HİTÂBET VE HİKMET İNCİLERİ

İnsanların karakterleri nasıl farklı ise; harf¸ kelime ve manaların da karakterleri farklıdır. Konuşma insanı yükseltir de alçaltır da. Onun için basit kelimeler kaçınılmaz olarak basit mânâlar taşırlar¸ soylu kelimeler ise¸ sıradan olmayan güzel mânâlar ihtiva ederler. Konuşulan dildeki ifadeler mevsimler gibi sıcak ve soğuk esintiler meydana çıkmasına sebep olurlar. Bazen ifadelerin taşıdıkları anlam¸ telaffuzu çok da olsa küçüktür¸ bazen de az kelime özü ifade ettiği için âlemler kadar büyüktür.

İnsanların karakterleri nasıl farklı ise; harf¸ kelime ve manaların da karakterleri farklıdır. Konuşma insanı yükseltir de alçaltır da. Onun için basit kelimeler kaçınılmaz olarak basit mânâlar taşırlar¸ soylu kelimeler ise¸ sıradan olmayan güzel mânâlar ihtiva ederler. Konuşulan dildeki ifadeler mevsimler gibi sıcak ve soğuk esintiler meydana çıkmasına sebep olurlar. Bazen ifadelerin taşıdıkları anlam¸ telaffuzu çok da olsa küçüktür¸ bazen de az kelime özü ifade ettiği için âlemler kadar büyüktür. Kelimelerin bazıları ifade bakımından sıcaktır¸ bazıları ise soğuktur. Bu iki özelliği taşımayan kelimeler ise sıkıcı bir yüktür.
Dil¸ her şeyden önce¸ insanın¸ insan olmak bakımından temel görünüşlerinden biridir. İnsan; gördüğü¸ işittiği¸ düşündüğü¸ inandığı¸ hissettiği¸ bildiği¸ anladığı¸ niyet ettiği her şeyi ve onların nedenlerini¸ gerçekleştirmiş ve gerçekleştirmekte olduğu şeyleri başka insanlara dil aracılığıyla bildiriyor. Dilin yardımıyla başkalarının düşüncelerini¸ inanışlarını¸ tavır ve hareketlerini öğreniyor. İnsanla insan¸ insanla çevresi arasında olup biten ilişkilerin tespiti de dil ile gerçekleşebiliyor. Dille ifadesini bulmuş destanlarda¸ masallarda¸ şiirlerde¸ dini öğütlerde nesiller birleşiyor¸ birlikte sevinip birlikte üzülüyorlar.
Hitâbet; Arapça aslı hatabe olup kelime “hutbe okuma¸ güzel söz söyleme¸ vaaz ve nasihat etme” gibi anlamlara gelir. Terim olarak “bir topluluğa bir maksadı anlatmak¸ bir fikri açıklamak¸ öğüt vermek¸ bir görüşü benimsetmek¸ dinleyenlere birlik ve beraberlik şuuru vermek¸ bir eyleme teşvik etmek¸ kitleyi etkilemek gibi amaçlarla yapılan güçlü ve etkileyici konuşma veya güzel konuşma sanatı” manasında kullanılır. Konuşan kişiye hatib¸ konuşmayı dinleyenlere muhatap¸ yaptığı konuşmaya hitabe denir. Hitabe yine Arapça “nutk” kelimesinden dilimize geçen “nutuk” ile ayını anlamda kullanılmaktadır.
Usta bir hatip¸ kelimeleri itina ile şuurlu olarak seçer ve ahengi sağlamak için yerli yerinde kullanır; cümleleri mümkün mertebe kısa tutar¸ vurguyu yerinde yapar¸ merâmını özet olarak konuşmasının ilk cümlesinde verir¸ sonraki cümlelerde konuyu açıklar¸ konuşmanın sonunda temel düşünceyi bir cümle ile ifade eder. Hatiplik bir sanattır¸ bir meziyettir. İnsanlara yaratılışında bahşedildiği gibi sonradan eğitimle de kazanılır.
Hatiplik esasında oldukça bir eski geçmişe sahiptir. Bazı bilgin ve devlet adamları hatiplikle meşhurdur. Bilhassa İslâm öncesi cahiliyye döneminde hatiplik meslek olarak gayet itibar görürdü. Bu devirlerde hatipler yılın belli zamanlarında kurulan panayırlarda halka şiirler okurlar veya konuşmalar yaparlardı. Özellikle İslâm tarihi açısından önem arzeden bir hatîp vardır ki¸ adı Kuss b. Saide’dir. Hanif dinine bağlı olan bu zat henüz Peygamber Efendimiz risaletle görevlendirilmeden önce¸ söylediği meşhur bir hutbesinde putlara tapmayı men etmiş ve yakında bir peygamber geleceğini haber vermiştir.
