HULÛSİ EFENDİ (K.S.)’NİN DİLİNDEN YETİMLERİN HUKUKU

HULÛSİ EFENDİ (K.S.)’NİN DİLİNDEN YETİMLERİN HUKUKU

Fânî dünyâda yiyen mâl-i yetîm ü miskinân

Arsa-i Mahşer’de anlarla nizâdır ey gönül

(Ey gönül, şu geçici dünyada yetimlerin ve miskinlerin mallarını yiyenler mahşer gününde, haklarını yedikleri kimseler tarafından dava edileceklerdir.)

Yetim; bir çocuğun henüz ergenlik çağına gelmeden önce, babasını ya da hem babasını hem annesini kaybetmesi demektir. Dolayısıyla yetim, korunmaya muhtaç kimse demektir. Korunmaya muhtaç durumdaki bir insanın elinde bulunan bir malı almak ise kötülüklerin, zulümlerin en büyüklerindendir. Kaldı ki yetimlerin korunup, kollanması hem dinin hem de ulemanın tavsiyelerindendir. Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde yetim malı yemenin çok tehlikeli bir iş olduğu hatırlatılır. Mesela Nisa Suresi’nin 10. ayeti şöyledir: “Gerçekten, yetimlerin mallarını zulmederek yiyenler, karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar. Onlar, çılgın bir ateşe gireceklerdir.”

Maun Suresi’nin 1, 2 ve 3. ayetlerinde ise şöyle buyrulur: “Din gününü (İslâm’ı, ahirette ceza ve mükâfatı) yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar. Yoksulu doyurmayı teşvik etmez (önayak olmaz).”

Türk milleti her zaman geleceğinin teminatı olarak gördüğü çocuklarına büyük önem vermiştir. Özellikle 1. Dünya Savaşı sonrasında yetim kalan çocuklar için ilk olarak Ankara’da Himâye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) açılmak suretiyle kimsesiz çocuklar, devlet tarafından koruma altına alınmıştır.

  1. asırda yazılmış, Darendeli âlim Hamza Efendi’nin tarafımızdan yeni yazıya çevrilen eseri; “Risale-i Bey ü Şira/Alış Veriş Kitabı”nda, yetim haklarıyla ilgili şöyle bir hükümde bulunuluyor:

“Yetim olana ücretsiz olarak, yalnız annesi iş yaptırabilir. Velîsi, akıllı çocuğu, hocaya veya ustaya verip, buna öğret! Bu da sana hizmet etsin dese, bunlar çocuğa hafif iş yaptırabilir. İlim ve edep öğreten velisi de hocası gibidir. Fakat yaptıracakları işin ve sokaktaki çeşmeden getireceği suyun, piyasaya göre ücretinin, öğretmek ücretinden fazla olmaması ve hizmet etmeyi, velinin söylemiş olması lâzımdır. Âkil, bâliğ kimsenin kendisi gelip, bana öğret, ben de sana hizmet edeyim demesi de böyledir.

Çocuğun kendisi ve malı için velisi, yani babası, baba yoksa babanın vasîsi, vasî yoksa dedesi, dedesi de yoksa bunun vasîsi, bu da yoksa hâkim, ücret ile hafif işlerde çalıştırabilir. Ücret, yalnız çocuk için sarf edilir.”

Yetimlerin duası da bedduası hemen kabul görür çünkü onların gerçek sahibi Allahu Teâlâ’dır. Osman Hulûsi Efendi (k.s.), yukarıya aldığımız beytinde işte bu gerçeğe telmihte bulunarak bu dünyada yetimlerin, miskinlerin mallarını hile ile ele geçirenleri, böyle bir işe yeltenenleri uyarmakta ve öbür dünyada o mağdurların ellerinin yakalarında olacağına işaret etmektedir.

Fatih devri şairlerinden Haffî ise insanın yetim malından ve içkiden uzak durmasını tavsiye eder çünkü ikisini de çok tehlikeli bulur.

Hiç ele mâl-i yetim ile mey almalı değil

Gel birin al deseler sana mey al malı değil

İnsan yetim malı ile içkiyi hiç almamalı.

