HULÛSİ EFENDİ (K.S.)'NİN İZİNDE İHLÂS İLE YOLA KOYULMAK

Somuncu Baba

“Manevî sofradan etrafındaki nasiplilere ikram eden mürşid-i kâmilin eteğini ihlâs ile tut. O insan-ı kâmile manevî evlat olursan¸ aşk yolunda o senin baban sayılır. Sen de onun bitmeyen manevî sermayesinden taksimat sahibi olursun.”


Hulûsi Efendi Hazretleri her şeyin başının ihlâs olduğuna işaret ederek şöyle buyuruyor: “İhlâs çok önemlidir. Taşı altın yapan ihlâsla zikrullahtır. Hâlisane yapılan her şey¸ yerini bulur.” Tasavvuf yoluna bende olan bir müridin gönül tarlasında önce ihlâs tohumunun filizlenmesi¸ sonra dal budak vermesi meyveye durması gerektir.


İhlâs; kulun bütün davranışları ve sözlerinde sadece Allah'ın rızâsını gözetmesi demektir. Arınmak¸ saflaşmak¸ mânasındaki hulûs/halâs kökünden türetilmiş olup ibadet ve iyilikleri riyadan ve çıkar kaygılarından arındırıp sadece Allah için yapmak anlamına gelir. İhlâs daha geniş olarak şirk ve riyadan¸ bâtıl inançlardan¸ kötü duygulardan¸ çıkar hesaplarından ve genel mânada gösteriş arzusundan kalbi temizlemeyi¸ her türlü hayırlı faaliyete iyi niyetle yönelmeyi ve her durumda yalnızca Allah'ın rızâsını gözetmeyi ifade eder.


İhlâslı insanlar; “Allah'ın yardımına mazhar olup hâlis dindarlığa ve hidayete ulaştırılmış kullar” manasına gelmektedir. Her iş ve amelde evvela Allah rızâsını önde tutanlar da ihlâslı kimselerdir. Şeytan ihlâslı kişilere zarar veremez. Kur'an'da ihlâş peygamberlerin başlıca niteliklerinden sayılmıştır.


İhlâs kavramı hadislerde de çeşitli vesilelerle Allah rızâsı için ihlâsla amel etmenin önemini ve faziletini vurgulanmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.) duada ihlâslı olmayı öğütlemiş ihlâslı bir kalple iman etmiş kişinin âhiret kurtuluşuna ereceğini müjdelemiş¸ kendisi de¸ “Yâ Rabbi! Beni sana karşı ihlâslı bir kul yap.” şeklinde dua etmiştir.1


İbadetlerin kabul olması için; iman¸ ihlâş niyet ve İslâm'a uygun olması gerekmektedir. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.) bir defasında ihlâs hakkında şunları buyurdu: “İbadetlerimize ihlâs ile devam etmemiz şarttır.” Yine Hazret şöyle buyurmaktadır:


“Pekiyi bilirsiniz ki Allah'ın kullarına bir emri de ibâdettir. Her peygamber ümmetine Allahu Teâlâ'ya ibâdeti emretmiştir. Dinimizde namazla¸ oruçla¸ zekâtla vesair şekillerle yapmakta olduğumuz bu ibâdetlerde aranılacak çok mühim bir cihet vardır ki; o da ihlâs ve ihsandır. Şimdi okuduğumuz âyet-i kerime gibi Kur'an-ı Kerim'in birçok âyetlerinde ve birçok hadis-i şeriflerde bize ihlâs ve ihsan ile ibâdet etmemiz öğretiliyor. İbâdetlerimizde gafletten¸ riyadan sakınmaklığımız tâlim buyruluyor.”2


