İHRAMCIZÂDE'NİN BİLİNMEYEN ŞİİRLERİ

Somuncu Baba

Sünnet-i seniyyeye son derece bağlı bir maneviyat önderi olan İsmail Hakkı Toprak Efendi (1880-1968)¸ “İnsanların hayırlısı¸ insanlara faydalı olandır.”

Sünnet-i seniyyeye son derece bağlı bir maneviyat önderi olan İsmail Hakkı Toprak Efendi (1880-1968)¸ “İnsanların hayırlısı¸ insanlara faydalı olandır.” Ölçüsünden hareket ederek Sivas ve çevresinin her türlü sosyal¸ kültürel ve iktisadi meseleleriyle ilgilenmiş¸ camii¸ okul¸ köprü¸ çeşme vb. eserlerin yapım ve onarımlarında önderlik etmiştir. Ayrıca çeşitli dernek ve vakıf başkanlıklarında bulunmak suretiyle hemen her alanda hizmetlerine ömür boyu devam etmişlerdir. Bir rivayete göre 106¸ başka bir rivayete göre de 154 eserin yapım ve tamiratına vesile olmuştur.

Arap Şeyh'le ilgili bir araştırma yaptığım sırada şeyhin evrakları arasında müstakil defter yapraklarına yazılmış şiirlere rastlamıştım. Bu şiirlerin büyük bir kısmı Abdülahad Nuri¸ Abdülkadir Gulamî ve Şeyh Halid gibi Sivaslı şairlere aitti. Yine bu evraklar arasında bir defterin dağılmış yaprakları olduğu anlaşılan ve Hakkı mahlasını kullanan bir şaire ait kırmızı mürekkeple yazılmış 11 tane şiir bulunmaktaydı. Önce kime ait olduğunu düşünmeden okuyup geçmiştim Yunus Emre tarzını andıran bu şiirleri. Arap Şeyh'in şairlik yönü olmadığını bildiğimden dolayı bu şiirlerin hemen her tekkede okuna gelen mutasavvıf şairlerden Hakkı mahlasını kullanan birine ait olduğu belliydi. Bu şiirler ya Bursalı Hakkı veya Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın olmalıydı. O günlerde önceliğim Arap Şeyh olduğu için bu şiirleri defterime kaydedip geçmiştim. Üzerinden bir vakit geçtikten sonra hem Bursalı Hakkı hem de Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın divanlarını kontrol ettiğimde bu şiirlerden hiç birinin söz konusu divanlarda yer almadığını gördüğümde merakım daha da arttı.
Bu şiirlerde Hakkı mahlasını kullanan şairin kimliğine ait bir bilgiye de rastlanmamaktaydı. Bu şair Sivaslı olmalı diye düşünerek¸ Arap Şeyh'in yaşadığı dönemde Hakkı mahlasını kullanan Sivaslı şairler üzerinde yoğunlaştım. Hakkı mahlasını kullanan iki şair vardı. Bunlardan biri¸ Zaralı Rûşenzâde İbrahim Hakkı idi. Fakat bu şiirlerle Rûşenzâde'nin şiirleri arasında bariz bir üslup farkı bulunmaktaydı. Ayrıca bu şair Sivas merkezinde de bulunmamıştı. Bu nedenle elimizdeki şiirlerin Rûşenzâde İbrahim Hakkı'ya ait olması ihtimal dışında görünmekteydi. Hakkı mahlasını kullanan diğer bir şair ise İhramcızâde İsmail Hakkı'ydı. Her ne kadar hakkında hazırlanan kitapta¸ bizim elimizde bulunan şiirlere yer verilmemişse de¸ İhramcızâde'nin Arap Şeyh ile olan irtibatı ve uzun bir süre Arap Şeyh'e hizmet etmesi göz önünde bulundurulduğunda¸ bu şiirlerin İhramcızade'ye ait olabileceği ihtimali kuvvetlenmekteydi.
Yaptığımız çeşitli araştırmalardan sonra bu şiirlerin İhramcızade'ye ait olduğu fikrine vardık ve bunların yayımlanarak en azından kayda geçirilmesinin gerektiğini düşündük. Kim bilir¸ belki de bu şiirleri bilen biri çıkar ve bizim kanaatimiz pekişmiş olur. En azından Sivas'ın dinî hayatında büyük bir rolü olan bu büyük insanı bu vesile ile bir kez daha rahmetle yad etmiş oluruz.

