HİKMET ŞAİRİ NÂBÎ’DEN OĞLU HAYRİ’YE

197-somuncubaba-nabiden_hayriye

Eşsiz Şehir: İstanbul

Nâbî, Hayriyye isimli eserinin bir bölümünü İstanbul’a ayırır. Bu, ilk bakışta Hayri ile İstanbul’un ne alakası var diye düşündürebilir ancak bugün de eğitim, kültür, sanat başta olmak üzere aynı önemini muhafaza eden İstanbul için Nâbî, övücü tasvirlerde bulunur. İstanbul, ilim ve marifetin kabul gördüğü bir yerdir ve dünyada bir benzeri yoktur.

Her kemâl anda bulur mi’yârın

Her hüner anda görür mikdârın

Kâmil insanlar ve hüner sahipleri gerçek değerini ancak İstanbul’da bulabilirler. Yücelik ve şeref mertebesi ondadır ve ondan başka yerlerde ömür boşa tüketilmiş olur; ilim ve marifetin kaynağı İstanbul’dur. Bütün güzellikler İstanbul’da mevcuttur.

İnsan; yüceliği İstanbul’da bulur, başka yerlerde ömrünü ancak telef eder. İlme, marifete orada değer verilir. Sanat sahipleri için İstanbul eşsiz bir limandır.

Bütün olumlu işlerin, güzelliklerin, iyiliklerin bulunduğu yer Nâbî’ye göre İstanbul’dur. Nâbî o kadar ileri gider ki İstanbul’un dışında yaşayan insanlar gereksiz hatta süflî işlerle uğraşmak zorundadır, bu yüzden ne yapıp edip İstanbul’a yerleşmek lazımdır. Eğer bir kimsenin gücü yetiyorsa İstanbul’dan başka bir yere ev yapmamalı kanaatini ifade eder:

Her kimün kim ola bünyadı kavî

Yapmasun gayri vilâyetde evi

Çünkü “Taşralarda kim okur kim dinler.”, taşrada marifetten eser kalmamıştır.

 

Güzellik ve Estetik

Bir esere, bir güzele, güzelliğe edeple bakılmalı. Şehvet nazarıyla bakılırsa yoldan şaşılır:

Şart-ı âdâb ile kıl sunʻanigâh

Olma şehvet nazarıyla güm-râh

 

 Olma dil-beste-i sūret zinhâr

İdegör cânib-i maʻnîye güzâr

Şekil güzelliğine gönül bağlanmamalı, manevî yöne doğru meyletmelidir.

Ey Hayri, dünyada gördüğün güzellerdeki çekicilik, naziklik, letafet, endam; kaş, göz, dudak, diş, el, ayak, saç güzelliği hep kudret kaleminin süsü ve Allah’ın sıfatlarıdır. Bunu anlayabilmek için mana sırlarından haberdar olmalısın.

 

İstigna Sahibi Olmak, Tokgözlülük

Karakter sahibi insanlarda bulunması gereken özelliklerden biri de tokgözlülüktür. Nâbî de Hayri’nin hiç kimseye ihtiyacını arz etmemesini, minnet yükü altında kalmamasını öğütler:

Eyleme kimseye ‘arz-ı hâcet

Olma ham-geşte-i bâr-ı minnet

Hayri bir istek için ağzını sakın açmamalı; dilenme sözlerine dudağını bulaştırmamalıdır. Çünkü bir insana ayrılmış olan rızık elbette onu bulur. Öyleyse açgözlülükten ele geçen yalnızca yüzsuyu dökmektir. Üstelik şurası muhakkak ki bir insana takdir edilen rızık başkasına geçmez; sana ayrılmış ne varsa asla başkasına gitmez.

Gördüğün şey’e talebkâr olma

‘Abd destinde ne var k’isteyesin

Her gördüğüne istek duyma, kulun elinde ne var ki isteyesin?

Birine, şunu yahut bunu bana ver, deme çünkü o kul da Allah’ın ihsanına muhtaçtır ve Allah’ın bağışına bağlanıp kalmıştır.

Allah, lütfunu herkese karşılık beklemeden verir. Kulun mülkiyeti ise arada yalnızca vasıtadır. Sana rızık olarak verilen şeyin seni bulması için bir kimseden istemeye ihtiyacın yoktur. Başkasından isteyip de boş yere mihnet ve sıkıntı çekme.  Allah’ın sana ihsanda bulunacağına güven ki rızkın gelsin.