Sûfîlere göre ihlâş kulun bütün amellerini sadece Hak için ifa etmesi¸ halkın değerlendirmesini kesinlikle dikkate almamasıdır. Sûfîler kulun yaptığı amel ve ibadetleri yok sayması¸ bunlara bakıp da kendini beğenmemesi lâzım geldiğini özellikle belirtmişlerdir. Bunu sağlamak için amel ve ibadetleri halktan ve nefisten korumak gerekir. Sadece ibadet türünden olan davranışlarda değil dünya işlerinde de ihlâs aranır. İhlâsın anlamını derinleştiren mutasavvıflar kulun işlediği iyi amellerin Hakk'ın bir lütfu olduğunu söylemişler¸ bunları kendisinden bilmesini¸ hatta karşılığında sevap istemesini ihlâs eksikliğine bağlayarak tasavvufî edebe aykırı bulmuşlardır. Zünnûn el-Mısrî'ye göre hayırlı işlerinden dolayı övülme ile yerilmenin eşit olması¸ işlenen amellerin unutulması ve sevap almayı gerektirdiğinin düşünülmemesi kişinin ihlâslı oluşunun alâmetleridir. Her şeyin fâili olarak Hakk'ı gören sûfî amel ve ibadetlerinin sahibi olarak kendini göremez.


Sûfîlere göre ibadetin ruhu ihlâstır. İhlâssız amelin de amelsiz ihlâsın da kula bir faydası yoktur; bununla beraber ihlâssız amel amelsiz ihlâstan daha kötüdür. Çünkü her şeye değer kazandıran ihlâstır. Çok ibadetle değil ibadetteki ihlâsla kurtuluşa erileceğini söyleyen sûfîler insanın ihlâslı ve samimi olmasını¸ ancak ihlâslı olduğunu iddia etmemesini bir ilke olarak benimsemişlerdir. İhlâs konusundaki fikirleriyle tanınan Yûsuf b. Hüseyin er-Râzî dünyada en değerli şeyin ihlâs olduğunu fakat kendisinin¸ gönlünden riyayı söküp atmak için bütün gücüyle çalıştığı halde riyanın kalbinde başka bir renkle yeniden yeşerdiğini söyleyerek her durumda ihlâslı kalmanın zorluğuna işaret eder.


Doğruluğun özel bir şekli olarak görülen ve bazen niyet anlamında kullanılan ihlâs insanın ruhunda son derece gizli bir niteliktir¸ hatta o bir sırdır. Nitekim kutsî bir hadiste “İhlâs; sırlarımdan bir sırdır¸ onu sevdiğim kulumun kalbine tevdi ederim.” buyrulduğu söylenir. Cüneyd-i Bağdâdî'ye göre ihlâs o kadar gizlidir ki melek onu bilmediği için sevap hanesine yazmaz¸ şeytan bilmediği için bozamaz¸ nefis bilmediği için şımarmaz. Böyle olunca başkaları bir yana ihlâslı olduğunu kişinin kendisi bile kesin olarak bilemez¸ onun için de nefsini daima denetim altında tutması gerekir. Tasavvuf kaynaklarında ihlâsla feyiz ve ilham arasında bir ilgi kurulduğu görülmektedir. Kırk gün ihlâslı olmayı başaran bir kulun kalbinden fışkıran hikmetlerin dilinden döküleceği inancı bu ilgiyi göstermektedir.3


Pirine Uyan Hakiki Müriddir


Mürid olmak pirin isteklerini yerine getirmenin çok ötesindedir. Asıl olan pirin gittiği yolun hak yol olduğuna inanmaktır. Bir kâmil-i mürşide mürid olmak¸ ona hizmet etmek âşıklığın şartı¸ âşıkların tavrıdır. İçin kaygıyla dolsa¸ keder buz dağı gibi üzerine gelse¸ Allah yolunda sana el veren pir sayesinde kaygı ve acıların kar gibi eriyip yok olur. Pirin eteğini tutmak doğru yola ermek onun izini takip etmek demektir. Ahmet Yesevî Hazretleri Divan-ı Hikmet'te şu öğütlerde bulunur:


Molla olup¸ mâna okuyup¸ kitab dese¸


Yolu bulup¸ yaman yoldan rasta dönse¸


Pir eteğini muhkem tutup hizmet etse¸


Taatlı kul olsa hüsrana uğramaz¸ dostlar.



