HZ. PEYGAMBER VE KÜLTÜRÜMÜZ

Somuncu Baba

Evet¸ Hz. Peygamber'i seviyoruz. Zira Yûnus'un ifadesiyle¸ varoluşta onun dostluğunun izini görüyoruz. Dünya kalıcı değil¸ elbette gelen gidecektir. Ama her şeyden evvel¸ dünyanın ve dünyaya gelişin farkına varmamız gerek. Bütün filozoflar¸ bütün dinler; hayatın anlamına ilişkin cevaplar arar: Hayat nedir? Dünya nedir? Ben neyim? Neden geldim? Görevim ne? Bu gibi soruların cevabını¸ biz Hz. Peygamber'den öğrenmişiz. Bu bakımdan da dünyanın varoluşunu¸ onun sevgisiyle¸ dostluğu ile izah etmişiz. Dolayısıyla Hz. Peygamber'den bahsetmek¸ varlıktan bahsetmektir; kâinattan¸ insanda

Yazımıza¸ Türk dilinin büyük ustası Yûnus'la başlamak isterim. Diyor ki:


Arayı arayı bulsam izini


İzinin tozuna sürsem yüzümü


Hak nasîbeylese görsem yüzünü


Yâ Muhammed cânım arzular seni


Hz. Peygamber'e duyulan sevgiyi¸ iştiyakı anlatan en güzel mısralardır bunlar… Biz¸ millet olarak Hz. Peygamber'i sevmişiz. Neden? Bu nedenin farklı cevapları var; ama birini yine Yûnus'tan yola çıkarak söyleyeyim:


Yarattı Hak dünyâyı Muhammed dostluğuna


Dünyâya gelen gider bâkî kalası değil


Evet¸ Hz. Peygamber'i seviyoruz. Zira Yûnus'un ifadesiyle¸ varoluşta onun dostluğunun izini görüyoruz.  Dünya kalıcı değil¸ elbette gelen gidecektir. Ama her şeyden evvel¸ dünyanın ve dünyaya gelişin farkına varmamız gerek. Bütün filozoflar¸ bütün dinler; hayatın anlamına ilişkin cevaplar arar: Hayat nedir? Dünya nedir? Ben neyim? Neden geldim? Görevim ne? Bu gibi soruların cevabını¸ biz Hz. Peygamber'den öğrenmişiz. Bu bakımdan da dünyanın varoluşunu¸ onun sevgisiyle¸ dostluğu ile izah etmişiz. Dolayısıyla Hz. Peygamber'den bahsetmek¸ varlıktan bahsetmektir; kâinattan¸ insandan¸ hayattan bahsetmektir.


Hz. Peygamber'i severiz. Çünkü hayatın anlamını öğrendiğimiz Kitabımızda¸ “Kim Resul'e itaat ederse¸ Allah'a itaat etmiş olur…” (4/Nis⸠80) buyrulur. İtaat¸ iz sürmektir¸ yolda olmaktır. Yol¸ İslâm'dır. İslâm nedir? İslâm¸ barıştır¸ esenliktir.


Din¸ önce ahlaktır. Önce doğruluk¸ dürüstlük¸ şefkat¸ merhamet¸ saygı ve sevgi olmalı… Ahlaksız amel¸ insanı hakîkate¸ huzura ulaştırmaz. Ahlak¸ insana yücelik ve güzellik verir. Onun öğrettiği doğruluğa¸ dürüstlüğe¸ sevgiye¸ anlayışa velhasıl ahlaka çok ihtiyacımız var.


Kültür derken bir tanım yapmalıyız. Nedir kültür? Çokça tanımı var; ama birini birlikte yapalım: Kültür; insanın¸ insana ve maddeye karşı tavır alışını belirleyen bir bütündür. İnsanın insana ve maddeye karşı tavır alışı… Hz. Peygamber¸ bize o duruşu¸ o anlayışı¸ o görüşü öğretiyor.


