İSLAMBOL'U AÇ GÜLZAR YAP!…

Somuncu Baba

“İstanbul ve fetih¸ 553. yılında hâlâ sımsıcak ve taze bir fetih müjdesi olarak edebiyattaki yerini koruyor. Hem de Sevgili Peygamberimizin muştuladığı¸ Dedem Korkut'un ifade ettiği¸ Osman Gazi'nin vasiyet buyurduğu¸ sonrakilerin ilhamıyla dillendirdiği gibi; ne mutlu!..”

“İstanbul ve fetih¸ 553. yılında hâlâ sımsıcak ve taze bir fetih müjdesi olarak edebiyattaki yerini koruyor. Hem de Sevgili Peygamberimizin muştuladığı¸ Dedem Korkut'un ifade ettiği¸ Osman Gazi'nin vasiyet buyurduğu¸ sonrakilerin ilhamıyla dillendirdiği gibi; ne mutlu!..”

Dünya edebiyat tarihinde¸ hakkında yüzlerce şairin şiir yazdığı; yazarın roman¸ makale ve deneme kaleme aldığı tek şehir İstanbul'dur¸ yargısı tartışmasız doğrudur. Özellikle 1453 yılından sonra¸ yani¸ henüz 21 yaşındaki büyük Fatih Sultan Mehmed Han'ın Osmanlı topraklarına kattığı tarihten itibaren şehir¸ dünya ve Türk şairlerinin en önemli ilham kaynağı olmuştur.
Ünlü Fransız İmparatoru Napolyon'un¸ “Dünya tek bir devlet olsaydı¸ başkenti de İstanbul olurdu” sözünü doğrularcasına¸ İstanbul¸ sadece Türk şiiri ve edebiyatının değil¸ dünya edebiyatının gözde şehirlerinden biridir.
Türkler'in İstanbul'la ilgili ilk yazılı metinleri¸ fetih öncesine dayanır. “Dede Korkut” kitabının Bamsı Beyrek'i konu alan bölümünde bezirganların İstanbul'a alışveriş yapmak üzere geldikleri belirtilir.
İslamiyet'in doğuşundan itibaren İstanbul¸ İslam orduları tarafından fethedilmesi 'gereken' bir mübarek belde olarak devlet adamı ve komutanların yüreğine nakşolunmuştur.
Aşık Paşazade'nin İşareti
Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin “Gönül kerestesiyle bir/ Yeni şehir ile Pazar yap/ Zulmeyleme rençberlere/ Her ne istersen var yap/ Osman¸ Ertuğrul oğlusun/ Oğuz Karahan neslisin/ Allah'ın kemter kulusun/ İslambol'u aç¸ gülzâr yap” (Ahmed Cevdet Paşa¸ Kısas-ı Enbiya¸ s.197) diye vasiyet buyurduğu şehir¸ şüphesiz¸ sadece devlet adamları için değil¸ şuaranın da kalemini sivrilttikleri bir 'hasret beldesi' olarak eserlerdeki yerini almıştır.