Pir-i mürşid kılsa her an emr-i maruf¸


Mürüvvetli¸ tatlı sözlü¸ yahşi huylu¸


Gece-gündüz riyazeti çekse o hoş¸


Öyle pirin hizmetinde yürüyün¸ dostlar.



Hakk'a âşık olup dedi Kul Hoca Ahmed¸


Allah kefil derdimize¸ eyle ibadet¸


Söz ve hali candan çekip eyle riyazet¸


Taatlı kul cemalini görür¸ dostlar.


Hz. Mevlân⸠seyr ü sülûkun Hakk'a giden yolculuğa çıkmanın kolay olmadığını¸ her yolcunun farklı kabiliyet ve istidâta sahip olduğundan yolcuğun zorluğunu görünce aynı tepkiyi veremeyeceğini hatta bazılarının bu yolculuktan vazgeçebileceklerini belirtir. İşte yolculuğa çıkacak bu sâlikleri hazır hâle getirmek¸ her birine kabiliyet ve istidâdına göre muamelede bulunmak gerekir ki bu da zor bir iştir. Bu işi başarabilmek için hakiki bir mürşid-i kâmil olmak lazımdır. Bu müridlere yolculuğun lüzumunu anlatarak onları bu zorlu yolculuğa ikna etmek ve yolculuğa çıkmayıp kendilerini yeterli görenlerin akıbetinin ne olacağını göstermek gerekir. Bunu yaparken onlardan gelecek olan her türlü ezâya da sabretmek lazımdır diyor.4


Hz. Mevlân⸠sâlik için bir mürşid-i kâmile uymanın zaruriyeti üzerinde durur. Müridin kendisinde bulunana hiçbir zaman güvenmemesi gerektiğini söyler. Kılavuzsuz yola çıkan aslanın bile Hakk'a giden yolculukta hedefe ulaşamayıp perişan olacağına dikkat çeker. Yine bu yolculukta mürşidine sadakatin tam olması gerektiğini söyler. Ondan gelecek her türlü lütfu ve kahrı bir bilip teslim olmanın neticesinde hakikatlere vâkıf olunabileceğini hatırlatır. Mürid için¸ mürşide teslim olmanın kazancını mürşidi gemiye teşbih ederek gözler önüne serer. Hiçbir gayret göstermeyip bir kenarda uyuyor olsan dahi bindiğin gemi hareket ettiğinden seni hakikatler limanına götürerek sevgiliye kavuşturacaktır.


“Şeyh beraber olunca kötülüklerden uzaksın… Gece gündüz gitmektesin; gemidesin


Canlar bağışlayan cana sığınmışsın… Gemiye girmiş¸ uyuyorsun; öyle olduğu halde yol almaktasın! Aslan bile olsan değil mi ki kılavuzsuz yol almaktasın; kendini görüyorsun¸ sapıksın¸ hor hâkirsin.”


Sâlik¸ mürşidinin emrine girerek ona teslim olmalıdır. Benlikten ve itirazdan uzak durmalıdır. Bütün varlık ve hünerlerini terk edip¸ onun dedikleriyle hareket etmeli ve bildiklerini unutmalıdır. Çünkü senin bildiklerin onun karşısında yok hükmünde olup bir değer ifade etmez. Nefse kanıp kendinde bir varlık görürsen bu takdirde bütün istidat ve kabiliyetini kaybedersin.


Zamanın kutbunun sözüne karşı naklî ilim¸ bil ki su varken teyemmüm etmeye benzer!


