HİLYE-İ HÂKÂNÎ

Somuncu Baba

Edebiyatımızda Peygamber Efendimizin fizikî ve rûhî güzelliklerini anlatan pek çok eser yazılmıştır. Hilyelerin mensur ya da manzum olma şartı yoktur. “Yâ Ali¸ hilyemi yaz ki vasıflarımı görmek¸ beni görmek gibidir.” mealindeki hadîş şairlerimiz arasında revaç bulmuştur. Yazarların ve şairlerin bu husustaki en büyük kaynakları da Hz. Ali'nin Peygamber Efendimiz ile ilgili söyledikleri olmuştur.

Edebiyatımızda Peygamber Efendimizin fizikî ve rûhî güzelliklerini anlatan pek çok eser yazılmıştır. Hilyelerin mensur ya da manzum olma şartı yoktur. “Yâ Ali¸ hilyemi yaz ki vasıflarımı görmek¸ beni görmek gibidir.” mealindeki hadîş şairlerimiz arasında revaç bulmuştur. Yazarların ve şairlerin bu husustaki en büyük kaynakları da Hz. Ali'nin Peygamber Efendimiz ile ilgili söyledikleri olmuştur.


Türk edebiyatında hilye türünün ilk örneğini Hâkânî Mehmed Bey (?-1606) vermiştir. “Hilye-i Hâkânî” diye bilinen eserin tamamı 712 beyittir. Bu esere daha sonra¸ çok sayıda nazîre yazılmıştır. Eser mesnevi şeklinde yazılmış olup¸ dili ve anlatımı yalındır. Şair¸ Peygamber Efendimizin yüzü ile ilgili hususları dile getiriyor.


1  İttifak itdi bu mânâda ümem


Ezherü'l-levn idi fahr-i âlem


(Bütün ümmet Peygamber Efendimizin yüzünün aydınlık¸ parlak olduğu hususunda birleşmiştir.)


2  Yüzünün hâli idi ağı katı


Ruhların sâf idi sâfî sıfatı


(Yüzünün akı lekesiz bembeyazdı¸ yanakları da yüzü gibi tertemizdi.)


3  Reng-i rûyu gül ile yek-dil idi


Gül gibi kırmızıya mâ'il idi


(Yüzünün rengi gül rengiydi. Yani gül gibi kırmızıya çalıyordu.)


4  Kaplamışdı yüzünü nûr-ı sürûr


Sûre-i nûr idi yâ matla'-ı nûr


(Onun yüzünü sevinç nûru kaplamıştı. Çünkü o yüz yâ Nûr Sûresi¸ ya da güneşin doğuş yeriydi.)


Bu beyitte Peygamber Efendimizin yüzünün parlaklığına temas edilirken aynı zamanda Nûr Sûresine de telmihte bulunuluyor ki Peygamberimizin yüzü daima Nûr Sûresine teşbih edilir. Saçları ise siyahlığından dolayı “Velleyl” ile tarif edilir.


5  Mushaf-ı hüsn idi ol vech-i cemîl


Hatt-ı ruhsâresi nass-ı tenzîl


(O gül yüz¸ güzellik mushafıydı¸ yanağındaki yazıyı andıran tüyler¸ indirilen Kur'ân'ın gerçek deliliydi.)


Burada Peygamber Efendimizin yüzü Kur'an sayfasına¸ yüzündeki tüyler ise yazılara (âyetlere) benzetiliyor. “Hat” kelimesi hem yazı hem de yüzdeki tüyler anlamındadır. Şair bu kelimeyi tevriyeli olarak kullanıyor.


6  Gün yüzünden utanıp âb-ı hayât


Meskenin etdi verâ-yı zulumât


(Ölümsüzlük suyu¸ güneş gibi parlayan yüzünden utandığı için karanlıklar ötesinde yerleşti.)


Bu beyitte “âb-ı hayât” (ölümsüzlük suyu) mazmununa işarette bulunuluyor. Âb-ı hayât¸ efsaneye göre karanlıklar ülkesinde bir yerdedir. Şair bu durumu bildiği halde¸ âb-ı hayatın karanlıklar ötesinde bulunma sebebini¸ suyun Peygamber Efendimizin parlak yüzünü görüp¸ kendi parlaklığından utanmasına bağlıyor¸ böylece hüsn-i talil sanatı yapıyor.


7  Vech-i berrâkının ashâb-ı safâ


Humreti gâlib idi der hattâ


(Ashap¸ Peygamber Efendimizin aydınlık yüzünün biraz fazlaca kırmızı olduğunu söylerdi.)


8  Gökde olmuşdu o rûy-ı rengîn


Şem'-i cem'-i harem-i illiyyîn


(O parlak yüz¸ gökte gizli ve mukaddes yerlere ait toplantıların mumuydu.)


Şair¸ Peygamber Efendimizin yüzünün parlaklığını güneşe benzetmektedir.