Aşık Paşazade¸ tarihinde (s.192)¸ fethi bizzat Peygamber Efendimiz tarafından müjdelenen şehir ve o şehrin hükümdarıyla ilgili dikkat çekici bilgiler yer alır. Aşık Paşazade¸ İstanbul'u fetheden hükümdarın şeceresini çıkarırken¸ tıpkı Osman Gazi'nin vasiyeti olan şiire atıfta bulunur ve Fatih Sultan Mehmed'i Türk tarihi ve soyunun başlangıcı olarak kayda geçirir:
“Fetih'in ilk Cuma günü Ayasofya'da Cuma namazını kıldılar ve hutbe-i İslam okundu: Sultan Mehemmed Han Gazi adına ki¸ o Sultan Murad Han Gazi oğludur. Ve o¸ Sultan Mehemmed (Çelebi) Han Gazi oğludur. O dahi Sultan Bayezid Han oğludur. Ve o dahi Murad Hüdavendigar oğludur. O dahi Orhan Gazi Han oğludur. O dahi Osman Gazi Han oğludur. O dahi Ertuğrul Gazi Han oğludur… Elhasıl (bunlar) Gök-Alp neslidir ki¸ Oğuz Han oğludur…”
15. Yüzyıl ve Sonrası
İstanbul ve fetihle ilgili en dikkat çekici metinlerden biri de Tur-i Sina (Tursun) Bey'in kendi adıyla anılan “Tarih-i Ebü'l-Feth” (Mertol Tulum¸ İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları) isimli eseridir. Tursun Bey¸ “İki bahra¸ iki berre bakar” (İki denize¸ iki karaya bakar) diye tarif ettiği İstanbul'la ilgili olarak kaleme aldığı nesir parçaları arasına¸ “Dışardan guzâr içerden usât/ Süngü süngüye oldu dövüşme onat/ Varış ve geliş etti top tüfek/ Ne başlar teninden ederlerdi fek…” gibi mısralar da yerleştirerek¸ fethin tasvirini yapar.
İstanbul Fetih Cemiyeti'nin¸ fethin 500. yılı (1453-1953) dolayısıyla yaptığı yayınlar¸ bugün dahi emsaline erişilmeyecek kıratta çalışmalardır ve meraklıları için mutlaka görülmesi gereken eserlerdir.
Türk edebiyatında¸ İstanbul'un fethini şiir¸ destan¸ türkü¸ şarkı tarzlarında ele alan binlerce esere rastlamak mümkündür.
Divan edebiyatı¸ zaten İstanbul şiiridir. 15. yüzyıl şairleri başta Fatih Sultan Mehmed (Avnî mahlasıyla şiirler yazmış ve divanı hükümdar)¸ Ahmet Paşa ve Necati Bey¸ fetih sonrası İstanbul'unun en meşhur şairlerindendir. 16. yüzyılda ise¸ Bağdat çevresinde yaşayan ve vefat eden Fuzulî dışında mesela Hasankale/ Erzurumlu Nef'i¸ Urfalı Nabi de İstanbul'da tutunan divan şairleri arasında yer alır. Baki¸ Nef'i¸ Nedim¸ Şeyh Galib gibi şairlerin Sultan 4. Murad¸ Sultan 3. Ahmed ve Sultan 3. Selim'le dostluğu bilinir.
Cennet ile Beraber…
Ahmet Kabaklı¸ “İstanbul Güldestesi” (Türk Edebiyatı Yayınları¸ 2003¸ s. 62) isimli eserinde¸ divan şiiriyle İstanbul ilişkisini şu sözlerle dile getirir:
“… Öte yandan İstanbul şehri¸ daha 1453'ten (Fatih'in bir şiirinden) itibaren divan şiirine hemen bütünüyle girmiştir. İlk yazılanlardan 19. asra kadar yazılanların hepsinde¸ şairlerimiz İstanbul ile övünmekte¸ onu cihandan üstün¸ cennet ile beraber tutmaktadırlar.”
Öte yandan¸ halk şiiri ve çağdaş Türk şiiri de İstanbul'u fetihle birlikte¸ semtleri¸ sarayları¸ çarşıları¸ gezinti yerleri¸ sayfiyeleri¸ Boğaziçi¸ kumsalları¸ eğlence yerleri¸ mahalleleri¸ bahçeleri¸ mabetleri¸ çeşmeleri¸ hamamları¸ şenlikleri düğünleri¸ önemli tarihi yapıları¸ kışları vb. ile birlikte ele alıp anlatır.
