HULÛSİ EFENDİ'NİN ŞİFA YURDU

Somuncu Baba

Allahu Teâla tarafından bize ihsan buyurulan sayısız nimetlerin en önemlisi ve en büyüğü sağlıktır. Sıhhat olmadan yaşamanın zevki ve hattâ tadı olamaz.

Allahu Teâla tarafından bize ihsan buyurulan sayısız nimetlerin en önemlisi ve en büyüğü sağlıktır. Sıhhat olmadan yaşamanın zevki ve hattâ tadı olamaz.
“Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” sözü bunu güzelce göstermektedir. Atalarımız¸ her şeyin başı sağlıktır¸ demişlerdir. Gerçekten sağlık olmayınca insan çalışamaz¸ yaptığı işi başaramaz¸ verimli olamaz¸ para kazanamaz¸ ibadet edemez¸ kendisi ve ailesi fakir ve muhtaç olur.
İnsanoğlunun ve her Müslümanın başta gelen vazifelerinden biri Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu sağlığı korumaktır. Yani daha iyi olmasına çalışmaktır. Bunun için her mü’min sağlığı koruyan ve sıhhatli yaşamayı sağlayan şartları bilecek¸ öğrenecek ve uygulayacaktır. Dinimiz¸ sağlığa ve sağlığın muhafazasına çok önem verir.
Sağlık İyiliktir
Sağlık demek¸ yalnız hasta olmamak demek değildir¸ sağlık insanların maddeten ve manen azami iyilik halinde bulunmasıdır.
Bir milletin en büyük kuvveti¸ silahı ve harp teçhizatı değildir. Eğer bu vasıtaları kullanacak olan fertler sağlıksız¸ aklen ve bedenen kuvvetsiz olursa düşmana karşı galebe çalmalarına imkân var mıdır?
Medeniyet ilerledikçe¸ insan sağlığını tehdit eden unsurlar çoğalmış ve sağlık eğitimine olan ihtiyaç çok artmıştır. Bu artan ihtiyacı karşılamak için eğitimcilerin el ele verme zamanı gelmiştir artık. Bu alanda dinimizin şaşmaz prensipleri bizim en büyük desteğimiz olacaktır. Zira İslâmiyet¸ insan sağlığı hakkında şaşmaz kaidelerle dolu bir dindir. Bu nedenledir ki¸ bugün İslâmiyet¸ bütün dünyaya yayılmakta¸ ileri milletler¸ onu ahkâm olarak¸ gelişmekte olan milletler de¸ inanç olarak benimsemektedir.
Sağlık¸ insanoğlunun önem verdiği en eski konulardan birisidir. Hayatın başlangıcından beri¸ hastalık ve ölüm olduğundan hastalıkları yenmek¸ acıları dindirmek bütün toplumlarda başlıca gayelerden birisi olmuştur. Tıp ilmi¸ büyük bir hızla ilerlemekte¸ dün çaresiz gibi görünen dertlere çare bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şeriflerinde: “Allahü Teâlâ her hastalığın ilâcını yaratmıştır¸ yalnız ölümün çâresi yoktur.” buyurmuşlardır.
Sağlık¸ dünya nimetlerinin başında gelir. Sıhhati yerinde olmayan kişi ne dünyası ne de ahireti için gerekli olan çalışmaları yapamaz. İslâm dininin emretmiş olduğu bütün hususlar sağlığa uygun ve onu koruyucu olan hususlardır. Bunların ehemmiyeti teknik ve fennin ilerlemesiyle daha iyi anlaşılmıştır.
Toplumun sağlığı¸ kişinin sağlığı kadar önemlidir. Sağlığı korumak ve seviyesini yükseltmek herkesin görevidir. Toplumun sağlığını korumak için harcanan para¸ toplumun kalkınması için yapılan en değerli yatırımdır.
Sıhhati korumak¸ sıhhate zarar veren şeylerden sakınmak¸ helâl olmayan¸ fâsid arzu ve isteklerden uzak durmak genel prensiplerdir.
Kıyamete kadar bütün beşeriyete hitap edecek olan bir dinin bu espriye sahip olması büyük önem taşır. İslâm tıbbının temelini oluşturan yapı¸ sıhhatli insan ve sıhhatli toplumdur. Ruh ve beden açısından sağlıklı insanlardan oluşan bir toplum¸ gözetilen hedeflerin başında gelir. İnsan sağlığını tehdit eden her tehlikenin bertaraf edilmesi esastır. Bunun içindir ki¸ tıp konusunu hareketlerimizdeki¸ yiyecek ve içeceklerimizdeki helaller ve haramlarla bağlantılı düşünmek zorundayız.
Tedavi Merkezleri Hastaneler
Toplum ve fertlerin sıhhatini korumak¸ tedavi etmek ve sıhhî müdahalelerde bulunmak için Osmanlılar devrinde özellikle İstanbul’da çok sayıda hastane kurulmuş olup bunların ilki¸ Fâtih Sultan Mehmed tarafından 1470’te kendi adıyla anılan külliyenin içinde yaptırılan şifâhânedir. Fâtih Külliyesi’nde hastane ve camiden başka¸ astronomi¸ matematik gibi fen bilimlerinin de tahsil edildiği fakülte niteliğinde medreseler de yer alıyordu.
Osmanlı hastanelerinin en bariz mimarî özelliği cami¸ medrese¸ imaret¸ tabhâne¸ kervansaray¸ hamam¸ çarşı¸ çeşme ve benzerlerinden meydana gelen külliyelerin bir parçası olarak planlanmalarıdır. Bu külliyeler şehir içinde birer küçük şehir oluşturarak bir sosyal merkez gibi halkın her türlü sosyokültürel ve sağlıkla ilgili ihtiyaçlarını da karşılamaktaydı. Yani insanların sağlık problemleri hem tıbbî müdahalelerle çözülüyor¸ aynı zamanda insanlar ilmî¸ dinî ve fennî açıdan yetiştiriliyordu. Böyle bir sistem ile insanlar her yönden eğitiliyordu.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi¸ hayatının her döneminde eğitim ve sağlığa çok önem vermiştir.
Gençlik yıllarında tifo hastalığına yakalanmış¸ tedavisini Sivas’taki mürşidi İsmail Hakkı Toprak Efendi’nin gayretleriyle yaptırmıştır. Aslında mürşidinin bu alâkası ve geçirdiği tedavi süreci¸ Osmanlıda olduğu gibi¸ aynı zamanda onun manevî yönden bazı merhaleleri geçmesi için de bir özel dönem olmuştur.
Bir rahatsızlık vesilesiyle doktora giden bir arkadaşına¸ doktorun sert tavırlar göstermesi¸ hastalığın çok ağır olduğunu söyleyerek¸ çaresizlik ifadelerinde bulunmasına cevap niteliği bakımından Hulûsi Efendi Âli Paşa’nın şu şiirini okur:
Kalbi mecruha sakın açma tabip yâresini
Koyuver sargıda dursun açma gel yâresini
Açma gel hasta ile hastalığın arasını
Belki Allah yaratır çaresizin çâresini