Bundan başka¸ kültür¸ toplumsal dokuyu inşa eden¸ ona maddî ve manevî alanda ruh veren ve onu diğer milletlerden ayıran temel özellikleri ifade eder. Böyle diyor¸ toplumbilimciler… Toplumsal dokuyu inşa etmek! Peki¸ ama neyle? Toplumsal dokuyu¸ sözle¸ sanatla ve edebiyatla inşa edersiniz.


  “Toplumsal dokuya maddî ve manevî ruh veren ve onu diğer milletlerden ayıran özellikler” demiştik. Evet¸ dilimizle diğer milletlerden ayrılıyoruz. Dilimizin rûhânî tarafını¸ Muhammedî hakîkat tamamlamıştır. Demek istediğim şudur: Hz. Peygamber¸ doğrudan doğruya tarihî ve menkıbevî hayatı¸ fizikî ve ruhî yapısı¸ sözleri¸ uygulamaları¸ âile reisi olarak eş ve çocuklarıyla ilişkileri¸ diğer insanlarla münasebetleri¸ siyasî ve idarî kişiliği gibi hususiyetleriyle dilimize hayat veren bir kaynak kişidir; şairlerimizin en önemli ilham kaynağıdır. Dolayısıyla kültürümüzün membaıdır.


Burada yeri gelmişken bir hususu dikkatlerinize arz etmek isterim. Bizim kültürümüzün iki belirgin yönü vardır:


1. Dilde derinlik: Bizim kültürümüzün dili¸ şiir dilidir; istiâre/metafor¸ mecâz¸ teşbîh ve hüsn ü ta'lîl gibi sanatlarla bu derinlik sağlanmıştır.


2. Tabiatı¸ insan-şehir ve doğa bütünlüğü içinde okuyan bir kültür. Ne şimdiki natüralistler gibi¸ tabiatı tek boyutlu ele alıyor; ne de hümanistler gibi¸ insanı her şeyin merkezine koyuyor. Her ikisini de bir bütünün parçası olarak değerlendiriyor.


Hilye¸ unutulmuş kültür miraslarımızdan birisidir. Bu gün bu kelimenin anlamını çoğu kimse bilemeyebilir. Ne demek hilye? Hilye¸ kelime olarak¸ süş zînet¸ cevher¸ bezek¸ güzel sıfatlar¸ güzel yüzlü¸ güzellikler manzûmesi anlamına gelir. Hilye¸ Hz. Peygamber'le süslenmek demektir!.. Bu imaj bizde var. Bizim¸ dil dünyamızda var. Efendim¸ hilye¸ Peygamberin daha çok şekli özelliklerini anlatan eserlerdir… Bu meydanda en meşhur şairimiz Hâkânî Mehmed Efendi'dir; Hak rahmet eylesin¸ diyor ki:


Rû-yı rahşânı değirmiydi anın


Nitekim cirmi meh-i tâbanın


Yüzü benzerdi müdevver aya


Zatı âyine idi Mevlâ'ya


Sağar-ı ârız-ı meh-sîmâsı


..


Arz-ı hüsn etse o mahdum-ı Halîl


Yûsuf'un anmaz idi İsrâîl.. (375–76¸378)


Evet¸ ay gibi güzel Muhammed… Ay gibi aydınlık¸ ay gibi arı duru. Sadece bu mu? Hayır¸ Hâkânî diyor ki: Hz. Peygamber aynadır. Ayna… Belki de¸ sadece aydan¸ sadece aynadan bahsetmek gerekti. Evet¸ ayna. Kime ayna? Mutlak Hüsn'e… Zât-ı Mutlak'a.  Evet¸ bizim Peygamber tasavvurumuz böyle. Bu zengin kültür¸ bu zengin dil nerede?


