HÜSN Ü AŞK'TA POETİKA VE ŞİİR ELEŞTİRİSİ

Somuncu Baba

"Günümüzde halkın seviyesine inmek¸ gibi
anlamsız bir sloganla hâlâ karşılaşılırken Şeyh
Gâlip¸ halkın seviyesinin yükseltilmesinde şairlerin¸
âlimlerin rollerine dikkat çeker."

Gûyâ ki o şâir-i yegâne


Gelmiş bu kitâb için cihâne


   Ziyâ Paşa


XVIII. asırda Klâsik Türk Edebiyatı'nın son büyük temsilcisi sayılan Şeyh Gâlip'in Hüsn ü Aşk'ı yalnız Türk Edebiyatı'nın değil¸ şiir vâdisinde dünya edebiyatının da numune-i imtisallarından sayılmaktadır. Çünkü bu eser klâsik bir aşk mesnevisinden öte değerler taşımaktadır. Hüsn ü Aşk; edebî¸ tasavvufî¸ sosyal¸ hatta siyasal hususlara getirdiği tenkidlerle de dikkat çekmektedir.[1]


Hüsn ü Aşk¸ eski şiirde tenkid yoktur¸ hükmünü verenlerin¸ aslında konunun ne kadar câhili olduğuna müşahhas bir cevaptır. Şunu baştan belirtelim ki sadece Şeyh Gâlip değil¸ onun gibi şiirin zirvelerine tırmanmış büyük şairlerin birçoğu¸ şiirle ilgili poetik görüşlerini hiç olmazsa eserlerinin satır aralarına serpiştirmiş ve doğrusu kendi zamanlarını da aşan tespitleriyle şairlik mesleğine ve şiire geniş açılımlar getirmişlerdir.


Şeyh Gâlip¸ Hüsn ü Aşk'ında zaman zaman sözün güzelliği¸ ifadenin etkileyiciliği ve şiirin kudreti ile şairlerin durumları hakkında eleştirel yaklaşımlarda bulunur. Zaten araştırıcılar¸ onun eseri için tasavvufa farklı bir boyut getirmediğini¸ bunu kendisinin de ifade ettiğini söylerler. Çaldımsa da mîri malı çaldım¸ diyerek Mevlâna'dan ve onun Mesnevi'sinden açıkça etkilendiğini¸ hatta Mevlâna'nın görüşlerini iktibas ettiğini ve eserinin esrarını da ondan aldığını itiraf eden Şeyh Gâlip'in eserini¸ canlı hayat tasvirleri¸ şairlik ve şiir incisini bulma iddiası orijinal kılıyor.


Şiir incisini bulabilmek için engin deryalara dalınması gerektiğini ve bunu kendisinin yaptığını söyleyecek kadar kendine güvenen¸ iddialı bir şair Şeyh Galip. Kendinden önce gelen şairleri rahatça ve nesnel diyebileceğimiz ölçülerde tenkid edebiliyor; zamanın şiirleri ve şairleri hakkında çekinmeden rahat hükümler verebiliyor. Kendi şiiri ile ilgili olarak Hüsn ü Aşk'ta:


 


Tarz-ı selefe tekaddüm etdim


Bir başka lûgat tekellüm etdim


 


Yahut:


 


Zannetme ki şöyle böyle bir söz


Gel sen dahi söyle böyle bir söz


 


gibi¸ Dîvan şiirinin geleneğinde olan fahriyelere çokça rastlanır. Fakat bu fahriyelerde bile sanat ve estetik miyarını ön plânda tutar: "Adam (şair) ona denir ki¸ sanat ve edebiyattan anlayanlara yepyeni ufuklar açsın; sözü aklına geldiği gibi değil de onu nice tecrübelerle olgunlaştırdıktan sonra söylesin. Ama ben bunu kime anlatayım? Keşke ben de o kadar basit söylemeyi becerebilseydim (!)" sözleri onun basitlikten uzak olduğunun göstergesidir.


Şiirden anlayan gerçek münekkidlerin şaire yeni ufuklar açacağının şuurundadır Şeyh Gâlip:


 


Bir ehl-i sühân ki ede tahsîn


Bin çarh değer o beyt-i rengîn


(Şiirden anlayan birinin takdir ettiği güzel ve renkli bir beyit¸ bin dünyaya bedeldir.) Tabi ki burada şiirden anlayanların takdirinden bahsediliyor; yoksa sıradan insanların âferinleri ancak aptalları¸ ahmakları memnun eder. Nitekim şair bir sonraki beytinde "Elimdeki kalem her zaman bana şöyle der: Halkın beğenisi benim için bir felâkettir." Burada halk sözünden maksat şiirden anlamayanlardır.