Türk cemiyeti hayatında diğer milletlerde olduğu gibi çok eskiden beri çeşitli törenlerin bulunması ve bunların özellikle evlenme¸ ad koyma¸ and içme vb. için olanlarında konuşmaların yapılması zengin bir tören hitabetinin varlığını ortaya koymaktadır. Bununla ilgili örnek Dede Korkut hikâyeleriyle günümüze ulaşmıştır. Dede Korkut’un güzel sözler söylemiş bir hakim¸ bilgin¸ güçlü bir ulus ozanı¸ sözde ve şiirde üstün bir kişiliğe sahip gibi vasıflarla tanıtılması ve hikayelerde daima “boy boylayıp soy soylaması” öğüt amacıyla bir takım hikmetler söylemesi¸ ad verip törenlerde konuşmalar yapması onun hatip niteliğini açıkça göstermektedir. Milletimizin yetiştirdiği hatiplerin hepsi lider¸ asker¸ öğretmen¸ şair¸ devlet adamı¸ din adamıdır. İsimleri hafızalarda taptaze durmaktadır.
Hutbelerin en güzeli şüphesiz¸ Hz. Muhammed (s.a.v)’in hutbeleridir. Hz. Peygamberin insanları dine çağırmak ve güven telkin eden kişiliğiyle muhataplarını etkileyip ikna etmek için başvurduğu tek yol hitabetti. Örnek olarak; Peygamber Efendimizin¸ peygamberliğin ilk yıllarında sadece kendi soyuna mensup insanlara Safa tepesinde yaptığı konuşmadır. Diğeri de¸ veda hutbesidir. Peygamber Efendimizin hutbeleri genelde cahilliye inancını terk etme¸ bütün insanları zulmetten nura çıkaracak olan İslâm’a davet¸ İslâm inançlarının güzelliği¸ insanların dünya ve ahirette mutluluğa erişmelerinin yolları ve cihadın fazileti gibi konuları ihtiva etmektedir. Hutbelerin en önemlisi ve üstünü¸ insanlığa evrensel mesajlar veren ve İslâm’ın hayat nizamı olduğunu anlatan Veda Hutbesi’dir.
Peygamber Efendimizden sonra hitabette Hz. Ali (k.v) önde gelir. Hz. Ali’nin hutbeleri sırf dînî olmayıp bunların içinde medenî ve içtimaî olanları da vardır. Diğer halifeler¸ valiler¸ kumandanlar¸ bilginler ve hususile İslâm âlimlerinin içinde hitabet kuvveti ile özlü güzel sözleriyle tanınmış birçok kimseler vardır.
Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s) de¸ mutasavvıf-şair ve aynı zamanda ikna gücü çok yüksek bir hatiptir. Onun kendi el yazısıyla arşivinden hiç okunmamış belgeleri sizlerle paylaşacağız.
Bir Hikmetli Gece
Birinci belgemiz bir hutbe. Hazret şöyle hitabediyor:
“Muhterem Cemaat-i Müslimin!
İslâm dini¸ insanlığa dünya ve ahiret saadeti vaat etmektedir. Bütün emir ve yasaklarında insanın maddî ve manevî sıhhatinin muhafazasını esas almaktadır. Hayatı veren¸ devam ettiren Allah (c.c) insana şah damarından daha yakındır. Allah’tan geldik¸ yine Allah’a döneceğiz. Bu dünya ahiretin bir tarlasıdır. İslâm’ın bu düsturu bizi hayata¸ ahirete ve ebedî olana bağlarken başıboş olmadığımızın bir anlam¸ bir gâye için var olduğumuzun ifadesini taşımaktadır.
Müslüman hayata iyilik ve güzelliklerle bağlıdır. Sokağında şehrinde¸ evinde işyerinde ve sosyal münasebetlerinde hâkim unsur iyilik ve güzelliktir. Her Müslümanın kabiliyetine¸ içinde bulunduğu durumuna göre¸ soysal mevki ve salahiyetleri çerçevesinde vazifeleri vardır. İslâmiyet insanı¸ diğer insanlarla beraber düşünmüştür. İyiyi¸ güzeli¸ faydalı olanı insanlarla beraber mütalâa etmiştir. Hayat ve ibadet iç içedir¸ birbirinden ayıramayız. İbadetleri- mizle¸ ahlâkımızla¸ düşünce ve sözlerimizle hayata bağlıyız. Bu idrakle Beratı değerlendirmek mecburiyetindeyiz.