Fetih başta olmak üzere şehrin maddi ve sosyal hayatıyla ilgili en çok şiir kaleme alan divan¸ halk ve günümüz şairleri arasında başta Fatih Sultan Mehmed¸ Ayni¸ Tacizade Cafer Çelebi¸ Sinoplu Sadi¸ Taşlıcalı Yahya Bey¸ Baki¸ Nef'i¸ Şeyhülislam Yahya¸ Vecdi¸ Nergisi¸ Sümbülzade Vahbi¸ Leyla Hanım¸ Şeref Hanım¸ Fenni¸ Mehmed Ağa¸ Nabi¸ Nedim¸ Şeyh Galib¸ Karacaoğlan¸ Kul Mustafa¸ Aşık Abdi¸ Seyrani¸ Abdülhak Hamid Tahran¸ Yahya Kemal Beyatlı¸ Orhan Seyfi Orhon¸ Arif Nihat Asya¸ Nihad Sami Banarlı¸ Fazıl Hüsnü Dağlarca¸ Cahit Tanyol¸ Orhan Veli Kanık¸ Nazım Hikmet Ran¸ Gökhan Evliyaoğlu¸ Yavuz Bülent Bakiler¸ Faruk Nafiz Çamlıbel¸ Aşık Veysel¸ Ispartalı Seyrani vb. daha yüzlerce ismi saymak mümkündür.
Velhasıl İstanbul¸ Türk ve dünya tarihi açısından taşıdığı önem kadar edebiyatımız için de aynı değerdedir dersek¸ abartmış sayılmayız.
Bu yazının ikinci bölümünü ise¸ devrinde Fatih Sultan Mehmed Han'ı ve fethi övücü şiirleriyle kaynaklara girmiş olan Yunanlı (Trabzon Rum'u) şair Yorgios Amiruçi'nin şiirleri oluşturacak.
İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları arasında Vladimir Mirmiroğlu imzasıyla 1945 yılında çıkan “Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin Devrine Ait Tarihi Vesikalar” isimli eserde¸ bizzat Mirmiroğlu'nun çevirisiyle yer alan biri aşk¸ üçü fetih olmak üzere Amiruçi'nin dört şiirine yer veriliyor.
Vladimir Mirmiroğlu'nun¸ “Fatih Hazretlerinin Vak'anüvis'i” olarak andığı İmrozlu Kritovulos'a dayanarak verdiği bilgiye göre Yorgios Amiruçi¸ aslen Trabzonlu bir Rum'dur. Şiir¸ felsefe¸ tıp ve matematik bilimleri konusunda kendisini yetiştirmiş çok önemli bir alimdir. Müsbet bilimleri uzmanlık derecesinde bilen ve dönemin önde gelen Hristiyan din bilginleri arasında yer alan Amiruçi¸ o kadar tanınmış bir alimdir ki¸ 1437 yılında İtalya'nın Ferrera ve Flaronsa kentlerinde toplanan Dini Meclis'e¸ Bizans İmparatoru 8. Loanis Paleologos'la birlikte uzman olarak katılır.
Yorgios Amiruçi'nin Şiiri
1461 yılında Trabzon¸ Fatih Sultan Mehmed Han tarafından 40 gün boyunca kuşatma altında tutulduğu sırada¸ Yongios Amiruçi'nin¸ dönemin Trabzon Rum İmparatoru David Komninos'u ikna ederek¸ şehrin kan dökülmeden Osmanlı ordusuna teslim edilmesini sağladığı¸ bizzat Mirmiroğlu tarafından dile getiriliyor.
Genç Fatih¸ şehre girdikten ve meselenin aslını öğrendikten sonra Yorgo Amiruçi'yi maiyetiyle birlikte İstanbul'a getiriyor ve onunla tarih¸ astronomi¸ matematik¸ felsefe ve özellikle Hristiyanlıkla ilgili sohbetler ediyor.
Genç padişahın güvenip saray hizmetine aldığı bu zât¸ bir süre sonra bütün kıt'a ve beldeleri Yunanca ve Arapça isimleriyle birlikte yazarak hazırladığı bir haritayı sultana sunuyor. Dahası¸ Amiruçi'nin iki oğlunun da ihtida ederek sarayın hizmetine alındığı kayıtlarda yer alıyor.
