HAYATI ŞEKİLLENDİREN SAMİMİYET: EDEBLİ OLMAK

Somuncu Baba

Güzellikler dini İslâm; insanların medenî bir şekilde toplum hayatının şekillenmesine büyük önem vermiştir. İnsanlar arası ilişkilerde samimiyet¸ muhabbet¸ sevgi¸ saygı ve sadeliği öğütleyen bir inanç sistemi olan yüce dinimiz¸ insanca yaşamanın sırlarını açıklamış¸ hudutlarını çizmiştir.

Edeb (Âdâb); insanları güzelliklere davet eder¸ kötü davranışlardan alıkoyar. Muâşeret ise¸ insanların birbirleriyle sosyal ilişkilerinde dostâne davranmalarını ve iyi geçinmelerini sağlar.

Âdâb-ı Muâşeret¸ insanların birbirleriyle iyi münase­betler kurabilmeleri ve sürdürebilmeleri için gereklidir. İ

Güzellikler dini İslâm; insanların medenî bir şekilde toplum hayatının şekillenmesine büyük önem vermiştir. İnsanlar arası ilişkilerde samimiyet¸ muhabbet¸ sevgi¸ saygı ve sadeliği öğütleyen bir inanç sistemi olan yüce dinimiz¸ insanca yaşamanın sırlarını açıklamış¸ hudutlarını çizmiştir.


Edeb (Âdâb);  insanları güzelliklere davet eder¸ kötü davranışlardan alıkoyar. Muâşeret ise¸ insanların birbirleriyle sosyal ilişkilerinde dostâne davranmalarını ve iyi geçinmelerini sağlar.


Âdâb-ı Muâşeret¸ insanların birbirleriyle iyi münase­betler kurabilmeleri ve sürdürebilmeleri için gereklidir. İnsanın en başta kendine¸ daha sonra çevresine duyduğu saygının dışa vurumu görgü kurallarına uymakla kendini gösterir ve belli eder.


Görgü kurallarına uymakla hayatımız güzelleşir¸ daha bir anlam ve değer taşır. Görgü kuralları yaşanmak için konulmuş­tur. Görgü kurallarının varlığı ve canlılığı ancak yaşanarak sürdü­rülebilir. Onun için inançta ve amellerde devam ve süreklilik esastır. Müslüman'ın amelleri onun kişiliğini¸ dinine olan bağlı­lığını¸ sadakatini ve samimiyetini ortaya koyar. Görgü kuralları­na uyulabilmesi içinse bilinmesi¸ anlaşılması ve sevilmesi gere­kir.


İbn-i Atâ (k.s.) şöyle der: “Bu manevî yolda terakki edenler¸ sırf namaz ve oruç gibi farz ibadetlerle bu yüceliğe ulaşmış değillerdir. Aksine bunları eksiksiz ve kusursuz bir şekilde îfâ etmeye ilâveten¸ faziletli ameller ve davranışlarla yükselmişlerdir. Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz: “Kıyamet günü bana en yakın olanınız¸ huy ve ahlâk olarak en güzel olanınızdır.”[1] buyurmuştur.


 


Şair ne güzel söyler:


 


Edeb bir tâc imiş nûr-ı Hudâ'dan


Giy ol tâcı emîn ol her belâdan


 


Bir ârif şair de şöyle der:


 


Ehl-i diller arasında aradım kıldım taleb


Her hüner makbûl imiş illâ edeb illâ edeb


 


Hakiki edeb ve ahlâk kahramanı olanlar peygamberler ve onların varisleridir. Bir de bu zevâtı takip etmesini bilenlerdir ki¸ onlar¸ yüce bir ahlâka sahip olma iradesini gösterirler. Ahlâkın esası¸ dinin olgunluğundan ayrı bir şey değildir. Ahlâk¸ hayvanî vasıflardan kurtulup insânî meziyetlerle ziynetlenmektir. Gerçek Müslüman olmak da İslâm ahlâkına sahip olmaktır. Ulvî güzellikleri¸ hâl ve davranışlara taşıyabilmektir.


Hz. Mevlânâ şöyle diyor:


“Kalbim: İman nedir¸ diye sordu. Aklım da kalbimin kulağına: “İmân edebden ibarettir.” diye fısıldadı.


“Onun için edebsiz kimseler¸ yalnız kendine kötülük etmiş olmaz. O belki edebsizliği yüzünden bütün dünyayı ateşe vermiş olur.”