Cennet içinde cennete
Girmek istersen gel beri
Nîmet içinde nîmete
Ermek istersen gel beri

Cennet sana hazırdurur
Mevlâ sana nâzırdurur
Vechi katı zâhirdurur
Görmek istersen gel beri

Aşka eriş bul kurbeti
Sıdka eriş bul vuslatı
Defter gibi şol firkati
Dürmek istersen gel beri

Vâsıl ola Hak'tan selam
Hâsıl ola yüz bin kelam
Zevk-i meyi vasl-ı müdâm
Sürmek istersen gel beri

Ey Hakkı tut mürşit elin
Gözle izinden Hak ilin
Hak bağının miski gülün
Dermek istersen gel beri

***

Şol cennetin gülzârına
Girsin bu gün Allah diyen
Kanmağ için enhârına
Ersin bu gün Allah diyen

Aşk bağına er gel beri
Ol gamlardan eyle berî
Zevk-i şarâb-ı Kevser'i
Sürsün bu gün Allah diyen
Tahsîl için feyz-i cezîl
Nûş eylemek'çin selsebîl
Can ile başı fî-sebîl
Versin bu gün Allah diyen

Pâk eyleyenler meşrebi
Tensîm içer rûz-ı şebi
Hakkı mukarribler gibi
Görsün bu gün Allah diyen

Olmağa dostun bülbülü
Kokmağa bir hoş sünbülü
Bâğ-ı tecellînin gülü
Dersin bu gün Allah diyen

***
Nice bahâr olup yer şen olmasın
Gül bitirip yer yer gülşen olmasın
Nice gece gündüz rûşen olmasın
Onda nice gül-gonca-ı ter yatar
Fahr-i âlem gibi bir server yatar

Mûtû kalbe en temûtû şerbetin
İçmeyen ne bilir fenâ hâletin
Hâk olanlar bilir hâkin kıymetin
Onda bunca sâhip-fenâ er yatar
Fahr-i âlem gibi bir server yatar

Nakd-i hâlî olan diller bilirler
Çürümez hâlisü'l-ayyâr olan zer
Hakkıyâ solmayıp çü gonca-ı ter
Yerde bunca cism-i Peygamber yatar
Fahr-i âlem gibi bir server yatar

***

Ey dil bu firkate ölünce ağla
Gitti Fâtımâtü'z-Zehrâ dünyadan
Zehr-i gam iç dâim ciğerin dağla
Gitti Fâtımâtü'z-Zehrâ dünyadan

Döndürüp Hazret-i Mevlâ'ya yüzü
Açıldı o dostun yüzüne gözü
Mustafâ'nın ciğer pâresi kızı
Gitti Fâtımâtü'z-Zehrâ dünyadan

Vefâtı iricek gör ki neyledi
Hazret-i Ali'ye hâlin söyledi
Hasan ve Hüseyn'e vedâ eyledi
Gitti Fâtımâtü'z-Zehrâ dünyadan

Ta'zîm edip onu Allâhu'l-azîm
Kabza-ı kudretle içirdi tensîm
Oldu Hayy ü Bâkî emrine teslîm
Gitti Fâtımâtü'z-Zehrâ dünyadan

Kabrinden Mustafâ uzatıp eli
Ver bana kızımı dedi yâ Ali
Ravzasına aldı âhir o gülü
Gitti Fâtımâtü'z-Zehrâ dünyadan

Ecel yeli esdi ömür bağına
Hazân erdi âhir gül ocağına
Murg-ı fenâ kondu can budağına
Gitti Fâtımâtü'z-Zehrâ dünyadan

Altı aydan sonra bana seferi
Edersin demişti ona pederi
Va'de erip kodu bu fânî yeri
Gitti Fâtımâtü'z-Zehrâ dünyadan

Sayfayı Paylaş