İnsan Suretinde Haşrolmayı Dilemek

somuncubaba-222-08insan_sureti

İnsan bütün varlıklar arasında mükemmel bir yaratılışa sahiptir. Ahsen-i takvîm sırrına mazhar olmuştur. Allah’ın sıfatlarından tecelliler taşıyan özelliklere hâizdir. Böyle olmakla birlikte insan, Cenab-ı Allah’a nazaran eksik olan bir varlıktır. Çünkü mutlak kemâl sadece Cenab-ı Hakk’a aittir. Kur’ân-ı Kerim’in insanla ilgili bir kaç âyeti şöyledir: “Meleklere hitaben şöyle deniliyor: ‘Onu düzenleyip insan şekline koyduğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secde edin.”1, “Biz insanı en güzel biçimde yarattık.”2 Âyet-i kerimenin manasını şu beyitten de okumak mümkün:
Öyle bir ekmel ki ahsendir yüzü âyât ilen
Öyle bir ecmel ki mir’ât-ı ruhudur zât ilen3
Başka âyet-i kerimelerde ise; “Allah sizi yeryüzünde halife yaptı.”4, “Gerçekten insanoğlunu şerefli/kerim kıldık.”5 Bu âyetlerde insanın ilahî, sermedî, lahutî ve batinî bir yönünün bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Bu hakikati, âyetin mealinden beslenen Hulûsi Efendi Hazretleri şöyle ifade buyurur:
Tâc-ı “kerremnâ” başının tâcıdır
Gayrılar hep kadrinin muhtâcıdır
Arş-ı A’lâ rûhunun mi’râcıdır
Sendedir Âdem demisin Âdem’in
Mazharısın sırr-ı “nefahtü” demin6
Buna mukabil insanın eksikliğini, yetersizliğini, isyankârlığını, nankörlüğünü, zayıflığını vs. vurgulayan âyetler de vardır. “İnsan zayıf yaratılmıştır.”7, “Doğrusu insan hırslı ve huysuz yaratılmıştır.”8
Tasavvuf geleneğinde, bilhassa vahdet-i vücûd anlayışında, insan-ı kâmil anlayışı insanın daha çok birinci sırada söylenen özellikleri öne çıkarılarak geliştirilmiştir. Bunun özeti: Allah fiil ve isimleri ile bilinir (malumdur). Bunların tecelli alanı ise olaylar ve varlıktır. İnsan, varlığın hem çekirdeği, hem de meyvesidir. Allah’ın halifesi olan insan aynı zamanda kemâl derecesine ulaşınca; Allah’ın isimlerinin, sıfatlarının ve zatının en mükemmel şekilde tecelli ettiği varlık olur. O Allah ile âlem, zâhir ile bâtın arasında bir berzah olduğu gibi, bütün ilahî kemâl manaları kendisinde gerçekleştiren kişidir. Âlem, Allah’ın tecelli ettiği bir aynadır. İnsan-ı kâmil bu aynanın cilasıdır.9 Zira “Allah Âdem’i kendi sûretinde yarattı.”10 Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de insanın yüzüne/suretine ehemmiyet veren şu hadis-i şerifleri vardır:
“Mukatele eden kimse yüzden (hasmının yüzüne vurmaktan) sakınsın. Zira insanın yüzünün şekli, Rahman’ın yüzünün şeklindedir.”11
“Yüzü kötülemeyin. Zira Âdemoğlu, Rahman azze ve celle’nin suretinde yaratılmıştır.”12
Burada ya özel olarak Âdem’in yüzü kastedilmiş, onun düzgün ve yaratılışı kâmil bir beşer olması anlatılmış veya suret kelimesinin sıfat manasında da kullanılabilir olmasından hadiste Allah’ın Âdem’e kendi zatında bulunan işitme, görme, ilim, hayat gibi sıfatlardan verdiği belirtilmiştir.
Ayrıca, Âdem’in sureti Allah’ın ismine izafe edilerek Âdem’in şahsında insan türüne şeref bahşedilmiştir.
“Allah, insanı Rahman suretinde yarattı.” demek, insanın Rahman isminin tecellisi olan şefkat, merhamet gibi özellikleri yansıtan bir mahiyette yaratıldığı demektir. Bunun için insan kâinatın merkezi ve aynası kabul edilmiştir:
Sen kâinâtın zübdesi bu sûretin ma’nâsısın
Sen şeş cihâtın kıblesi bu hayretin ferdâsısın13
İmam-ı Gazalî insanın yüz güzelliği hususunda şunları söyler: “Yüz güzelliği, ahlâk güzelliğine delâlet eder. Çünkü ruh güzelliğinin nuru, ekseriyetle bedene de sirâyet eder. İnsanın iki hükmü vardır. Biri vücut yönündendir ki bu, manzarası ve görüntüsüdür. Diğeri de kalbi ve ruhu tarafındandır ki, o da hayrı getirir. Çok kere bunlar birbirinden ayrılmazlar. Bunun için ince sezişli olanlar, kişinin güzel ahlâkını anlamak için vücut uygunluğuna îtimad etti ve “Yüz, göz, kalbin aynasıdır.” dediler.