Günümüzde halkın seviyesine inmek¸ gibi anlamsız bir sloganla hâlâ karşılaşırken Şeyh Gâlip¸ halkın seviyesinin yükseltilmesinde şairlerin¸ âlimlerin rollerine dikkat çeker. Halkın seviyesine ineceğim¸ kaygısını güden sanatkâr aynı zamanda kendini de köreltir… Şöyle diyor Gâlip: "Şairin¸ işi gücü insanların zihinlerini yormamaya çalışmak ve herkesin anlayabileceği sözler söylemek olunca¸ elbette hayali kısırlaşır ve dili de mânâca fakirleşir. Ama her hâlükârda şairlik kabiliyeti bellidir ve Allah'ın sana bağışladığı şeyler meydandadır. Şairlikte üstün kabiliyeti olan ve mânâdan anlayan biri¸ hırsızı padişaha hiç eş tutabilir mi…"


Şeyh Gâlip'in şairler ve şiir hakkındaki görüşleri günümüzdeki edebî tenkid anlayışı açısından da önemlidir. Bakınız onun poetik anlayışında nasıl bir şair ve şiir var:


Gâlip'e göre şair¸ gönül ehli olmalı. Şair¸ iyi huylu ve yumuşak tabiat sahibi olmak demektir:


 


Şâir deme ehl-i dil demektir


Hoş meşreb ü mu'tedil demektir


 


Yoksa bir alay rezil¸ vesveseci şeytanın artığı ile geçinen aşağılık insan güzel şiir kadehini içebilir ve gönül vahyine âşina olabilir mi?:


 


Yoksa bir alay erâzil-i nâs


Pes mânde hor-ı nevâl-i vesvâs


 


Peymâne-keş-i edâ olur mu


Vahy-i dile âşnâ olur mu


 


Şeyh Gâlip¸ tıpkı Fuzûlî gibi düşünerek dert çekmeyenin şair olamayacağını söyler. Yani çile çekmeden şair olunamaz. Şairlik için yanıp yakılmak ve dert gerekir; dert ve belâ onun ayrılmaz parçasıdır:


 


Şâirliğe sûz u derd lâzım


Endûh u belâ olur mülâzım


 


Şeyh Gâlip¸ sevgilide fizikî güzelliğin ötelerinde güzellikler arayan bir şairdir. Bu yüzden gerçek şairi¸ yüz güzelliğine ve dudağa tenezzül etmeyen yüce bir varlık olarak görür ve böyle şairlerin de şiir vâdisinde nadîde gülleri derebileceğine işaret eder:


 


Rûy u lebe etmeyip tenezzül


Açsın çemeni görülmedik gül


 


Gerçek şair¸ boyutlarla sınırlı değildir. Onun hayal şahini her yolda ve yokuşta uçar durur ve şiir ceylanını böylece yakalar; şair hayâlin uçurumlarla dolu geçidine girdiğinde¸ dedikodu devine çarpılmaz:


 


Her râhda eyleyip tekâpû


Şâhin-i hayâli ala âhû


 


Girdikde girîve-i hayâle


Çarpılmaya dîv-i kîl ü kâle


 


Şeyh Gâlip¸ Hüsn ü Aşk isimli mesnevisinin "Der Beyân-ı Mâhiyet-i Şâirî" bölümünde şair ve şiir hakkındaki görüşlerini uzun uzun anlatır. Bundan sonraki görüşlerini de sadece nesir diliyle aktaralım:


"Şairin kalemi¸ bilgi ve marifet bahisleri açıldığı zaman da yazacak kabiliyete sahip olabilmelidir. Gerçek şair¸ düşünce şarabının denizine daldığı zaman eli boş çıkmayan¸ incilerle dolandır. İnci dediğimiz kaş ve göz kelimelerinin (basit bir şekilde) bir araya getirilmesinden hâsıl olan söz değildir. Süslü¸ fakat içi boş kelimeleri bir araya getirerek şiir yazdığını sananlar¸ bir yumurta yumurtlamak için kıyametler koparan şamatacı tavuklar gibidir. Böyle şairlerin şiirlerinde kullandıkları çoğu Arapça ve anlamı bilinmeyen kelimeler de baştanbaşa kaba ve ağır sözlerdir."


Şeyh Gâlip¸ şiirde kelimelerin rast gele sıralanışını da tenkid eder¸ onların mutlaka estetik bir sanatla bir araya getirilmesi gerektiğini söyler. Kelimeleri rastgele sıralayan şairleri alaylı bir şekilde tasvir eder:


 


Bak bak ne güzel edâ-yı şîrîn


Gül-bûse yanında lâ'l-i nûşîn


 


Cem'iyyete kıl şu sözde dikkat


Gîsû-yı siyâh şâm-ı gurbet


 


Hançer burada zihî nezâket


Ebrûsuna eylemiş işâret


 


(Bak bak ne güzel¸ ne tatlı edalı (!) bir söyleyiş. Gül-öpücük yanında lâl renkli tatlı dudak… Şu sözdeki mânâ çeşitliliğine (!) dikkat et. Omuza düşen siyah saçlar¸ gurbet akşamına benzer. Buradaki hançer sözü ne de ince bir şekilde (!) kaşına işâret ediyor.)