Yorgios Amiruçi'nin¸ Vladimir Mirmiroğlu imzasıyla 1945 yılında yayımlanan “Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin Devrine Ait Tarihi Vesikalar” isimli eserde¸ fetih ve genç padişahla ilgili olarak kaleme aldığı bir şiirini buraya almak istiyoruz.
Mirmiroğlu'nun Türkçe'ye tercüme ettiği dikkat çekici şiir şöyle:
Ey Taçlılar arasında en büyük Padişah!
Ey yüceler arasında en yüce Şehinşah
Ey altın yaldızlı ışıkları ile alemi tenvir eden
ve bu alemi zenginleştirmek sureti ile
mebzulen tatlılandıran güneş!
Yaşa ey âsâdâr¸ Cihan Padişahı
mütekebbir bazı büyükler bulunsa bile
bunlar kudretinin önünde korku ile
sana itaat ederler. Bu sebepledir ki
kürre-i arzda bulunan
Padişahların en kudretlisisin.
Padişah yaşa!
Hak iklilini haddinden ziyade seven Padişah
yalnız sensin.
Bundan dolayı Hakka hizmet edenleri
lütf u ihsanında yüzdürürsün
ve haksızlığa hizmet edenleri
şiddetle cezaya çarptırırsın…
Bunlardan birincilerini şahane hediyelerinle süslüyor
Ve ikincileri de dehşetli kılıcınla cezalandırıyorsun.
Hikmetin künhünü seven ve Padişahlığınla
bu hikmetin kuvvetini tevsi eden ey Padişah var ol!
Kudretinle hikmeti şaşaadar eden ve bu hikmet ile
Padişahlığını hudutsuzlaştıran ve yücelten Padişah yaşa!
Ve yüksek parlaklığı ile güneş¸ yıldızların ziyasını
görünmez bir hale getirdiği gibi sen de kudret ve şan
ve şöhretinle diğer bütün Padişahların kudretini
gölgelendiriyorsun.
Yaşa ey çok merhametli Padişah!
İnşallah bütün dünyaya hükmedersin…
ve herkese layık olan lütuf ve ihsanını saçarsın.
Genç Padişaha Methiye
Sadece¸ fetih dönemi ve sonrası Türk edebiyatının¸ özellikle Türk şiirinin değil¸ bir zamanlar düşmanlıklarıyla Fatih Sultan Mehmed'e kafa tutan ve onun icraatlarını eleştirenlerin dahi hidayete ermesini¸ doğru yolu görmesini sağlayan bir ruh titremesinin örneğini veren bu mısralar gibi¸ Yorgios Amiruçi ve diğer başka Hristiyan şairler de İstanbul'a ve fethe dair yüzlerce eser ortaya koymuşlardır.
Amiruçi'nin¸ gerek can korkusu¸ gerek servete kavuşma arzusu¸ gerekse ailesini koruma güdüsüyle padişaha yaklaşması ve onun yanında yer alıyor görünmesi tarihçiler tarafından tartışılmış olsa da¸ sonuçta Fatih Sultan Mehmed Han¸ bu zâtı çevresiyle birlikte saraya kazandırmayı başarmıştır.
Genç padişahı “parlayan yıldız”¸ “ışıklar dünyası güneşi”¸ “ilimler âşıkı” diye tarif eden Amiruçi¸ diğer iki şiirini de “Silah kullanmakta Ahilyaya benzeyen ey Parişah yaşa/ Verasetle Hükümdarlığa nail olduğun gibi¸ yakında/ İnşallah talihin de lütfuna mahzar olursun” veya buna benzer mısralarla bitiriyor.
Sözün özü: İstanbul ve fetih¸ 553. yılında hâlâ sımsıcak ve taze bir fetih müjdesi olarak edebiyattaki yerini koruyor. Hem de Sevgili Peygamberimizin muştuladığı¸ Dedem Korkut'un ifade ettiği¸ Osman Gazi'nin vasiyet buyurduğu¸ sonrakilerin ilhamıyla dillendirdiği gibi; ne mutlu!..

Sayfayı Paylaş