Bir kurtuluş¸ bir rahmet ifadesi olan Berat Gecesini Kur’an ışığında değerlendirelim. “Habibim¸ apaçık kitaba andolsun ki biz onu kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu biz insanları uyarmaktayız. Katımızdan bir emirle her hikmetli işe¸ o gece hükmedilir. Rabbin katından bir rahmet olarak biz öteden beri Peygamberler göndermekteyiz. Doğrusu O işitendir¸ bilendir.” (Duhan1-7) Kur’an ayet ayet¸ sure sure Peygamber Efendimize vahyedildi. O yaşadı ve gösterdi¸ hidayet ve saadet yolunu işaret etti.”
Bir hutbesinin ardından Hulûsi Efendi’nin yapmış olduğu duyuru¸ onun çocuk eğitimi ve dîni hassasiyetinin bir işaretidir. İkinci belgemizi okuyoruz:
“Muhterem Müslümanlar¸ mühim bir derdimiz daha var. O da¸ okulların tatile girdiği bu günlerde çocuklarımıza Kur’an okutmak¸ okutturulmasını temine çalışmak. Diyanet İşleri Riyaseti bu vazifeyi¸ imamlara tevdi etti. Her cami görevlisi bu vazifeyi seve seve yapacaktır ve yapmaktadırlar. Yalınız çocuk velilerine düşen görev¸ çocuklarını bu kursa¸ öğrenmeye teşvik etmek. Hiç olmazsa şu birkaç aylık müddet zarfında dînî bilgilerini sağlamaya çalışmaktır. Her cami bu öğretime açık¸ görevlisi ise öğretime hazırdır.”
Emredilen İstikâmet
İnsanın ahlâk düzeyini¸ Efendi hazretleri muâmelesine¸ insanlarla olan münasebetine ve dînî kurallara olan bağlılığıyla değerlendirirdi. İnsanın hâl ve hareketlerine¸ gidişatına istikâmet denilmektedir. Hazret bir hutbesinin son kısmında şöyle buyurur:
“İstikâmet; her işte i’tidal üzere bulunmak¸ adaletten¸ doğruluktan ayrılmayıp¸ diyanet ve akıl dairesinde yürümek demektir. Dînî ve dünyevî vazifelerini olduğu gibi yapmaya çalışan bir Müslüman; tam müstakim bir insandır. Böyle bir insan ise¸ cemiyetin en kıymetli bir uzvu sayılır. İstikametin mukabili hiyanettir ki¸ doğruluğu bırakıp¸ emanete ahde riayet etmemek¸ verilen sözde durmamak¸ nâsın haklarına tecavüzden çekinmemek demektir. Bir ayet-i kerimede Rasul-i Ekrem efendimize hitaben “Festakim kemâ umirte / Emrolunduğun gibi istikamette bulun.” buyrulmuştur ki¸ bu istikametin ne kadar lazım ve mühim olduğunu göstermeye kâfidir.”
Kardeşlik Bağları Kopmasın
Hainlik duygusu ile hareket edenler her hususta etrafına zarar verirler. İstikametten ayrılıp¸ nefsî düşünce ve hareketlerle bulunduğu topluma zarar veren¸ hainlerin en tehlikelisi vatan hainleridir. Ülkemizde her devrinde bozgunculuk yapanlar¸ millî varlığımız ve milletimizin bekâsı için tehlike arzetmiştir. İşte aşağıda okuyacağımız bölüm¸ Hulûsi Efendi Hazretlerinin bir hutbesindeki konuyla ilgili hitabını içeriyor:
“ Mel’un ve muhteris münafıkların¸ kötü niyetli bölücü kimselerin sözüne ve tahrikine kulak asmayalım. Muhakkak bilelim ki¸ bu gibi insanların istediği¸ tesanüd-ü İslâmiyeyi bozmak¸ aramıza nifak sokmak¸ süflî emellerine nâil olmak için birbirimize düşürmek(tir.) Kardeşlik bağlarını koparmak için ve elinden geleni yapmaya çalıştığı menfur arzularıdır.