Şeyh Gâlip¸ Klâsik Edebiyat'taki mazmunların herkes tarafından sık sık kullanılmasının şiire yeni bir boyut ve güzellik getirmediğini ifade ederken¸ gerçek şairden beklentilerin farklı olduğunu şu sözlerle ifade eder: "Gerçi bu da epeyce bir hünerdir¸ ama söz yine başka şeydir. Temiz meşrepli¸ rint bir şair bu duruma uygun olarak şu sözü söylemiştir: "Ağızlarda çokça çiğnenmiş edaya ve önceden defalarca söylenmiş söze tenezzül etme!(Biz) nazlı¸ ince bir üslûba düşkün olduğumuz için¸ ancak taze eda ile söylenmiş söze razı oluruz. Yoksa ne nazikliği ve ne de mazmunu üstünlük davası ile doldurmak şiire güzellik sağlar."


Bütün bu tenkidlerden sonra Şeyh Gâlip¸ okuyucuya der ki:


 


Nazm içre olur mu ilm ile lâf


Ya söylemeyim mi eyle insâf


 


(Şimdi diyeceksiniz ki¸ şiirin içinde ilim ile ilgili sözler mi söylenir; peki¸ insaf eyle¸ hiç konuşmayayım mı yani?)


Şeyh Gâlip'in bu söyleyişi Fuzûlî'nin de şiirin ilimden hâlî olamayacağı beyanındaki sözlerini destekler niteliktedir. Ne diyordu Fuzûlî: "İlimsiz şiir temelsiz duvara benzer¸ temeli olmayan binanın da yıkılması gâyet kolaydır."


Şeyh Gâlip¸ sanatta güzelliğin her millete göre değiştiğini söyler. Yani başka milletlere göre güzel olan¸ bize göre çirkin gelebilir. Bu bakımdan sanat millî özellikler arz eder. Sanatta millîliği savunan Gâlip¸ kendinden önceki asırda yaşayan Urfalı Nâbî'yi tenkid ettiği beyitlerinde –ki bilindiği gibi Hüsn ü Aşk¸ Nâbî'nin Hayrâbâd isimli mesnevisinin revaçta tutulmasına tepki olarak¸ ondan üstün eserler çıkabileceğini göstermek için yazılmıştır- Türk şiirinde müstehcen ifadelere yer verilmesinin¸ bu milletin örf ve ahlâkıyla bağdaşmayacağını söylerken; açık saçık tasvirlerle dolu şiirlerin Acem şiirinde normal karşılanabildiğini çünkü onların ahlâkî kaygılarının olmadığını söyler. Hayrâbâd'ı tenkid ederken şöyle der Şeyh Gâlip:


"Bir iki hoşça tabir buldum diye cinsî münasebeti tarif etmeye kalkışmak erlik midir? Eğer denilirse ki büyük şair Nizâmî de bu yola gitmiş. (Ben de derim ki) Onunki Acem tarzıdır¸ ona şaşılmaz. Çünkü Acem rintleri pek fazla edep erkân gözetmezler. Onların her davranışına uymanın ne anlamı var? Caiz olsa bile¸ bu kadar aşırıya gitmenin gereği ne? Ayrıca şunu da söylemeliyim ki; o söz sanatkârı (!) kalemini boşu boşuna sıkıntılara sokmuş¸ baldırı çıplak bir hırsızı âdeta Mansur'la bir tutmak istiyor…"


Hüsn ü Aşk şairi Şeyh Gâlip¸ mesnevisinin çeşitli bölümlerinde fırsat düştükçe şair ve şiir hakkındaki düşüncelerini sıralar. Hüsn ü Aşk'taki şiir görüşleri başlı başına bir kitap olabilecek kıymet ve kesafette olup¸ biz bu muhtasar yazıyla konuya ilgi duyanlara sadece küçük bir ışık tutmak istedik. İnşallah yapılacak ayrıntılı ve bereketli araştırmalarla¸ dünya çapındaki bu şairimizin hakîkî kıymeti daha da belirginleşecektir.






[1] Eserin muhtevası için¸ Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan'ın nesre çevirerek notlar ve açıklamalarla desteklediği Hüsn ü Aşk adlı incelemesine bakılmalıdır: Şeyh Galib Hüsn ü Aşk (Nesre Çeviri Notlar ve Açıklamalar)¸ Hazırlayan: Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan¸ Yelkenli Yayınları¸ İstanbul 2006.

Sayfayı Paylaş