İslâm Âdâbı'nın kaynağı başta Kur'ân-ı Kerim olmakla birlikte¸  Rasûlullah (s.a.v.)'in¸ sahabe-i kirâmın ve de daha sonra gelip¸ dinî kurallardan asla sapmayan ehlisünnet âlimlerinin söz ve yaşayışları ile Müslüman toplumların¸ akla uygun¸ iman esaslarına muhalif olmayan örf ve âdetleridir.


Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerim'inde Hz. Peygamber (s.a.v.) için: “O kendi (rey ve hevâsından) söylemez¸ O (dinî emir ve yasaklar olarak söyle­dikleri) kendisine Allah'tan ilgâ edilegelen vahiyden başka değildir.”[2] buyurur.  Hz. Peygamber (s.a.v.)'in emir ve yasak şeklindeki söz ve davranışlarının vahye müstenid olduğunu; başka bir âye­tinde de: “Rasûl size neyi verdiyse onu alın ve neyi de yasaklamışsa ondan da vazgeçiniz.”[3] emriyle de¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'den¸ söz ve ha­reket olarak vârid olan sünnetlerine uyulması gerektiğini beyan etmiştir. Ayrıca¸ “And olsun ki¸ Rasûlullah'da sizin için¸ Allah'ı ve ahiret gününü uman¸ Allah'ı çok çok zikredenler için güzel bir numune-i imtisal vardır.”[4]  âyet-i celîlesi ile de Rasûlullah'ı bil­hassa âdâb ve erkân konusunda uyacağımız yegâne örnek olarak beyan etmiştir. Bunlardan başka Allahu Teâlâ'nın Hz. Peygamber (s.a.v.)'e hitapla: “Biz sana da insanlara¸ kendileri için ne indirildiğini açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye Kur'ân'ı indirdik.” [5] buyurmuş olması; uyulması bakımından¸ emri açıklamayan kim­seden daha uygun birinin olmadığının en güzel ifadesidir.


Cüneyd-i Bağdadi¸ hacca giderken Bağdat'a uğrayan talebelerinin son derece saygılı ve nazik davrandıklarını görünce Ebu Hafs'a¸ “Talebelerini saray mensupları gibi edeplendirmişsin.” der. Ebu Hafs da ¸ “Onların bâtınlarındaki edeb¸ zahirlerine yansımıştır.” diye cevap vererek gönül bağlılarının gösterişçi bir davranış içinde olmadıklarını beyan eder. Edebin insan ruhuna olan etkilerine işarette bulunur.


 


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretlerinin şu beyitlerinde gizlenen duygular bu gerçeği şöyle fısıldar bize:


 


Âdemi ikmâle sebep lazım olan cümle edep


Hulûsi'yâ bak gör ki hep sıdkı bütünlerde bütün


 


Hulûsi Efendi Hazretleri Hutbeler adlı eserinin 82. Hutbesinde şöyle buyurur:


“Edeb: Güzel terbiye¸ güzel huylar ile ittisaf ve utanılacak şeylerden insanı koruyan bir meleke demektir. Edeb¸ insan için en büyük bir şereftir. Edebin mukâbili isâettir ki¸ kötülükten terbiyeye ve fazîlete aykırı hareketten ibârettir. Edeb¸ insanın zinetidir. Edeb¸ insanı nefsinin hevasına uymaktan korur¸ kurtarır. İnsanın edebi altınından hayırlıdır denilebilir. Edepten mahrûm insan¸ bir cemiyet için muzır mikroplardan daha tehlikeli bir mahlûktur.”


 


Hulûsi Efndi Hazretleri Hutbeler adlı eserinin 83. Hutbesinde şöyle buyurur:


“Edep; her husûsta haddini bilip onu tecâvüz etmemektir. İnsanlar için gerek Allâh (c.c.)'a¸ gerek insanlara karşı haddini bilmek kadar güzel bir fazîlet yoktur. Edeb¸ ahlâk-ı insaniyyedendir. Bu fazîlete mâlik olmak dünyanın en büyük hazinesini elde etmekten daha kıymetlidir. Bu yüksek fazîlete sahip olmayanlar¸ insanlığın kemâline yükselemezler. Edepli olmamak¸ haddini bilmemek öyle bir hastalıktır ki bununla malül olanlar¸ en büyük hatâlara düşebilirler. Mahlûkâtın en kâmili olan Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz¸ ashâb-ı kirâmına: “Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz.” buyurmaları bizim için ne büyük bir hakîkattir. Binâenaleyh¸ haddini bilip ondan ileriye geçmemek ahlâkî bir vazîfedir. Rûhumuzu bu yolda terbiye etmek lâzımdır.