Elhasıl gayemiz¸ daima memleketimizin milletimizin zararına değil¸ yararına olmalıdır. Allah (c.c) cümlemizi kârını¸ zararını¸ hayrını¸ şerrini müdrik¸ ahlâk ve fazilet sahasında hareket eden bir gönül bir niyet-i hüsne ihsan buyursun. (Âmin.)
Helâl-haram konusundaki şu not da kulağımıza küpe olacak cinstendir: “Hiçbir zaman kurttan kuzu doğmaz ve ağı ağacından bâdem olmaz. Allah’ın helâl kıldığı şeylerle kazanılan evlatlar âlem-i insaniyete ve âlem-i İslâmiyete hayırlı bir uzuv olarak meydana gelir. Haram kazançtan hâsıl olan evlatlar haramî olur.”
Hakk Dostlarının İmtihanı
Hulûsi Efendi Hazretlerinin kendi arşivinde bulunan bir mektubunun satırlarında¸ sevdiği bir dostuna samimi hitabından da tevekkülün mahiyetini öğreniyoruz.
“ Hakk dostlarından bir garibe¸
Ey aziz kardeş!
Allah (c.c) kulunu mihen-i derd ü belâlarla imtihan eder. Kul¸ zuhur eden her hâlin Malik’ül-Mülk’ten olduğu ve her ibtil⸠dostluk nişânesine ibtidâ bulunduğunu bildikte¸ Hakk dostlarından sayılır. Mevlâ’yı müteâl ise dostlarını kayırır. Onun dostlarını kayırması¸ babanın evladını¸ ceddin ahfadını kayırması gibi değildir. Çünkü bir baba¸ evladını siyânet eder¸ himâyetinde buldurur¸ lâkin babanın da muhtaç olduğu bir himaye var(dır.) Baba gider¸ evladı bir hâmiye muhtaç kalır. Fakat hâmisi Allah olanı¸ Allah hiçbir hâmiye muhtaç etmez. Bunlarda sizin için birer imtihan ve ibtilâdır. Bunun için demişlerdir:
İtaat eyle emr-i Hakka tevekkül kıl
Belâ suretinde cilvedir sabır et tahammül kıl
Seni bîkes bırakmaz hami-i biçaregân Allah
Muîn-i yeksândır hâfız-ı kevn ü mekân Allah
“Femen yetevekkel alellah fehüve hasbuh / Kim Allah’a tevekkül ederse¸ O ona yeter” kavli şerifiyle cân ile Allah’a kavî bir tevekkülde taksîr etme. Bil ki Allah¸ hakikatiyle tevekkül edenlerin her umuruna kâfi ve vâfidir.
Ey gözüm nûru!
Sende canla esbaba tevessül ve Allah’a tevekkül kıl. Allah Erhamer’râhimindir mutlaka. Hayırlı bir sebep halkeder. Nefsin için en sevdiğin kimsenin dostluğu¸ iki günlük dünyada fanidir. Hakk ve Hakk dostlarına olan muhabbet ezelî ve bâkidir. Bâki Hüdâ.
Men bîçareden dua ve niyaz.”
Ve Bir Duâ
Yazımızı Efendi Hazretlerinin el yazısıyla arşivinde bulunan bir duâ ile bağlayalım:
“Yâ Erhamer’râhimîn!
Dîn-i mübîn-i İslâm’ı nusretinle te’yîd ve beşeriyeti nûr-ı îmân ile tenvîr eyle Yâ Rabbi. Ehl-i İslâmı dâima azîz ve mansûr¸ düşmanlarını zelîl ve mekhûr eyle Ya Rabbi. Günahlarımızı mağfiret ve kusurlarımızı afvedip¸ dünyevî ve uhrevî hayırlar¸ saadetler ihsân eyle Yâ Rabbi.
Görünür görünmez kazalardan¸ güç ve tâkat yetmez belâlardan¸ cümlemizi lutfunla esirge Yâ Rabbi.
Hükûmet-i Cumhuriyyemizi adl ve ihsan üzere dâim ve devlet adamlarımızı mülk ve millet hakkında hayırlı işler görmeğe muvaffak eyle Yâ Rabbi.
Kahraman ordumuzu karada¸ denizde¸ havada mansur ve muzaffer eyle Yâ Rabbi.
Yurdumuzu ve bilcümle İslâm diyarını âfâtlardan ve musîbetlerden masun ve mahfûz eyle Yâ Rabbi.

Sayfayı Paylaş