HİKMETLER NÜSHASI

Somuncu Baba

"Neylî¸ Klasik Türk şiirinin mazmunlarını ve sanatlarını ustaca
istif ettiği bu rubaisinde Hz. Muhammed (s.a.v)'i farklı
bir anlatımla tavsif ediyor."

Ey fahr-i rüsül pâdşeh-i ‘arş-ı cenâb


Kim zikrini ref' içün nüzûl itdi kitâb


Bir nüsha-i hikmet-i  ilâhîsin sen


Şerh itse n'ola sadrını Rabbü'l-erbâb[1]


Neylî (1673-1748)


 


Neylî¸ Klasik Türk şiirinin mazmunlarını ve sanatlarını ustaca istif ettiği bu rubaisinde Hz. Muhammed'i farklı bir anlatımla tavsif ediyor.


"Ey bütün peygamberlerin padişahı¸ göğün efendisi! Kitap¸ senin adını yüceltmek için indi. Sen¸ yüce hikmetlerin bir nüshasısın. Allah¸ senin sadrını şerh etse buna şaşılmaz!"


Şiirde dikkat çekici birçok nokta var. Bunlardan birisi hemen her kelimenin farklı anlamlarını da düşünmemizi gerektirecek şekilde seçilmiş olması. İkincisi ise tenasüp ve tezat teşkil edecek kelimelerin ustaca kullanılması…


Rubaideki ilk mısra Hz. Muhammed'e bir hitap cümlesidir. Hz. Muhammed¸ peygamberlerin şâhıdır¸ başkanıdır. Padişah ile sadr (başkan) kelimeleri arasında bu mânâda bir ilgi vardır.


Ref' kelimesinin bu şiirdeki anlamı "kaldırma¸ yükseltme"dir. Nüzul ise "inme" mânâsındadır. Bu iki kelime arasında anlam zıtlığı dikkat çekiyor. Kur'ân-ı Kerim¸ Peygamber Efendimizin adını yüceltmek için indirilmiştir. Çünkü Kur'ân'da Hz. Muhammed'in vasıflarını ve yüceliğini anlatan âyetler mevcuttur.


Üçüncü mısrada Peygamber Efendimiz¸ Allah'ın hikmetlerinin yazılı olduğu bir belge gibi tasavvur edilmiş. Şairi böyle bir hayâle iten sebep¸ Hz. Muhammed'in yaşayışı¸ ahlâkı¸ hâl ve tavırlarıyla Allahü Telâ'nın örnek gösterdiği Müslüman kimliğini her yönüyle taşıyor olmasındandır.


İncelenmeye değer görülen ya da bir değer taşıyan her yazının mutlaka şerhe¸ yani açıklamaya ihtiyacı vardır. İşte Allahü Teâlâ da Hz. Muhammed'i şerh etmiş¸ açmış¸ açıklamıştır. Bu anlatım ile Neylî¸ Hz. Muhammed'in göğsünün yarılması hâdisesine telmihte bulunuyor. Âyette de belirtildiği gibi¸ Hz. Muhammed'in göğsü melekler tarafından açılmıştır. Hz. Muhammed çocukken arkadaşları ile oynadığı bir sırada¸ Cebrail ona görünerek¸ onu yere yatırır¸ kalbini yarar¸ içinden bir parça çıkarır. Sonra kalbini altın bir tas içinde zemzemle yıkar ve göğsünü kapatır. Miraca çıkarılmadan önce de bu amelenin tekrar edildiği kayıtlıdır. Âyette bu hususla ilgili olarak şöyle söyleniyor: "Biz senin göğsünü (kalbini) açmadık mı?/ Ağırlığından dolayı belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?"[2]  


Neylî¸ Peygamber Efendimiz için yazdığı şiirlerinde genellikle rubâî şeklini tercih etmiş. Bu¸ şairin yaşadığı asra göre bir bakıma haklı ve akıllıca bir tercihtir; zira Neylî'nin yaşadığı yıllara kadar zaten birçok şair¸ söylenecek sözleri söylemiş; kullanılacak mazmunları birçok şiirde ustaca kullanmıştır. Farklı bir anlatımı olmayan şairin¸ söylenmiş onca sözün istifine imkân hazırlayan rubâî şeklini kullanmasından daha akıllıca bir işin de olmayacağı muhakkaktır. Nitekim Neylî'nin Dîvânında 5'i  yine rubâî kalıbında olmak üzere 6 tevhidden sonra¸ tamamı 16 olan na'tin  8'i rubâî şeklindedir.


Neylî'nin¸ çağdaşı olan hikemî tarzın üstâdı Nâbî'den geniş ölçüde etkilendiği gözleniyor. Nâbî'nin:


"Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-ı Hüdâdır bu


Nazargâh-ı İlâhîdir Makâm-ı Mustafâ'dır bu" beytiyle başlayan na'tine Neylî'nin:


"Matâf-ı enbiyâ beyt-i Cenâb-ı kibriyâdır bu


Gözün aç gâfil olma kim nazargâh-ı Hudâdır bu" matlalı naziresi Peygamber Efendimiz ve Kâbe vasfında yazılan güzel şiirlerdendir.






[1]Atabey Kılıç¸ Mirzâ-zâde Ahmed Neylî (Hayatı¸ Eserleri ve Kişiliği) ve Dîvânı¸ İstanbul 2004¸ s. 233.



[2] İnşirah Suresi¸ 1 / 2¸ 3. âyetler.

Sayfayı Paylaş