HELÂLİN BEREKETİ

Somuncu Baba

"Yüce dinimiz İslâm¸ helâlinden kazanmayı ve ticareti meşru kılmış¸ harama
meyletmeyi ve aldatmayı yasaklamıştır. Ahiret için ibadet eden Müslüman¸ aynı
zamanda dünyadan da nasibini alacak¸ çalışıp¸ helâl kazanç peşinde olacaktır."


Helâl izindir¸ müsaadedir¸ ruhsattır. Sınırları belli olmuş haramlardan uzak kalmak¸ güzellikleri bulmak¸ güzelliklerle olmaktır. İnsanın emrine verilen her şeyin temiz ve izin verilen yönüyle insanın istifadesi¸ yararlı şeylerin açık ifadesidir. “Bugün¸ size temiz olan şeyler helâl kılındı."[1]  Kur'anî tebşiriyle temiz olanlar¸ leziz olanlar iyilikler¸ güzellikler helâldir. Allah'ın kullarına verdiği nimetlerin israf edilmeden kullanılması güzel olduğu kadar helâldir. Yasaklanmış ve Allah'ın haram kılmış olduğu sınırlara yaklaşmak ve dahi o ince çizgiyi aşmak hüsrandır¸ ahiri melâldir…


Kazancın en safı¸ rızkın en seçkini ve ihsandır helâl. Onunla vücut bulur istikbâl¸ onunla kazanılır istiklâl…


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir duasında şöyle niyazda bulunmuştur: “AIIah'ım¸ yeterince helâlinden vererek beni haramından koru. Lütfunla ver¸ başkasına muhtaç etme.[2]


Sevgili Peygamberimizin yolundan giden din ve maneviyat büyükleri helâl lokma konusu üzerinde çok durmuşlardır. Her devirde marifet ehli ve hakikat eri kimselerin ortaya çıkması için helâl lokmanın gerekliliğine işaret etmişlerdir. İç temizliğinin¸ batın tasfiyesinin elzem olduğunu işaret buyurmuşlardır. "İç tasfiyesi¸ her şeyden önce helâl lokma ile olur¸ helâl yiyecek azalınca marifet ve hakikat kaybolur.” Bu mübarek söz helâl lokmanın ne kadar önemli olduğunun en veciz ifadesidir.


 


Sözün Güzeli¸ İfadenin Nezaketi


Helâl lokma yemenin yolu önce helâl kazanç ve çalışmadan geçmektedir. Çalışmayı kutsal bir vazife telakki eden Mevlân⸠dilenciliği reddeder¸ el emeği ve alın teriyle elde edilen helâl kazancı ilim ve hikmet tohumuna benzetir. İnsan helâl lokma için çalışırsa¸ sonunda refaha ulaşır. Bunun için de hiçbir zaman güçlüklerden yılmamalıdır¸ zira külfetsiz nimet olmaz. İnsan gerçek mutluluk ve huzura kavuşmak için çalışmayı; çalışma dengesinde hem dünya¸ hem de ahiret kazancını gözetmelidir. Mevlân⸠"Harf kabdır¸ ondaki mâna su gibidir." diyor. Helâl kelimesi de su gibi güzel¸ su gibi yumuşak¸ su gibi latif bir kelime… Helâl kelimesi bize "İlâh'ı¸ Allah'ı¸ Hilâl'i" hatırlatıyor. Hepsi de harflerin¸ kelimelerin ve mânaların en güzeli değil mi?


Mevlânâ kulaklara küpe olacak bir nasihat demetiyle şunları söyler Mesnevi'sinde;


"İnsanın olgunluk ve nurunu helâl kazanç ile elde edilen lokma artırır. Kandile koyduğun yağ kandili söndürüyorsa o yağ değil sudur."


 


İlim ve hikmet helâl lokmadan doğar; aşk ve incelik ondan meydana gelir. Sende haset¸ hile¸ cahillik ve gaflet varsa sebebinin haram lokma olduğunu anla. Hiç buğday ekip arpa biçeni gördün mü? Lokma tohum gibidir¸ fikirler ürünüdür. Yenilen helâl lokma büyüklere hürmetle (ölümden korkmadan) öbür âleme gitme arzusunu doğurur.[3] Muhammed Behaeddin Şah-ı Nakşibend Hazretleri (k.s) "Vücûduna harâm lokma karışmış bir kimse¸ namazdan tad duymaz." buyurarak haramdan uzak durmanın helâl ile beslenmenin önemine işaret etmektedir.


İnsanların yetişmesinde çocukluk çağından itibaren helâl ile beslenmesinin öneminin büyük olduğu hususunda Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri (k.s) Hutbeler adlı eserinin 32. Hutbesinde şöyle bir nasihatte bulunmaktadır:


 


"Çocukların¸ cemiyete faydalı veyahut zararlı bir uzuv olarak yetişmelerinde başlıca âmil ana ile babadır. Çünkü çocuk¸ içtimâî¸ sıhhî¸ ahlâkî birçok hastalıkları ana ile babadan tevarüs eder.


Bir çocuğun ailesine¸ ulusuna hayırlı ve hayırsız bir uzuv olması her şeyden evvel aldığı terbiyeye bağlıdır. Bunun içindir ki¸ Peygamberimiz Efendimiz: "Çocuklarınıza ikram ediniz¸ iyi bakınız¸ terbiyelerine çok dikkat ediniz¸ onları güzel terbiye ediniz¸ onlara muhtaç oldukları şeyleri öğretiniz; yüzücülük¸ atıcılık gibi hayatî idmanları belletiniz¸ onları helâl rızk ile besleyiniz." buyurmuştur.