Yüzün âyîne-i Hak’dır nümâyân
Anın seyrinde hayrân cümle a’yân14
Kişinin neşesi, kederi ve hiddeti yüzünden okunur. Bunun için güler yüzlülük, bâtının görüntüsüdür, dediler. Denildi ki her şeyin yüzü, ne kadar çirkin olsa da yine içinden daha güzeldir. Hikâye edildiğine göre; halife Memun’a orduyu takdîm ettiler. Karşısına gayet çirkin suratlı bir asker çıktı. Onu konuşturunca kekeme olduğunu da gördü ve hemen onu ordudan uzaklaştırdı. Dedi ki: “Ruh, içte parladığı vakit güzel konuşur. Zâhirde parladığı vakit yüz güzelleşir. Bu adamın ne zâhiri var, ne de bâtını.” Bunun için Rasûl-i Ekrem (s.a.v.): “Hayrı, güzel ve parlak yüzlerde arayınız.” buyurmuştur. Hz. Ömer: “Bir elçi göndereceğiniz zaman, adı güzel, yüzü güzel ve yakışıklı olsun.” demiştir. Nitekim fakîhler de bu usûle riâyet ederek, namaz kılacakların ilim, kıraat, yaş ve takvâ gibi hususlarda müsavi oldukları vakit, yüzü güzel olan imamlığa takdîm edilir, demişlerdir.”15
İnsanın kendine ihsan edilen öz ve yüz güzelliğini iyi bir şekilde muhafaza edip, Rabb’imizin huzuruna da insan ekremiyetiyle çıkmanın önemine işaret eden Hulûsi Efendi Hazretleri dua mahiyetli bir beytinde şöyle buyurur:
Değiştirme bu eşkâl ile haşr et Yevm-i Mahşer’de
Beni rüsvâ-yı âlem eyleme Rûz-ı Cezâ yâ Rab16
(Ya Rabbi, insan olarak vermiş olduğun bu cevher ve onun yansıması olan yüz güzelliği ile huzurunda bizleri haşret. Yüzümü insan suretinden başka bir surete çevirerek beni hesap gününde mahcup eyleme.)
Muaz b. Cebel, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e, “Sûr’a üflendiği gün, bölük bölük Allah’a gelirsiniz.”17 mealindeki âyette geçen bölük bölük haşir meydanına gelmenin tefsirini sormuş ve aldığı cevabı da bize bildirmiştir:
“Ey Allah’ın Rasûlü, dedim. Yüce Allah’ın: ‘Sûra üfürülecek olan o günde, siz de hemen bölük bölük geleceksiniz.’ buyruğu hakkında ne dersin?” Peygamber aleyhissalatü vesselam şöyle buyurdu:
“Ey Muaz, sen gerçekten çok büyük bir iş hakkında soru sordun.” Sonra gözlerinden yaşlar akıtarak şunları söyledi:
“Ümmetimden yüce Allah’ın Müslüman cemaatlerinden ayrı tutup, suretlerini değiştireceği on sınıf, ayrı gruplar halinde haşredileceklir. Bunların bir bölümü maymun suretinde, bir bolümü domuz suretinde, bir bölümü de ayakları yukarıda ve yüzleri üstünde sürüklenecek şekilde baş aşağı dönmüş, bir bölümü nereye gidip geleceğini bilemeyen kör, bir bölümü akledemeyecek şekilde sağır ve dilsiz, bir bölümü dillerini çiğneyecek şekilde ve dilleri göğüslerine kadar sarkmış, ağızlarından akan salya irin olarak akacak, orada toplanmış olan herkes kendilerinden tiksinecek, bir bölümü el ve ayakları kesilmiş olacak, bir bölümü cehennemden kütükler üzerinde haça gerilmiş olacak, bir bölümü leşlerden daha kötü bir şekilde kokmuş olacak, bir bölümü ise derilerine yapışmış ve onlara bütün vücutlarını örtecek şekilde katrandan elbiseler giydirilmiş olacaktır.
– Maymun suretinde haşredilecek olanlar, insanlar arasında laf alıp götürenler olacaktır.