Bakınız¸ hilyeyi sadece şairler yazmamıştır. Hattatlar da hilye yazmış¸ ebrû-zenler ve müzehhipler o hilyeleri süslemiştir. Eskiden çoğu mekânlarda bu tablo hilyeler olurmuş; Onu hatırlamak için… Onu bu millet hiç unutmadı¸ unutmaz da. Bizim asker ocağımız¸ Peygamber ocağıdır. Kahraman askerimiz¸ Mehmet'tir¸ Mehmetçiktir. Hiç bu ocak unutulur mu? Mehmet unutulur mu? 


Efendim¸ bir metafordan daha bahsetmek istiyorum. Bahçe kültürümüzün zenginliklerinden söz edecek değilim; ama birkaç cümleyle de olsa bahçenin şâhını¸ gülü yazacağım.


Gül¸ her şeyden önce bütün güzellikleri kendisine yakıştırdığımız sevgilidir. O sebepten sevgili¸ gülümüzdür¸ gül yüzlümüzdür.


Goncası¸ tevhidi¸ açılmış hâli kesreti temsil eder. Kezâ gonca halvet hâlini¸ Hak ile baş başa olma hâlini; açılmış gül ise¸ can sırrını açığa vurmayı sembolize eder.


Yine gül¸ ömrünün kısalığı dolayısıyla dünya hayatının fânîliğine işaret eder; bâkî olan öte dünyaya hazırlanmayı tembih eder.


Gül¸ ferahlatıcı¸ latif ve uyarıcı özelliği ile nefsi gafletten uyandıran İslâm'a benzetilir… Gül Hz. Peygamber'dir¸ âl-i Resûl'dür.


Geleneksel kültürümüzde gül¸ ter-i Muhammed olarak nitelendirilir. 


Terlese güller olurdu her teri


Hoş direrlerdi terinden gülleri


(Süleymân Çelebi)


Yûnus Emre'nin sarı çiçekle konuşmasını pek çoğumuz biliriz. Diyor ki¸


Yine sordum çiçeğe gül sizin nenüz olur


Çiçek eydür iy derviş gül Muhammed teridür


Bu¸ tabiî bir tasavvur meselesi; botanik bilimi açısından izahtan vârestedir. Ecdâd¸ öyle tasavvur etmiş¸ öyle düşünmüş. Evet¸ gül bahsi de başlı başına bir konudur… Dikkat ederseniz Hz. Peygamber¸ şiir dilimizde¸ gönül dilimizde¸ ruh dünyamızda en önemli ilham kaynağıdır¸ kurucu kaynaktır.


Sözlü kültürümüzde Onu görebiliriz…


Mesela ninnilerde…


Bu sevgi ninnilerde..


Ninni Muhammed'im ninni


Ninni can Ahmed'im ninni


Mesela manilerde…


Bu sevgi manilerde…


Hey hurundan hurundan


At su içer kurundan


Yedi yerden ay doğmuş


Muhammed'in nûrundan


Mesela halkın duasında…


Yattım Allah¸ kalkarım inşallah


Kalksam da kalkmasam da


La ilahe illallah


Şefâat yâ Resûlallâh


Netice itibariyle¸ bu yazı Hz. Peygamber'in kültürümüzdeki izlerine ilişkin kısa bir gezinti sunmuştur. Fakat konunun bu kadar muhtasar olmadığını bilmenizi isterim. Sözü Dede Korkud'un bir duasıyla tamamlamak uygun olacak; buyurun birlikte âmin diyelim:


Ölüm vakti geldiğinde arı imandan ayırmasın.


Aksakallı babanın yeri cennet olsun.


Ak pürçekli ananın yeri cennet olsun.


Mevlâm¸ seni nâmerde muhtaç etmesin.


Ak alnında beş kelime dua kıldık¸ kabul olsun.


Âmin¸ âmin diyenler Tanrı'nın yüzünü görsün.


Derlesin¸ toplasın günahınızı¸


Muhammed Mustafa'ya bağışlasın Hanım hey!…


Amin!… Âmin. Efendim¸ daima Muhammed'le ve muhabbetle kalınız.

Sayfayı Paylaş