HULÛSİ EFENDİ (K.S)'NİN MEKTUPLARI

Somuncu Baba

"Tasavvuf muhitlerindeki bu mektup geleneğinin son asırdaki önemli bir temsilcisi de Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'dir. Kendisini bir şair olarak da bildiğimiz Hulûsi Efendi'nin külliyatı arasında bir de "Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî" isimli bir eser de bulunmaktadır. Divân'ıyla klasik şiir geleneğini sürdüren Hulûsi Efendi¸ mektuplarıyla da tasavvuf büyüklerinin oluşturduğu mektubat geleneğinin yeni bir örneğini ortaya koymuştur."


İnsanlar arası haberleşmenin¸  bilgi¸ görüş ve düşünce paylaşımının dolayısıyla iletişimin en sıcak dili olan "mektup" türünün başlangıcı ilk çağa kadar uzanır. Önceleri haberleşme aracı olarak kullanılan mektuplar¸ sonraki yüzyıllarda edebî bir nitelik de kazanmıştır. Bilhassa XIX. yüzyıldan itibaren toplumlardaki okur-yazar oranının artması¸ mektup zarfının ve arkasından da posta pulunun kullanılmaya başlanması ve posta hizmetlerinin gelişmesi mektup türünü oldukça yaygınlaştırmıştır.


 


Mektup türü¸ bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk edebiyatında da son derece önemli görülmüştür. İlk örneklerine Uygur çağında rastlanan bu metinler Anadolu çağında daha bir önem kazanmış bilhassa divan edebiyatında "inşa" adı verilen düz yazının bir çeşidi sayılmıştır. Bundan dolayı Türk edebiyatında tanınmış yazar ve şairlerin sadece mektuplarının toplandığı müstakil eserler de yer almıştır. Bu müstakil eserlerin yanında çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış mektuplar da bulunmaktadır.


 


Türk edebiyatında olduğu gibi Arap edebiyatında da önemli olan mektup türünün bizi ilgilendiren örnekleri ise Hz. Peygamber (s.a.v.)'in İslâmiyet'in ilk yıllarında Rum Kayserine¸ Mısır Melikine¸ İran Hükümdarına yazdığı İslâm'a davet mektuplarıdır. Hz. Ali (r.a.)'nin de bu meyanda mektupları bulunmaktadır. İşte bu gelenek sonradan tasavvuf muhitlerinde adeta bir  "sünnet" olarak algılanmış ve pek çok tasavvuf önderi yakın ve uzak çevresine irşad amaçlı mektuplar yazmışlar hatta bunların büyük bir kısmı "Mektubat" adıyla bir araya getirilmiştir. İmam-ı Rabbanî'nin Mevlânâ Celaleddin-i Rumî'nin¸ Niyazi Mısrî'nin¸ Bediüzzaman Said Nursî'nin "Mektubatları" bu anlamda akla ilk gelen örneklerdir.


 


Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî


 


Tasavvuf muhitlerindeki bu mektup geleneğinin son asırdaki önemli bir temsilcisi de Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi'dir. Kendisini bir şair olarak da bildiğimiz Hulûsi Efendi'nin külliyatı arasında bir de "Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî"* isimli bir eser de bulunmaktadır. Divân'ıyla klasik şiir geleneğini sürdüren Hulûsi Efendi¸ mektuplarıyla da tasavvuf büyüklerinin oluşturduğu mektubat geleneğinin yeni bir örneğini ortaya koymuştur.


 


Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî'ye baktığımızda kendinden önceki tasavvuf büyüklerinin mektup tarzını onun da devam ettirdiğini görmekteyiz. Kitabın önsözünde belirtildiği gibi bu mektupların muhteva olarak iki önemli özelliği vardır. İlki¸ bu mektuplarda temel amaç¸ muhataplarına nasihat etmektir. "Din nasihattir." hadis-i şerifinin bir gereği olarak Hulûsi Efendi de irşad görevini bu yolla da devam ettirmektedir. İkinci özellik şudur: Hulûsi Efendi¸  sosyal hayatın içinde olan¸ sosyal meselelerle ilgili bir şahsiyettir. Bu bakımdan müntesiplerini bu olaylar karşında sorumlu davranmaya çağıran¸ bu sorumluluğun bir gereği olarak da hayır hasenat işlerine dâhil etmek isteyen bir tutum söz konusudur. İşte bu yüzden bu mektuplar¸ bu anlamda¸ hayra¸ iyiliğe bir davet niteliği taşır. Başka bir deyişle bu mektuplar¸ "emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker" anlayışı içinde yazılmış metinlerdir. Bu özellikler daha ilk mektuptan itibaren kendini gösterir. Mesela oğlu Kemal'e yazdığı ilk mektubun daha ilk paragrafında Allah'a ve Peygamberine teslimiyet çağrısının yanında "emirlere tazim ve nehiylerden ictinab"ın üzerinde durulur. Yirmi beşinci mektup ise sosyal sorumluluklar noktasında örnek bir metindir. Bir caminin çatısının yenilenmesi konusunda muhataplarından harekete geçmesini istemektedir.


