Hulûsi Efendi(k.s.)’nin Dîvân Oluşturma Sebebi

231 Dergi-12

Dünyada sebepsiz bir yaprak bile kımıldamaz derler. Kâinatın yaratılışı bile Allah’ın Habibine duyduğu sevgi sebebiyledir. “Levlâke levlâke lemâ halaktu’l-eflâk/Sen olmasaydın, sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.” diyen Yaratıcı bu kudsî hadisinde kâinatı yaratma sebebinin Peygamber’ine duyduğu sevgi olduğunu bizzat kendi bildiriyor. Hulûsi Efendi’nin de şiir yazma ve dîvân oluşturması elbette sebepsiz değildir. Ancak bu sebebi açıklamadan önce genel olarak dîvândan ve Hulûsi Efendi Dîvân’ından söz edelim.

Klâsik Türk edebiyatı şairleri bir ömür boyu yazdıkları şiirleri ömürlerinin sonlarına doğru toplar, onları belli bir sıra ve sistemle kitaplaştırırlardı. Bu kitabın adı “Dîvân”dır. Geleneğe göre bu dîvân şairin mahlasıyla anılır. Fuzûlî Dîvânı, Şeyh Gâlib Dîvânı, Hulûsi Efendi Dîvânı gibi. İslâm milletlerinin ortak ürünü olan dîvânlar, İslâmî inanç sistemine uygun tertip edilirler. Önce tevhit, münacat, na’t türü dinî konularda yazılmış kasideler, sonra musammat, gazel, mukattaat, müfred biçiminde şiirler sıralanır. Şairler dîvânlarını sağlıklarında kendileri tertip ettikleri gibi ölümlerinden sonra başkaları tarafından da tertip edilenleri vardır. Hulûsi Efendi, Dîvân’ını sağlığında bizzat kendi tertip etmiştir. Dîvân’ında 468 gazel, (37’si ilâhî, 17’si musammat şiir), 18 mesnevi, 40 kıt’a, 195 rubai, 471 müfred, 90 mısra vardır.

 

Peki! Hulûsi Efendi (k.s.) bu Dîvân’ını niçin yazmıştır?

Hulûsi Efendi’nin şiir yazma sebeplerinin başında Cenab-ı Hakk’a duyduğu aşk gelmektedir. O, bir beytinde Allah’a duyduğu aşkı yazmaktan söz etmiş, ancak “aşk nüktesini” dile getirmek için sermaye gerektiğini sermaye elde edebilmek için de boş sözleri bırakıp kerem sahibi şeyhin eteğine yapışmak gerektiğini söylemiştir:

Sermayesiz yazılmaz aşk nüktesi Hulûsi

Ol mâye-i kerîmin tut dâmenin ko kâli[1]

Gerçekten onun Dîvân’ı baştan sona Allah aşkının dile getirildiği ilâhî türünde şiirlerle doludur. Bu yüzden Dîvân’ına “Aşk Dîvânı” dense yeridir. Allah’a duyduğu aşkı, aşk anlayışını şiirleştirmesinin sebebi ise ihvanın istifade etmesidir:

Bir hâtıradır ki dîvânım

Müstefîd olalar ihvânım[2]

Hulûsi Efendi eğitmekle görevli olduğu ihvan topluluğuna sahiptir. Ömrünü ihvanının ve insanların eğitimine adamıştır. Onların Allah’a layık bir kul, Peygamber’ine layık bir ümmet ve ceddine layık bir millet olmaları için çalışmıştır. O bu çalışmalar esnasında müritlerine mesajlarını şiir yoluyla verdi. Yazdığı şiirler derhal farklı bölgelerdeki ihvana ulaştırılarak ezberlendi, okundu ve gönüllere nakşedildi. Onun yazdığı bu şiirlerle bu fena dârında bir eser ortaya çıktı.

Hulûsi ismini yâd etmeğe ihvân u yârânın

Fenâ dârında et sen kudretince bir eser peydâ[3]

İşte bu eser Dîvân-ı Hulûsi-i Darendevî’dir. Malumdur, insanoğlu sevdiklerine, kıymet verdikleri değerli şeyleri hediye eder. Hulûsi Efendi de ihvanına ve yârânına inci değerinde beyitler, şiirler hediye etmiştir. Şiirleri onun ihvana ve insanlığa en büyük mirasıdır.