Allah’ın verdiği ile yetinip evinin köşesinde rahat yaşamak hoştur.

Hakkın olmayan bir mala el uzatma. Halini bilecek olan, büyük ve bilgili olan Allah’tır:

Bî-icâzet el uzatma mâla

Sen degülsün odur a’lem hâle

Rızkı veren Allah’ın sana ayırdığına gönlünü bağla, razı ol ve her ne verdiyse ona kanaat et.

İnsan ancak rızkında bulunan şeyi yiyebilir. Dünya kadar altının gümüşün olsa, eğer rızkın yoksa bir lokma bile boğazından geçmez. Eğer altını ve gümüşü harman etsen; ekmek, pirinç ve yağın yerini tutmaz, altın ve gümüşü dişlerinle yiyemezsin.

Fakirlikten korkma, nimetin sahibi olan Allah, kulunu hiç aç bırakır mı?

Minnet ile olan nimeti yeme, hatta kokusunda minnet olan gülü bile koklama. Ey babasının canı! Eğer sana birisi bir şey verirse sakın alma, tokgözlü ol:

Yime minnetle olursa ni’met

Koklama gül k’ola bûy-ı minnet

 

Sana bir şey birisi virse eğer

Alma müstağni ol iy cân-ı peder

 

Gözünü ve gönlünü zengin tut. Lütfen açgözlü ve aşağılık olma:

Çeşmüni hâtırunı eyle ganî

Kerem it olma gedâ-çeşm ü denî

Ancak sana ikram eden sadık dostun olursa ve külfetsiz karşılıksız ikramda bulunursa kabul et. Ama sen de o dostuna karşılık ver ve onu ikram ile mükâfatlandır.

Sözünde dur. Kime bir vaadde bulunursan yerine getir. Vadettiğinden geri dönmeyi karakter zaafı kabul et.

 

Alay ve Mizah

Alay ve mizah hoş bir şey değildir. Bu yüzden Nâbî, oğlunun mizahtan ve başkaları ile alay etmekten uzak durmasını ister. Bunlar dostlar arasında huzursuzluk sebebi olabilir.

Ey Hayri, dostunu bir latifeye feda etme ki, tuz ekmek hakkını ara yerden kaldırıp atmış olmayasın. Bunlar samimi dostlar için nefret sebebi olur. Sonunda mutlaka bir kötülüğe yol açar.

Latifenin ne demek olduğunu iyi bilmek lazımdır. Latife zarif ve nükteli olursa güzeldir fakat yine de bir tarafı yanar ateş gibidir.  Hele hele dostların kalbine saplanan bir söz okuna, yergi ve alaya latife demek bile olmaz.

Kasten yapılmış keskin başlı kırıcı bir latife, dostlarını ağzına kadar dolu bir çekişme içine sürükler.

Garaz-âlûdeni kât-ı ser-tîz

İder ahbâbunı lebrîz-i sitîz

Bu yüzden zarif kişilerin latife dedikleri şey, yerinde söylenmiş cilveli güzel sözdür.

Didiler ana latîfezurefâ

Ki mahallinde ola cilve-nümâ

Konuşman az, mânâsı çok olsun, bir kimsenin gönlünü asla incitmesin. Söylediğin söz, gönül bağından yeni koparılmış bir gül gibi olmalı, onu duyan da içindeki mânâ ile bülbül olmalı.  Söz, gül kokusu gibi gönülleri açmalı, gönüllerden bulunan kini yok etmeli.  Söz, gönüllere vuslat müjdesi gibi olmalı, onu duyan rağbet ile şevke gelmeli. İşte latife böyle olursa ne güzeldir. Şayet böyle olmazsa onu terk etmeyi işlerin hayırlısı kabul eyle.

Ey Hayri, dedikodudan uzak dur. Kimseyi kötüleyip dedikodusunu yapma. Bunu yapmak akıllı kişiler için bir ayıptır. Dedikoduculuk ve başkasını kötülemenin lüzumu ve lezzeti yok. Üstelik günahı, diğer suçlardan da fazladır.  Bunları yaparsan dostların senden emin olamazlar ve adın anıldıkça senden nefret ederler.  Dedikodu ve başkasını kötülemek, onu yapan kişiyi kötü hatırlatır. Zaten bu tip kişilerin nasibi de yoktur.  Allah seni bu tür işlerden korusun. Sen temiz kalpli ve huzurlu olasın.

Sayfayı Paylaş