Hay⸠âr; tekdiri mucip olan bir kötülükten¸ nefsinin son derece sıkılması¸ şiddetle müteessir olması demektir. Buna utanmak deriz. Böyle bir şeyden sıkılmak¸ en büyük bir fazîlettir. İnsanın en güzel¸ en sahih ve en ciddi ölçüsü edep ve hayâsıdır. Haddini bilmek âr ve tekdiri îcâb eden bir şeyden teessür duymak şüphe yok ki en büyük bir fazîlettir.


İnsanlarda bu husûsun yerleşmesi her işin iyi olmasını temin eder.


Bu seciyye kimde bulunursa¸ onu şehevânî arzulardan uzaklaştırır. Fazîlet sahipleri ile düşüp kalkmaya sevk eder. Doğruluğun¸ emniyetin¸ yükselmenin menşe'i de budur. Gâfilleri uyandırmak¸ tembelleri harekete geçirmek¸ çılgınları durdurmak da bu seciyenin varlığına bağlıdır. İnsan¸ ahlâk kanunlarına uygun olmayan hallerden alıkoyan da budur.”


 


 Kalbi huşû içinde olanın¸ bedeninin de öyle olması hakikattir. Edeb hayatı şekillendiren samimiyettir. Yazımızı H. Hamidettin Ateş Efendi'nin samimiyetle söylenmiş şu kelamlarıyla bağlayalım:


“Bu yolda benlik duygusu yoktur. Kişi¸ edebini muhafaza etmeli ve âdâba riayet etmelidir. ‘Ben' düşüncesinde olmayınız. Olanların da sonu iyi olmaz. Öncelikle benlikten sıyrılmak gerekir. Tüm mahlûkata şefkat gösterilirse¸ Yaratıcının büyüklüğü anlaşılır. O zaman da ben düşüncesinden uzaklaşılır. İnsanın Allah'a en fazla yaklaştığı ibadet müminin miracı olan namazdır. Alnının secdede olması ile birlikte Allah'a yakınlaşırken ben duygusundan uzaklaşır. Derviş farzların yanında nafile ibadetleri de yapmalıdır.”


 


 


Edeble ilgili unutulmaz sözlerden bir demet:


 


“Utancı giden kimsenin kalbi ölür.” Hz. Ömer (r.a.)


 “Edeb döküntüleri¸ altın döküntülerinden daha hayırlıdır.” Hz. Osman (r.a.)


 “Edep aklın suretidir.” Hz. Ali (r.a.)


 “Ulu kişi¸ arif bir insan¸ Rabbine karşı edebini bıraktı mı mutlaka helak olur.” Yahya b. Muaz (r.a.)


 “En güzel edep¸ güzel ahlâktır.” Hz. Ali (r.a.)


 “İnsanlık âdâbını¸ ilimden evvel¸ öğrenmek lazımdır.” İmam-ı Malik


 “Ayıp ve kabahatten korkmayan ile düşüp kalkmak¸ kıyamet gününde insana utanç verir.” İmam Şafi 


 “İnsana¸ faydasız çok bilgiden ziyade¸ edeb ve yüksek terbiye lazımdır.” A. İbni Mübarek


 “Edeb¸ tecrübe ile yani bizzat yaşanarak kazanılır.” İmam Maverdi


 “Ey Rabbim! Beni her ne ceza ile cezalandırırsan cezalandır¸ yalnız hicab (utanma) zilleti ile cezalandırma.” İmam Kuşeyri


 “İnsanın ilim ve edebi¸ en büyük varlığıdır. Eskimez¸ çürümez¸ kaybolmaz.” Mevlâna Celaleddin-i Rumi


“İnsanla hayvan arasındaki fark¸ edeptir.” Mevlâna Celaleddin-i Rumi


 “Dünya gecesini aydınlatacak şemaların en güzeli ve parlağı: Edeptir.” Mevlâna Celaleddin-i Rumi


 “Utanma insanın ruhunda asıldır. İnsanı insan olarak muhafaza eden de budur.” Nasır-ı Husrev


“Her şeyin bir hizmet edicisi vardır. Dinin hizmet edicisi de edeptir.” Abdullah Nibbaci


 “Edeb elbisesi insanın ayıbını göstermeyen ne güzel bir elbise imiş.” Sünbülzâde


 






[1] Tirmizi¸ Birr¸ 71



[2] 53/Necm¸ 3¸ 4.



[3] 59/Haşr¸ 7



[4] 33/Ahzâb¸ 21.



[5] 16/Nahl¸ 44

Sayfayı Paylaş