Ancak onun saçtığı şiir incilerinin kıymetini yalnızca ehl-i hüner anlayacaktır. Hulûsi Efendi de bunun farkındadır:

Saçdın Hulûsi bir güher

Toplar anı ehl-i hüner[4]

Hulûsi Efendi’nin bu uyarısı mirastan istifade edilebilmesi için insanları hüner ehli olmaya teşviktir. Zira hüner ehli olmayan, yani bilgi ve birikimi olmayanlar bu hazineden istifade edemeyeceklerdir. Dîvân, evlerde kitaplık raflarını süslemekten öteye geçmeyecektir.

Hulûsi Efendi Dîvânı’nın hemen her beytinde ve şiirinde güzel ahlakı tavsiye vardır. Bu sebeple onun Dîvân’ına “Dîvân-ı Ahlak” adı verilse lâyıktır. Nitekim zengini tarif ettiği rubaîsinde,

Hüsn-i hâli dilberin mahkûm zevâl-i âleme

Hüsn-i hulk u hüsn-i îmândır garaz her âdeme

Her kimin imânı hûb ahlâkı hûb

Zengin odur yahşıya yâhûd keme[5]

 

“Kimin imanı ve ahlâkı güzelse zengin odur.” diyerek gerçek zenginliğin iman ve ahlak güzelliği olduğunu vurgular.

 

Peki! Hulûsi Efendi Allah aşkını ve güzel ahlakı anlatmak, fikirlerini ve duygularını dile getirmek üzere niçin şiir yolunu seçmiştir?

Hulûsi Efendi öyle bir şey yapmak istemiş ki hem sağlığında hem de vefatından sonra insanlar fikirlerinden istifade etmeye devam etsinler. Bu yüzden fikirlerini kalıcı bir hüviyette yazmayı planladı. Bunun da yolu şiire sarılmaktı. Bir hususun kalıcı olması yani ebedî olması için edebî olması gerekir. Zira ebedî olanda vurgu, ahenk, etki daha yüksektir. Bu yüzden bu kubbede kalıcı hoş bir sadâ bırakmak isteyenler şiire başvurmuşlardır. Nitekim Kur’an’ın da üstünlüklerinden biri edebî oluşudur.

Yûnus Emre başta olmak üzere, Somuncu Baba, Hacı Bayram-ı Velî, Mevlânâ, Fuzûlî, Niyâzî Mısrî gibi şairlerin ilâhîleri, gazelleri ve mesnevîlerinin okunduğu edebî yönü güçlü bir kültür ocağında yetişen Osman Hulûsi Efendi daha küçük yaşlarda şiir zevki edindi. Yetiştiği çevrede sohbetler beyitlerle süsleniyor, konular şiirle örneklendiriliyor, gönüller manilerle coşturuluyordu. Bu yüzden her ne kadar düzenli bir eğitim alamamışsa da o, şiirin hem şekil hem de mana hususiyetlerini bizzat yaşayarak öğrendi. Şairlik tabiatının da etkisiyle daha küçük yaşlarda şiir yazmaya başladı. Duygu ve düşüncelerini şiirle dile getirdi. Şiirle sohbet etti, şiirle nasihat etti, şiirle cevap verdi. Böylece fikirlerini kalıcı hâle getirdi. Bedenen ulaşamadığı yerlere şiirle ulaştı.

Kısaca o şiirce bir hayat sürdü ve bu hayatın insanlığa miras kalacak mahsulü olarak Dîvân’ını oluşturdu.

 

[1] Gazel, 459-4.

[2] Divan’da olmayan bu beyit Şeyhzadeoğlu Özel Kitaplığı Arşivinden alınmadır. Bk. İsmail Palakoğlu, a.g.e., s. 162.

[3] Gazel,1-7.

[4] 287-9.

[5] Rübâî, 135.

Sayfayı Paylaş