HEM PAŞA HEM ADAM OLABİLMEK

Somuncu Baba

“Sana paşa olamazsın demedim¸ adam olamazsın demiştim.” Nüktesini hepimiz biliriz.

“Sana paşa olamazsın demedim¸ adam olamazsın demiştim.” Nüktesini hepimiz biliriz. Paşanın paşa olana kadar öğrendiklerini¸ tahsil ettikleri bir öğrenimin sonucudur; ancak babasını ayağına çağırması onca tahsile rağmen eğitimden nasipsizliğini gösterir. Bu durum¸ Yûnus Emre'ye göre¸ kuru bir emektir. Yıllarca bu milletin kısıtlı imkânlarını kullanıp¸ en verimli çağında ülkesini terk edip başka bir millete hizmeti amaçlayan da aynıdır.
Bir düşünür “Doğru işlemeyen akıl¸ keskinmiş neye yarar; saatin iyiliği koşmasında değil¸ doğru gitmesindedir.” diyor. İnsan zeki olabilir; ancak öğrendiklerini hayra yönlendirmiyor¸ hayırlı işlerde kullanmıyorsa zekasını boşa harcıyor demektir.
Her millet eğitim ve öğretime büyük yatırımlar yapmıştır. Çünkü milletlerin başarısı¸ başarısızlığı; ileri gitmesi yahut geri kalması geleceği… hep buna bağlıdır.
Biz aslında dünyada en ilerde olmaya namzet tek milletiz. Çünkü ilk emri “Oku!” olan bir dinin mensubu¸ ilmi Çin'de dahi olsa talep etmemizi tavsiye eden bir Peygamberin ümmetiyiz. Şanlı milletimizin İslâmiyetle müşerref olmasından sonra Türk edebiyatında görülen ilk eserlerden biri olan ve Yusuf Hashâcib tarafından yazılan Kutadgu Bilig isimli eserde eğitim-öğretim¸ ilim¸ bilgi ve bunları öğrenmenin faziletlerine dair çok sayıda beyit vardır.
Türk edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan Yûnus Emre¸ eğitimin insan hayatında ne kadar büyük bir önemi hâiz olduğunu şu vurucu ifadelerle ne veciz dile getirir:
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Yûnus Emre ilim ve öğrenmenin hedefi beyanında söylediği bu ve bundan sonraki dörtlüklerde 13. asırdan çağımıza hatta daha da ilerilere ışık tutar. Ona göre ilimden maksat insanın kendini bilmesidir. İnsan kendini bilirse Rabbini bilir. Buna göre insan¸ ömrünün büyük bir bölümünü ilme vakfettiği halde kendini bilmiyorsa boşuna harcanmış bir ömür ve Allah'a sığınılması gerek faydasız bir ilimle meşgul olmuş demektir.
Edebiyatımızda hikemî tarzın öncüsü olarak bilinen Urfalı Nâbî¸ oğlunun şahsında bütün gençlere seslendiği Hayrî-nâme'sinde eğitim ve öğrenimin önemine dikkat çeker. Okumanın¸ ilim tahsil etmenin yaşı yoktur. Çünkü Peygamber Efendimiz “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.” demiştir. İlim tahsil ederken utanmanın da anlamı yoktur. Çünkü bilmemek değil¸ öğrenmemek ayıptır. O yüzden her şeyin aslını¸ erbabından tahsil etmek gerekir. Adı geçen eserinden birkaç beyit:
Öyle bir ilme çalış kim mutlak
Anı bir sen bilesin bir dahi Hak

İtme âr öğren oku ehlinden
Her şeyin ilmi güzel cehlinden

Cehldir âdeme zindân-ı belâ
Ki düşenler göremez rûy-ı rehâ
İnsanları hakîkî mutluluğa ulaştıracak rehberin eğitim ve öğretim olduğuna dikkat çeken bir başka büyük şairimiz de Mehmet Âkif Ersoy'dur. O da kaybedilmiş ilmin Batı'da olduğuna işaret ederek gençlere şu tavsiyelerde bulunuyor:
Fen diyarından sızan nâ-mütenâhî pınarı
Hem için¸ hem getirin yurda o nâfi' suları
Sözün başında bahsettiğimiz hususların kaygısını çeken Âkif Türk gençlerinin Avrupa'dan faydalanması gereğine işaret ederken eğitimin kaynağı olarak şanlı geçmişimizi gösteriyor. Yani ülkemiz için gerekli olan marifet Batı'da olsa bile fazîlet bizim kendi kökümüzde aranması gereken bir kıymettir.
Bizim eğitim öğretim işleri ile ilgili bakanlığımızın adı Millî Eğitim Bakanlığı'dır. Bu isim bizim eğitime millî bir çerçeveden bakmamızı işaret ediyor. Bu şu demektir: İlme hangi ülke sahipse oraya gidebilir¸ ilim tahsili yapabiliriz; ancak eğitimin millî bir karakter taşıması gerekiyor. Aksi halde kültür bozulumuna uğramamız kaçınılmaz olur. Kültürümüz bozuldu mu millet olma vasıflarını yavaş yavaş kaybetme durumuna geliriz.
Dünden aldığımız sağlam inancımızı¸ geleneğimizi yarınlara bozulmadan taşımak istiyorsak çocuklarımızı¸ gençlerimizi asla ihmal etmemeli¸ onlara bilginin yanında sağlam bir eğitim vermeliyiz ki gelecekten emin olalım. Böylece çocuğumuz hem paşa hem de adam olabilsin.

Sayfayı Paylaş