masmavi¸ gözkapaklarının arkasına” sakladığı; Mehmed Akif Ersoy’un Sultan Yalısı’yla şiirine doladığı; Selehattin Batu’nun Sultanahmet’i anlatırken bir renk ve ışık âbidesi olarak sunduğu; Nurettin Özer’in uzakta olsa bile rüyasıyla yanıp tutuştuğu; Ayhan Hünalp’in Kavaklıdere Parkı’nda iken fena özlediği İstanbul¸ Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “İstanbul Fetih Destanı”nda ayrı bir güzellikte ve coşkunlukta anlatılır. Destandan bazı bölümleri buraya alıyorum:

Eski İstanbul¸ ruh kadar eski
İnsan daha fazla eskiyemez ki.

Çıktık İstanbul düzüne
Üç yanda dağ¸ üç yanda su
Taşardı kalkanlardan kılıçlardan gürzlerden
Mavi göklere¸ kara uğultu.

Bir gemi var levendim
Mavilikler altında mavilik üstünde
İstanbul denen bir gemi
Yedi yelkeninden yedi iklim görünür
Parlar dalgaları canlarda.

Sayfayı Paylaş