Ey Cemaat-i Müslimin! Doğduğu günden itibaren çocuklarınızın sıhhatinden¸ gıdasından¸ yiyip içtikleri şeylerden mes'ulsünüz. Altı¸ yedi yaşlarından sonra bu mes'uliyet daha ziyadedir. Çünkü çocuğun asıl istikbali bundan sonra hazırlanacaktır. Bu devirde çocuğun ahlâkî terbiyesi üzerinde ana ile babanın çok büyük rolü vardır. Şunu hatırdan çıkarmayınız ki¸ evlatlarınızın beşeriyete hayırlı bir uzuv veyahut muzur bir mikrop olarak yetişmesinden¸ hem Allah yanında¸ hem beşeriyet nazarında mes'ulsünüz. Tahsil ve terbiyesine dikkat ve ihtimam olunan bir evlat hem ailesinin şerefini yükseltir¸ hem de ulusunun kuvvetini artırır. Terbiyesi noksan olan bir evlat hem kendi namını kirletir¸ hem ailesinin yüzünü karartır¸ hem de beşeriyetin başına bir belâ kesilir."[4]


 


Helâl Nasibin Bereketi


Helâlin önemine işaret eden şu hikâyeyi birlikte okuyalım:


Gencin birisi Kâbe'de hep:


– Ey doğruların yardımcısı olan Allah'ım¸ ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah'ım¸ sana hamd ü sena ederim¸ diye dua eder.


Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:


– Neden hep aynı duayı yapıyorsun¸ başka bir şey bilmiyor musun¸ der.


O da anlatır:


Yedi sekiz sene önce yine Kâbe'de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses:


– Bu altınlarla¸ şunları şunları yaparsın¸ diyordu. Hayır¸ dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı¸ kullanmam haram olur¸ dedim. Bu sırada birisi:


– Şöyle bir torba bulan var mı¸ diye bağırıyordu. Çağırdım onu.


– Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı¸ diye sordum. Torbayı tarif etti ve "İçinde bin altın vardı." dedi.


– Torban burada¸ diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim:


– Bu köle için ne istiyorsunuz¸ dedim. "Otuz altın" dediler. Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan¸ çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki:


– Efendim¸ ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma¸ dedi. O kişiler yanıma geldi.


– Bu esiri bize satar mısın¸ dediler. "Satarım." dedim. "Altmış altın verelim." dediler. Ben de "Olmaz." dedim.


– Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz¸ dediler.


– Öyleyse gidin pazardan alın¸ dedim. Arttıra arttıra yirmi bin altına kadar çıktılar. Otuz bin altından aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Ben o otuz bin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım:


– Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim¸ dediler. Ben de "Olur." dedim. Nikâh kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza: "Bu nedir?" dedim.


 


– İçinde 970 altın var. Babam Kâbe'de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. Çeyizine koyarsın dedi¸ diye anlattı. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helâl yoldan yine bana geldi. Bana yardım edip haramlardan koruyan¸ nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim'e hamd ederim.


 


Helâl lokmanın insanın kalbini ve kalıbını hayra yönlendirmesi açısından önemine işaret eden Hulûsi Efendi Hazretleri şöyle buyurmaktadır:


 


"Kalbimizin hareketlerini temayüllerini¸ haricî her fiil ve hareketimizde daima dikkatle murakabe etmeliyiz. Kibir¸ hased¸ kin¸ ihtiras gibi nefsanî temayüllerden kalplerimizi daima uzak bulundurmalıyız. Kalbin daima salah ve sıhhatte tutulabilmesi için¸ başlıca dört şeye riâyet edilmelidir. 1- Kur'an okumak.


2- İyi kimselerle görüşmek


3- Helâl lokma yemek


4- Sabah namazına erken kalkmak.


Hakikaten insan Kur'an okurken veya dinlerken¸ temiz yürekli insanlarla sohbet ederken duyduğu rûhî zevki ve neşeyi hiçbir şeyde duyamaz. Helâl lokmanın insanın ruhunda ne kadar faziletli tesirleri olduğunda da hiç şüphe yoktur."[5]


 


Haram ve şüphelilerden şiddetle sakınan Somuncu Baba (Hamideddin-i Velî) helâl lokma husûsunda arkadaşlarına ve yolundan gidenlere şu tavsiyede bulunur:


"Açlıktan ölseler dahi şüpheli hiçbir lokma yemesinler."


 


Yazımızı H. Hamidettin Ateş Efendi'nin şu veciz kelamıyla bağlayalım: "Yüce dinimiz İslâm¸ helâlinden kazanmayı ve ticareti meşru kılmış¸ harama meyletmeyi ve aldatmayı yasaklamıştır. Ahiret için ibadet eden Müslüman¸  aynı zamanda dünyadan da nasibini alacak¸ çalışıp¸ helâl kazanç peşinde olacaktır."


 


 


 






[1] 5/Mâide¸ 5



[2] Tirmizi¸ Daavât 121¸ (3558)



[3] Şerh-i Mesnevi c.3¸s.834



[4]Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Şeyh Hamid-i Veli Minberinden Hutbeler¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz) s. 99¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006.



[5] Ateş¸ a.g.e¸ 53. Hutbe¸ s. 169

Sayfayı Paylaş