 


Mektuplar¸ bu iki temel özelliği dolayısıyla yazılan kişiler "hususi" kişiler olsa da "genel"e hitap eder. Yani mektup yazılan kişinin şahsında muhatabı herkestir. Bu bakımdan biz bu mektupları pekâlâ kendimize yazılmış metinler olarak görebiliriz. Ki mektubat geleneğinin asıl önemi buradadır. Herkese ve her çağa hitap eder bu mektuplar. Hepimizi her zaman aydınlatacak özellikler taşır. Zira yukarda bahsi geçen iki temel özelliği dışında bu mektuplar birer sohbet metinleri olarak tasavvufun genel kavramlarını da açıklayan metinlerdir. Fütüvvet¸ mürüvvet¸ hamiyet¸ tevekkül¸ sabır¸ şükür¸ saygı¸ şefkat¸ muhabbet… gibi kavramlar mektupların sıcak ve samimi dili ve üslubuyla muhataplarına izah edilir.


 


Durumun böyle olması anlaşılır bir tutumdur. Zira tasavvuf edebiyatında mektup¸ bir terbiye yöntemi ve dili olarak bir görev üstlenir. Bu yüzden sadece kendisine mektup yazılan kişide kalmaz ve o dergâha intisap edenlerin okumaları için onların da istifadelerine sunulur. Bu bakımdan bu tür mektuplar¸ bir bakıma şeyhin dili ve nazarı olarak kabul edilir. Başka türlü söyleyecek olursak bu mektuplar¸ seyri sülûk sırasında müridin kılavuzu kabul edilir. Belki de bu tür mektupların asıl önemi burada aranmalıdır.


 


Bu mektuplarla ilgili olarak söyleyeceğimiz bir özellik de şudur:  Bizdeki mektup geleneğinde mektuplar sadece nesir türünde yazılmaz. Kimi mektuplar nazmen yazılırlar. Edebiyatımızda pek çok manzum mektup örneği vardır. İşte¸ Hulûsi Efendi¸ kimi mektuplarını nesir¸ kimilerini manzum yazarken kimilerini de nesir-nazım karışık olarak yazmıştır. Bu durum¸ nazım kısımlarının ezberlenebilme imkânını da beraberinde getirmektedir. Öte yandan nazmın kullanılması bu mektuplara ayrı bir akıcılık¸ okunurluk da kazandırmaktadır. Müellifin aynı zamanda bir şair olduğu da düşünülecek olursa mektuplarında şiirin imkânlarını kullanması anlaşılır ve yerinde bir tutum olarak görülmelidir.


 


Bu bağlamda mektupların dili üzerinde de durulmalıdır. Hulûsi Efendi Cumhuriyet devrinde yaşamış bir isimdir. Fakat aldığı özel eğitimlerle Osmanlı Türkçesinde de büyük bir vukufiyet sahibidir. O yüzden onun doğum ve vefat tarihini bilmeyenler¸ onu pekâlâ bir Osmanlı devri müellifi olarak düşünebilirler. Çünkü kullanılan dil¸ bütün sadeliğinin yanında Osmanlı Türkçesinin üslup özelliklerini taşır.


 


Bu mektupların şahsen ilgimi çeken bir yanı da şudur: Müellif¸ bir yandan mektup yazarken bir yandan da mektuplaşma konusunda teşvik edici bir tutumun sahibidir. Ona göre "Mektuplaşmak¸ kavuşmanın yarısıdır." Bu cümle¸ mektubun kişiler arsı dostluk¸ kardeşlik¸ bağlılık duygularını geliştirmede ne kadar tesirli olduğunu ortaya koyan bir ifadedir. Postacının kapımızı çalmadığı¸ mektubun artık hayatımızdan çıktığı bir dönemde bu sözler çok önemli bir ikazı da içermektedir. Dolayısıyla Hulûsi Efendi'nin mürşitlik tavrı bu noktada da kendisini göstermekte ve bu çağ için çok önemli bir eksikliğimiz konusunda bizi uyarmaktadır. Tam da bu noktada şunu söyleyelim. Yazımızın bir yerinde de belirttiğimiz gibi bu mektuplar kime yazılmış olursa olsun bir irşad metni olarak hepimize yazılmış kabul edilmelidir. Ve bu kabul çerçevesinde hayat ne kadar değişirse değişsin bu klasik iletişim aracı olan mektup geleneğinin ihyası gibi bir meselemiz de vardır. Öyleyse bir yandan mektubat türü eserlere okumalarımızda ayrı bir yer verirken bir yandan da mektuplaşalım. Mektubun o hususi¸ samimi¸ sıcak havası içinde halleşelim¸ söyleşelim.


 


Hulûsi Efendi'nin yakın bir zamanda okuduğum mektupları bana işte bunları düşündürdü. Gönül ehlinin bir özelliği de işte budur. Ne zaman yaşarlarsa yaşasınlar¸ sözleriyle tasarruflarını¸ irşatlarını devam ettirirler. İşte bu mektupları da bu gözle ve niyetle okumak¸ ümit edilir ki bizde aynı neticelerin doğmasını sağlasın. Unutulmamalıdır ki; evliyanın sözü Hak sözüdür. Kuddusî Baba'nın buyurduğu gibi: "Ehl-i hâlin sözleri Hak'dır¸ Hak'dan söyler ol. Yeter ki can kulağımız açık osun."


Sözü¸ mektuplardaki muhatabına nasihat içeren bir beyitle bitirelim.


 


 Allah için herkese hizmet et de sev sevil


Her göze diken olma sümbülü ol gülü ol.


————–


*Mektubat-ı Hulûsi-i Darendevi/Es-Seyyid Osman Hulûsi-i Darendevi¸ yayına hazırlayanlar: Mehmet Akkuş/Ali Yılmaz¸ Nasihat Yayınları¸ İstanbul 2006

Sayfayı Paylaş