– Domuz suretinde hasredilecekler ise, haram yiyenler ve haksız vergi toplayanlardır.
– Başları ve ayakları ters yüz edilmiş olanlar, faiz yiyicileridir.
– Körler, verdikleri hükümlerde zalimlik edenlerdir.
– Sağır ve dilsiz olanlar, amellerini beğenen ve onlara bel bağlayanlardır.
– Dillerini çiğneyenler, sözleri davranışlarına uymayan ilim adamları ile kıssa anlatıcılarıdır.
– El ve ayakları kesilmiş olanlar, komşularına eziyet verenlerdir.
– Ateşten kütükler üzerinde haça gerilmiş olacaklar, iyi insanları zalim yöneticilere ihbar edenlerdir.
– Leşlerden daha kötü kokacak olanlar, şehvet ve lezzetlerinin sefasını sürenler ve mallarındaki Allah’ın hakkını engelleyenlerdir.
– (Katrandan) elbiseler giyinecek olanlar, kibirliler, övünenler ve büyüklenenler olacaktır.”17
Diğer bir rivâyet de şöyledir:
“Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki; “Kıyamet günü insanlar üç sınıf olarak haşrolunurlar:
Yayalar sınıfı,
Binekliler sınıfı,
Yüzü üstü sürünenler sınıfı.”
Aleyhissalâtu vesselâm’a soruldu: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar yüzleri üzerine nasıl yürürler?” Şu cevabı verdiler:
“Onları ayakları üzerine yürüten Allah, yüzleri üzerine yürütmeye de kadirdir. Ancak bilesiniz, bu yüzleri üstü yürüyenler, önlerine çıkan her engele, her dikene karşı kendilerini yüzleriyle korumaya çalışırlar.”19
Kıyamet gününde insanlar haşir meydanında yeniden diriliş gününde, kişiler niyet, düşünce ve ameline göre bir grupta bulunacak ve gruplar halinde hesap alanına gideceklerdir. İnsanlar, kıyamet gününde amellerinin ve imanlarının derecesine göre ebediyen kalacakları yerlere gitmek üzere farklı süratte yol alacaktır. Nitekim Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimiz açıklamada bulunmuştur: “Her kişi öldüğü hal üzere diriltilip kaldırılır.”20
Mahşerde insanların dünyadaki yaptıklarına uygun bir tarzda diriltileceğine dair pek çok rivâyet vardır. Bir mü’min olarak kıyamet gününde rivâyet edilen bu hadislerin gerçekleşeceğine inanırız.
Dünya hayatında da bunun gibi hadiseler olmuştur. Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de, bazı kavimlerin cezalandırılarak maymun ve domuz suretine çevrildikleri ve bu durumun hem o dönemdeki insanlara hem de sonradan gelen nesillere bir ibret, öğüt kılındığı bildirilmektedir. Bakara Suresi’nin 65. âyetinde mealen: “Şüphesiz siz, içinizden cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, ‘Aşağılık maymunlar olun.’ demiştik.” buyurulmaktadır. Âlimlerden bazıları bu durumun mecazî manada olduğunu, o insanların hayvana çevrilmelerinin kalben gerçekleştiğini ifade ederken; pek çok âlim, bu değişimin fiziksel olarak gerçekleştiğini söylemiştir.
Âyetler ile dünya hayatında insanların farklı suretlere çevrilmesi söz konusu iken mahşerde de böyle şeylerin olmasına aklî bir engel bulunmamaktadır. Âhiret hayatında buna benzer şekilde durumların olacağına dair pek çok rivâyetler mevcuttur.
Şunu belirtmek gerekir ki, rivâyetlerde geçen mahşerde domuz ve maymun suretlerinde haşrolanların ruhlarının aynı olduğu, fiziklerinin bu suretlerde olacağı ifade edilmektedir. Ayrıca şuna da dikkat etmek gerekir: İşledikleri günahlardan dolayı -rivâyetlerdeki şekiller gerçek manada veya mecazî manada olsa da- belirtilen şekillerde diriltilecek olanlar günahlarına tevbe etmeden ölenler içindir.
“Cumartesi” anlamındaki sebt kelimesi, İbranice’deki şabbat kelimesinin Arapça olarak zikrediliş şeklidir. Yahudi inancına göre Tanrı altı günde yaratılışı tamamlamış, yedinci gün olan cumartesi ise istirahate çekilmiştir. Tesniye’de ise, cumartesi günü dinlenmenin sebebi olarak Mısır’dan çıkış gösterilir. Hz. Mûsâ Sînâ Dağı’nda iken Allah ona, kendisiyle İsrâiloğulları arasında “nesiller boyu sürecek bir alâmet” olmak üzere, cumartesi (sebt) gününü kutsal tatil günü olarak ayırdığını bildirmiş, bu günde çalışmalarını kesin olarak yasaklamış ve bu yasağın ebedî olarak uygulanmasına hükmetmiştir. Hatta “on emir”den biri de cumartesi günü çalışma yasağıdır.