Eğer birini al deseler içkiyi al/malı değil.

Mey, çoğu zaman insanları irşad edecek manevî bilgi anlamında mecazen kullanılır; fakat bu beyitte sarhoşluk veren içki manasıyla/gerçek anlamıyla kullanılmıştır. Şairin iki öğüdünden biri, insanın hiçbir zaman içkiyi ele almaması yolundadır. İçme işi ikinci merhaledir. Şair, harama yaklaşılmamasından yanadır. Ele almak harama yaklaşmaktır. İnsana sarhoşluk veren içkinin içilmesi bir yana, üretimi, satışı hatta ücret mukabilinde de olsa taşınmasına bile ruhsat verilmemiştir. Çünkü bu tür hareketler de içkinin tanınmasına ve ona meyledilmesine sebebiyet verebilir.

İçki içen insanın aklî melekeleri zayıfladığı için yaptığı, yapacağı hareketler normalin dışında olacaktır. İslâm, akıllı insanı muhatap aldığı için sarhoş insan İslâm’ın dairesi dışına çıkıyor demektir. Dinden çıkmıyor, ama din onu muhatap almıyor; hatta tabiri caizse araya belirli bir zaman mesafe koyuyor. İslâm içkili insanın namazını da kâle almaz. Çünkü namazın şartlarından biri de ayık olmak; aklı başında olmaktır.

İnsanın sadece aklını değil, bedenini de tahrip eden içki özellikle vücudun en önemli azalarından biri olan karaciğeri tehdit ediyor, ileriki safhalarda da yavaş yavaş insanı ölüme götürüyor. İçki bütün kötülüklerin anasıdır, çünkü içki içen insanın sadece kendisine değil, bütün bir topluma zararı dokunmaktadır. Bugün, işlenen suçlara bakıldığında, suç işleyenlerin büyük bir yekûnunu alkol kullanan insanların oluşturduğu görülüyor. Alkollü içki içmek suretiyle trafiğe çıkan insanların trafikteki herkes için potansiyel bir tehlike olduğunu artık herkes biliyor ve kazaların büyük bir çoğunluğunu da bu insanların dikkatsizliği meydana getiriyor.

Aklın baştan gittiği yerde cünun dediğimiz delilik baş gösterir. Cünun halindeki insan kendini olabildiğince özgür hissedeceği için doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü ayırt etme noktasında zaaf gösterecek; nefsinin istekleri neyse ona yönelecektir.

Şairin ikinci öğüdü yetim malına el sürmemektir.

Netice olarak şair, içki içmekle yetim malı yemekten uzak durmayı tavsiye ediyor. İkisinin de tehlikeli olduğunu söylüyor. Eğer ikisinden biri tercih mecburiyetinde kalınırsa ne olmalı diye kendi kendisiyle bir mülahazada bulunuyor. Çıkar bir yol bulamıyor ve söz oyununa gidiyor, cinaslı bir kafiye yapıyor:

Meyi almalı değil: Meyi, kesinlikle, almamalı.

Meyi al /malı değil: Burada ilk bakışta meyi al, malı alma gibi bir anlam gözükse de şair yine meyi almalı değil diyor. Yani meyi almamalı. İki değişik söyleyişte de meyin alınmamasını tavsiye ediyor. Fakat malı al, demiyor. Yetim malını hesaba hiç katmıyor çünkü yetim malı kesinlikle alınmamalı düşüncesindedir. Şair, meyden uzak durmak gerektiğini iki farklı şekilde, cinas sanatı yapmak suretiyle ifade ediyor. İçki bütün kötülüklerin anasıdır, diye düşünen şair, sarhoş insanın her türlü kötülüğe meyilli ve müsait olduğuna işaret ediyor. Buna yetimin malını yemek de dâhil…

Görüldüğü gibi her iki şair de yetim hakkı üzerinde önemle duruyor. Nasıl durmasınlar ki… Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) yetimlerle ilgili bakınız ne buyurmuş: “Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır.”

Sayfayı Paylaş