9  Ana vermişdi kemâl-i zînet


Kâtib-i çehre-guşâ-yı fıtrat


(O'na¸ yaratılış çehresine şekil veren Kâtib¸  bütün güzelliği vermişti.)


10 Arak-âlûd olıcak ol sultân


Gül-i pür jâleye benzerdi hemân


(O sultan tere bulanınca üzerine çiğ düşmüş güle benzer.)


Peygamber Efendimizin terlerinin gül gibi kokmasına telmihte bulunulurken¸ ayrıca güzel bir tasvirde de bulunuyor.


11 Hem demişler dürür eşrâf elhâk


Ârız-pâk arak-nâk olıcak


(Ayrıca¸ büyükler¸ “Doğrusu temiz yanağı terleyince¸)


12 Dâne-i dürr gibi rûyında teri


Hoş-nümâ eyler idi ol güheri


(Yüzünde inci tanesi gibi duran ter¸ o cevheri güzelleştirir” derler.)


13 Şem'-i ruhsârı dönerdi mâha


İki kandîl idi arş-ı ilâha


(Yanaklarının mumu aya benzerdi ve sanki kutsal arş'ın iki mumuydu.)


14 Itr-ı hûbıyla pür olurdu meşâm


Bûy-ı misk idi yâhûd anber-fâm


(Burunlar¸ onun amber veya misk kokusunu andıran güzel kokusuyla dolardı.)


15 Terlese ol gül-i gülzâr-ı sürûr


Cûş ederdi sanasın kulzüm-i nûr


(O mutluluk bahçesinin gülü terlediği zaman¸ nûr denizi dalgalandı sanırsın.)


16 Nitekim şu'le-i şem'-i hâver


Berk ururdu ruh-ı pâkinde o ter


(Nitekim gün doğusu mumunun ışığı olan o tertemiz yanağında şimşek gibi parlardı.)


17 Olup envâr-ı ruhı iki alev


Der ü dîvâra salardı pertev


(İki aleve benzeyen iki parlak yanağı her yanı aydınlatırdı.)


18 Berg-i gül gibi o rûy-ı nîgû


Terlediğince olurdu hoş-bû


(O güzel yüz¸ gül yaprağı gibi terledikçe daha hoş kokular saçardı.)


19 Gördü Kevser arak-ı gül-bûyın


Nice akmasın ağzı suyın


(Cennetteki Kevser ırmağı onun gül kokan terini gördü¸ nasıl ağzının suyunu akıtmasın.)


20 Dahî sîmâ-yı şerîfinde anun


Bilinürdi garazı ol cânun


(Ayrıca onun şerefli yüzünde¸ niyetinin ne olduğu sezilirdi.)


21 Nûr idi âyine-i vech-i Nebî


Zâhir olurdu rızâ vü gazabı


(Peygamber Efendimizin yüzünün aynası nûrdu; onda rızâ ve gazap açıkça görünürdü. (Kalbinde olan yüzüne yansırdı.))


22 Kendi nefsi içün ol pâk-neseb


Etmedi kimseye ömründe gazab


(O soyu temiz¸ kendisi için ömrü boyunca kimseye gazap etmedi.)


23 Olmadı hergiz o la'l-i nâ-yâb


Hiç kimseyle cihânda şeker-âb


(O¸ eşsiz yâkut dudaklı¸ dünyada kimse ile kırgın olmadı.)


Şairin hilyesinden başka bir bölüm:


Hem cesîm idi Resûl-i Ekrem


Yaraşır rûh-ı mücessem der isem


 


Cism-i zîbâsına vermişti revâç


Hil'atı tâc ü kabâ-yı Mi'râç


 


Enbiyâ hayline sultân idi ol


A'zamü'l-kadr idi Zîşân idi ol


 


Ekmelü'l-halk idi ol hub-hısâl


Zülcelâl etmiş idi feyz-i cemâl


 


Olalı taht-ı nübüvvete mukîm


Cilvegâhıydı anın arş-ı azîm


 


Sâhib-i hüsn ü bahâ idi Resûl


Hâsılı ayn-ı vefâ idi Resûl


 


Gelmemiştir bilir eşyâ anı


Yaradılmışda anın akranı


 


Yaraşırdı nitekim hûr-ı cinân


Serv-i kaddine yeşiller her ân


 


Ekser ak idi libâsı o gülün


Yüzü akıydı gürûh-ı rüsülün


 


Dürr-i yektâ idi ol deryâdil


N'ola ki olsa beyaza mâil


 


Geh zühûr eyler idi ol gül-i al


Hil'at-i sürh ile hurşîd-misâl


 


Bunu tahkîk bil ol reşk-i sürûş


Oldu havra gibi hem sündüs pûş


 


Yâni kim ince lâtif atlaslar


Giydiler devlet ile Peygamber

Sayfayı Paylaş