Nâ ümid etme tabip hastayı dermânından
İhtiram üzre bulun his ile iz’ânından
Kesmez ümidin kul Rabbinin ihsânından
Belki Allah yaratır çaresizin çâresini
Hulûsi Efendi¸ nazire olarak ardından bir rubai söyler:
Rıfk ile nabzını tut eyle tebessümle nigâh
Bârid etvarın ile hâl-i dilin etme tebâh
Nâgehan ahî olup¸ vâsıl-ı dergâh-ı ilâh
Belki Allah yaratır çaresizin çâresini
Nazire-i Hulûsi
“Yoluna canlar kurban edilecek sevgilinin yolunda candan kıymetli bir hediyenin olmadığını” hastaya yumuşak davranılmasını¸ soğuk tavırların insanları üzdüğünü¸ gönülden yaraladığını¸ dermansız dert yaratmayan Allah’tan istenirse şifa vereceğini ve bu konuda ümitsiz olunmamasını edebî bir üslupla tavsiye etmişlerdir.
Hulûsi Efendi’nin Sağlık Hizmetleri
1980’li yıllarda Darende’de bir annenin doğum esnasında¸ hastanenin elektriklerinin kesilmesinden dolayı müdahalenin gecikmesinden ötürü vefatı onu çok etkilemiştir. Yaşamış olduğu¸ mamur etmeye çalıştığı Darende’nin sağlık hizmetleri açısından en üst seviyeye gelmesini çok arzulamıştır. Bu gayeye matuf olarak¸ şahsi gayretleriyle ilçe hastanesine bir jeneratör temin edip¸ hastaneye bağışlamıştır.
Sağlık Bakanı Mehmet Aydın zamanında Darende’nin ihtiyacı olan¸ Hızır Acil Servis Ambulansının alımı için¸ 10 Mart 1986 tarihinde zamanın Sağlık Bakanına yardım çekini takdim ederken Darende’nin sağlık sorunları dile gelmiş ve Darende’ye 200 yataklı hastane yaptırmayı vaat etmiştir. Bu vaat o tarihlerdeki ulusal basına da yansımıştır.
Darende’nin¸ gerek Malatya merkezine ve gerekse diğer komşu il merkezlerine uzak olması sebebiyle bu hizmet çok daha da önem kazanmıştır.
Yıllarca dostları¸ Hulusi Efendi hazretlerine divan edebiyatı tarzında yazdığı şiirlerinin kitaplaştırılmasını arzu ettiklerini beyan etmişler¸ o ise hayatta iken şiirlerini kitap olarak yayınlamayı düşünmediğini söylemiştir. Dostların ısrarı üzerine “Dîvân-ı Hulûsî-i Darendevî” (I. Baskı¸ İst¸ 1986.) adlı muhteşem eserin yayınlanmasını¸ Darende’ye 200 yataklı bir hastane yapılması kaydu şartıyla kabul etmiş¸ eserinin gelirini bu hastanenin yapılmasına bağışlamıştır.
Dîvân’ının gelirleri Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı tarafından bu amaca yönelik sarfedilmiştir.
Darende Hulûsi Efendi Devlet Hastanesi
24 Haziran 2000 tarihinde temeli atılan hastanenin arsası¸ Darende Belediyesi tarafından¸ vakfa tahsis edilmiştir. Yine yıllar öncesinden (1986) bir gün evlatlarıyla bir yere giderken şimdiki hastanenin yapıldığı yerde arabayı durdurup o tepeyi gezen Hulusi Efendi Hazretleri şöyle buyurmuştur:
“Bu tepeye bir hastane yaptıracağız inşallah. Halkımız istifade edecek. Etrafında gül bahçeleri olacak¸ insanlar hem tedavi olacak¸ hem gönül huzuruna kavuşacak. Böylece burası bedenler ve ruhlar için bir şifa yurdu olan hastane olacak.”
Aradan yıllar geçmiş¸ hastane arsası temin edilmiş¸ Vakıf Mütevelli Heyet Başkanı H. Hamidettin Ateş Efendi’nin Sağlık Bakanlığı nezdindeki girişimleri ve gayretleri neticesinde inşaatına başlanmıştır. Bu arada hastane arsasının eski yerinin 1500 yıllarında yaşayan Balaban Bey el-Madili’nin vakıf yeri olduğunu tarihi kayıtlardan öğrenince¸ her şeyin aslına döneceğini¸ tasavvuf büyüklerini de buna önder olduğunu bir kez daha hatırlamış bulunuyoruz.
Ayrıca “Tohma Kanyonu Projesi” kapsamında hastanenin doğu tarafındaki Tohma ırmağı kenarındaki alanın¸ park¸ gül bahçesi¸ gibi tanzim edileceğini öğrenince¸ Hazretin kelâmının yıllar sonra¸ bütün hakikatiyle tahakkuk ettiğini müşahede ediyoruz.
Vakıf Başkanı H. Hamidettin Ateş¸ bir konuşmasında şöyle buyurmuştur:
“Babamız Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi’nin bütün arzularını gerçekleştirmek için 1990 yılından itibaren şevk ve gayretle çalışıyoruz. Arzulamış olduğu çok büyük hizmetler birer birer gerçekleştirilmiştir. Hastane için de gerekli çalışmalar başlatılmıştır¸ ilgili kuruluşlarında görüşleri alınarak Hulûsi Efendi’nin bu arzusunun da hayata geçirilmesi için çalışmalarımız proje safhasından tatbiki konuma geçirilmesi ve Darende’nin kalkındırılması için her türlü çabayı sarfedeceğiz.” sözleri hastane inşaatının zamanında tamamlanacağının işareti kabul edilmiştir.
Darende Hulûsi Efendi Devlet Hastanesinin inşaatının büyük bir kısmı Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı tarafından yaptırıldıktan sonra¸ Sağlık Bakanlığı ile yapılan protokolle bakanlığa devredilmiş¸ ikmal ve teçhizat bakımından bakanlıkça 2006 yılının Kasım ayında hizmete açılmıştır. Hastanenin tefrişatı noktasında vakfın teşvikiyle¸ hayırsever vatandaşlarımızın katkısıyla her yönden hastaneye destek verilmiştir¸ verilmeye devam etmektedir.
Yalnızca Darende’nin değil¸ bölgedeki bütün insanlara sağlık hizmeti veren¸ 15 bin 400 metrekare kapalı alanı bulunan tam teşekküllü¸ 5 katlı hastane¸ müştemilatı ile tam donanımlı bir sağlık kurumu olarak hizmet vermektedir.
Yıllarca Hulûsi Efendi¸ insanların dertlerine derman olmuş¸ onların acılarını¸ ızdıraplarını¸ sıkıntılarını gidermiştir. Bir şifa yurdu olarak onun civarında şimdi onun adını taşıyan hastane insanlara şifa dağıtıyor. Vasiyeti¸ arzusu¸ idealleri¸ hizmet misyonu milletimizin¸ memleketimizin faydasına¸ aziz vatanımızın bu müstesna köşesinde millî ve manevî duyguları besleyerek devam etmektedir.

Sayfayı Paylaş