Ahd-i Atîk’te İsrâiloğulları’na cumartesi günü yapmaları yasaklanan işler şunlardır: Yemek pişirmek, besin toplamak, ekip biçmek, ateş yakmak, odun toplamak ve yük taşımak. Talmud’da bunlara daha başka yasaklar da eklenmiştir. Fakat Kitâb-ı Mukaddes’te bazı Yahudilerin bu yasaklara uymadıkları belirtilmektedir.
İşte Bakara Sûresi 65. âyette bildirildiğine göre bu yasakları ihlâl eden Yahudilere Allahu Teâlâ, “Aşağılık maymunlar olun!” demiştir. Kur’ân-ı Kerim’de bu son ifadenin fiziksel bir dönüşmeye mi, yoksa ahlâkî ve mânevî bir değişim ve bozulmaya mı işaret ettiği hususunda açıklama yoktur. Müfessirlerin çoğunluğu, bu buyruk üzerine cumartesi yasağını çiğneyenlerin bedenlerinin maymunlar haline dönüştüğünü (mesh) savunmaktadırlar. Tâbiîn müfessirlerinden Mücâhid, “Onların kalpleri değişti; (yoksa bedenî olarak) maymunlara dönüşmediler.” demiş ve Cum‘a Sûresi’ndeki gibi buradaki “Aşağılık maymunlar olun!” ifadesinin de temsilî bir ifade olduğunu belirtmiştir. Böylece ilâhî hükümleri çiğneyen İsrâiloğulları, Allah tarafından fiziksel veya ruhsal olarak, ahlâkî tutum ve davranışları itibariyle maymun haline getirilerek, çağdaşları için Allah’ın hükümlerine başkaldıranların ne hallere düştüğünü gösteren korkunç bir örnek, takvâ sahipleri için de ders alınması gereken bir ibret olmuşlardır.21
Muzaffer Ozak Efendi şöyle buyurmuşlardır: “Geçmiş kavimlerde insanlar bazı suçlarından dolayı akşam insan olarak yatar sabah hayvan olarak kalkarlardı… Hangi hayvanın amelini işlediyse o hayvanın sûretine dönüştürülürdü… Allah, Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in hatırına bu ümmet zamanında zâhirî suret değişikliği kaldırmıştır… Bizde suret değişikliği şeklen olmaz ma’nevî olur… Nadiren de yani yüz senede, iki yüz senede bir de zâhiren olur, eski hâl hatırlatır… Meselâ, İbn Şahne Târihi’nde bu şekilde maymun olan bir adam kayıtlıdır… Adamın biri, Haleb şehrinde sabah namazında imamı taklit ederken maymun olmuş…” Cenab-ı Allah cümlemize insan sûretinde haşrolmayı nasip eylesin.

Dipnot
1. 15/Hicr, 29; 38/Sad, 72.
2. 95/Tin, 4.
3. Es-Seyyid Osman Hulûsi Ateş, Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî, (Haz. Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz), Nasihat Yayınları, Ankara, 2013, s. 402.
4. 6/En’am,165.
5. 17/İsra, 70.
6. Ateş, Dîvân, s. 157.
7. 4/Nisa,28.
8. 79/Mearic, 19.
9. Abdulhakim Yüce, Tasavvufta İnsan-ı Kâmil ve Mevlâna, Tasavvuf, s. 64.
10. Buharî, İsti’zan, 1; Müslim, Birr, 115.
11. İbn Ebî Âsim, “Kitâbu’s-Sunne”, 230.
12. İbn Ebî Âsim, “Kitâbu’s-Sunne”, 227 – 229.
13. Ateş, Dîvân, s. 352.
14. Ateş, Dîvân, s. 404.
15. İmam Gazali, İhyâu ulûmi’d-din Kampanya Kitapları, İstanbul, 2016, Cilt; 7, s. 345.
16. Ateş, Dîvân, s. 20.
17. 78/Nebe, 18.
18. Bk. Suyuti, ed-Dürrü’l-Mensur, 7/393.
19. Tirmizî, Tefsir Benî İsrail (İsra), 3141.
20. Müslim, Cennet 83.
21.    Kur’an Yolu Tefsiri, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2003, Cilt: 1, s.139.

Sayfayı Paylaş