Hak yolunda yolculuğa başlayan müridin ağzında âyet¸ hadis ve Allah dostlarının sözleri bulunmaya başladığından ağzına misk kokusu bulaşmıştır. Ama hâlâ nefsinin esiri olduğundan hakikatte bu koku gübre kokusu gibidir. Ağzında hakiki miskin kokabilmesi için bu nefisten kurtulmak lazımdır. Bunun için de bir mürşid-i kâmil bulup onun bahçesinde bulunan ilim¸ irfan¸ hakikat ve marifet çimenleri¸ çiçekleri ve gülleriyle sabırla senelerce gıdalanmak lazımdır. Bunun neticesinde nur olup misk kokmaya başlanır.5


Vesile Aramak


İhlâs ve samimiyetle maneviyat yolunda adım atanlar¸ mürşidini bulup¸ onu manevî babası sayarlar. Onun feyzinden istifade ederler. O da müridlerine evlat muamelesi yapar¸ şefkatle davranır.


İmam-ı Rabbanî Hazretleri buyuruyor ki: “Allahu Teâlâ'dan gelen feyzlerin alınması için vericiyle alıcı arasında bir bağlantı¸ bir yakınlık olması gerekir. Bunun için¸ bu yolu bilen bir kılavuza ihtiyaç şarttır. Tasavvuf yolunu bilen ve yolculara önderlik edebilen bir (Rehber/Mürşid) aramayı dinimiz emrediyor. “Vesile arayın!” âyetindeki vesile¸ insan-ı kâmil demektir. 6


Mürşid-i kâmilin eteğine yapışan elbette kurtulur. Muhammed Masum Hazretleri Mektubat'ının birinci cilt 33. mektubunda¸ “Biliniz ki¸ saadete kavuşmak için¸ velî bir zata manevî bağla bağlanmak lazımdır.” buyuruyor. Allahu Teâlâ'nın rızasına kavuşmak için¸ Ona kavuşturan vasıtayı bulup¸ yalnız ona bağlanmak lazımdır. Allahu Teâlâ'nın¸ “Vesile arayın!” emrine uyarak vesileyi bulmak nimeti¸ dünya ve âhiret nimetlerinin en kıymetlisidir. O hâlde¸ onu sevmek¸ hem bu ihsanın vesilesi olduğu için¸ hem de¸ Allahu Teâlâ'nın sevgili kulu olduğu için¸ çok lazımdır ve insanın birinci vazifesidir. Hakiki vesileye kavuşmak¸ en büyük saadettir. Onu aramak birinci vazifedir. Hakiki mürşid¸ kıyamete kadar mevcuttur. Halis olan talipler onu tanır. Düşmanlar¸ ahmaklar¸ tanıyamazlar.


Allahu Teâlâ Hazretleri Hz. Davut (a.s.)'a şöyle vahyetmiştir: “Ey Davut¸ içinden bana sadakat gösteren kimseyi açıkça mahlûklar arasında tasdik ederim. İçini sıdk ve ihlâs ile imar edenin dışı da sıdk ve ihlâs ile mamur olur.”


“Yapılan vazifelerin kıymetleri ihlâsa göre artar.” buyuran Hulûsi Efendi Hazretleri'nin bir duasıyla yazımızı bağlayalım:


“Her bir amel ki riya şaibesinden beri olmadıkça ind-i İlâhîde kabule karin olamaz. Cenab-ı Vacibu'l-Vücud Hazretleri cümlemizi emirlerine kemâl-i inkiyad ve sıdk-ı ihlâs ve samimiyetle¸ ifaya sa'y eden zümre-i ebrara ilhak buyursun. (Âmin)”7


 


Kaynakça


1. Ebû Dâvûd¸ Vitr¸ 25.


2. Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Şeyh Hamid-i Velî Minberinden Hutbeler¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz)¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006.¸ s.119.


3. Süleyman Ateş¸ TDV İslâm Ansiklopedisi¸ İhlas Mad.¸Cilt: 21; Sayfa: 537.


4. Tâhiru'l-Mevlevî¸ XIII¸ 525; Konuk¸ VIII¸ 44-54; MesnevIV¸ 2002-2015.


5. Konuk¸ X¸ 125-127; MesnevV¸ 2470-2479.


6. Mektubat-ı İmam-ı Rabbanî¸ .(1/169)


7. Hutbeler¸ s.131.

Sayfayı Paylaş